back to top
Ana Sayfa Haberler Tahliyenin Sevinci, Geciken Adaletin Hüznü

Tahliyenin Sevinci, Geciken Adaletin Hüznü

Bugün Silivri’nin kapıları dokuz kişi için açıldı.

Yunus Göçer, Hasan Yalaz, Alper Aydın, İpek Elif Atayman, Erdinç Çolak, Ahmet Güldü, Yavuz Saltık, Mustafa Karaoğlu ve Halit Burak Atalan aylar süren tutukluluğun ardından özgürlüklerine kavuştu. Cezaevi kapısının önünde bekleyen aileler, eşler, çocuklar ve dostlar onları gözyaşlarıyla karşıladı. Kameralara yansıyan görüntüler, ilk bakışta bir kavuşmanın hikâyesiydi. Fakat dikkatle bakıldığında o gözyaşlarının yalnızca sevinçten akmadığı da görülüyordu.

Çünkü bazı bekleyişler insanın ömründen eksiltir.

Uzun süren tutuklulukların ardından gelen tahliyeler, elbette bir rahatlama yaratır. Ancak geciken adaletin bıraktığı izler, cezaevi kapısından çıkıldığı anda silinmez. Özgürlüğe atılan ilk adımın içinde bile kaybedilmiş zamanların ağırlığı vardır. Çocuklarının büyümesini uzaktan izleyen babaların, anne-babalarının yaşlanmasına tanıklık edemeyen evlatların, yarım kalan hayatların, ertelenen umutların hesabı yalnızca takvim yapraklarıyla tutulamaz.

Bu nedenle bugün yaşanan sevinç tam değildi.

Tahliye edilenlerin yüzlerine yansıyan duygu, yalnızca özgürlüğün mutluluğu değildi. Aynı zamanda içeride bıraktıkları arkadaşlarının hüznü de vardı. Aynı koridorlarda yürüdükleri, aynı belirsizliği paylaştıkları, aynı günlerin yükünü omuzladıkları insanların hâlâ demir kapıların ardında kalmış olması, sevincin üzerine düşen ince bir gölge gibiydi.

Çünkü adalet, bazılarını özgürlüğe kavuştururken diğerlerini geride bırakıyorsa, sevinç ister istemez bölünür.

Bir cezaevinin kapısında yaşanan kavuşmalar, aslında bir toplumun hukukla kurduğu ilişkinin de aynasıdır. Eğer insanlar özgürlüklerine kavuşurken ilk hissettikleri şey yalnızca mutluluk değil de kaybedilmiş zamanların hüznüyse, orada üzerinde düşünülmesi gereken bir sorun vardır. Hukukun amacı yalnızca sonunda doğru kararı vermek değildir; aynı zamanda o kararı zamanında vermektir. Geciken adalet, çoğu zaman adalet olmaktan çıkar ve insanların hayatında telafisi mümkün olmayan boşluklar bırakır.

Bugün Silivri önünde gözyaşları vardı. Fakat o gözyaşlarının içinde birbirine karışan iki duygu bulunuyordu: Kavuşmanın sevinci ve yaşanmamış günlerin hüznü.

Belki de bu yüzden tahliye görüntülerine bakarken insanın aklına tek bir soru geliyor:

Bir insanın özgürlüğü aylarca elinden alındıktan sonra verilen tahliye kararı gerçekten bir başlangıç mıdır, yoksa çoktan kaybedilmiş zamanların ardından gelen eksik bir telafi mi?

Bugün dokuz kişi özgürlüğüne kavuştu. Bu, onların aileleri ve sevenleri için kuşkusuz büyük bir sevinç. Ancak cezaevi kapısından çıkanların gözlerinde okunan şey, yalnızca özgürlüğün mutluluğu değil; geciken adaletin insan ruhunda bıraktığı derin izlerdi.

Ve belki de bu yüzden, bugün Silivri’den yükselen duygu tam olarak sevinç değildi.

Yarım kalmış bir sevincin, kırık bir adalet duygusuyla buluştuğu sessiz bir kavuşmaydı.