AKP’li Şamil Tayyar’ın sosyal medya hesabından yaptığı “devlet içi kimi odaklar gayrinizami oluşumlar içinde” paylaşımı, yalnızca güncel bir siyasi tartışmanın parçası değildir. Bu ifade, Türkiye’de uzun zamandır cevabı muğlak bırakılan temel bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Devlet kimdir? Devlet adına kim konuşabilir? Ve en önemlisi, bir yapının “gayrinizami” olduğuna karar verme yetkisini kimden alır?
Devletin Adına Konuşmak
Şamil Tayyar, X hesabından yaptığı paylaşımda “bir süredir devlet içi kimi odakların Cumhurbaşkanımızın gücünü istismar ederek gayrinizami oluşumlar içinde olduğunu” yazdı. Devamında bu yapıların önce CHP’yi hedef aldığını, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çevresine yöneldiğini, meselenin ise “bir sosyal medya paylaşımından çok daha derin” olduğunu ifade etti.
Bu satırlar ilk bakışta iktidar içindeki bir güç mücadelesine ilişkin siyasi bir değerlendirme gibi okunabilir. Ancak dikkatle bakıldığında, asıl önemli olan suçlama değil, suçlamanın kurulduğu dildir. Çünkü burada bir siyasetçi, yalnızca politik bir kanaat açıklamıyor; “devlet” adına konuşuyor, devlet adına teşhis koyuyor ve görünmeyen bir yapıyı “gayrinizami” ilan ediyor.
Tam da bu noktada durup düşünmek gerekiyor.
Devlet Bir Kişinin Yorumu Olabilir Mi?
Demokratik hukuk devletlerinde “devlet” soyut bir irade değildir. Devlet, anayasa ile sınırlandırılmış kurumların bütünüdür. Onun adına konuşan da bireyler değil; hukuk içinde yetkilendirilmiş kurumlardır.
Eğer ortada yasa dışı bir yapılanma varsa bunu ortaya koyacak olan istihbarat raporları değil, nihayetinde bağımsız yargının kararlarıdır. Eğer bir suç örgütü varsa bunu belirleyecek olan siyasal yorumlar değil, delillerdir.
O halde şu soru kaçınılmazdır:
Bir siyasetçi, hangi hukuki yetkiye dayanarak bir yapıyı “devlet içindeki gayrinizami oluşum” olarak tanımlayabilir?
Bu ifade bir bilgi midir?
Bir kanaat midir?
Yoksa kamuoyuna verilmek istenen siyasi bir mesaj mı?
Belirsizlik İktidarın En Güçlü Aracıdır
Siyaset, çoğu zaman sınırları belirsiz kavramlarla çalışır.
“Devlet.”
“Milli güvenlik.”
“İç odaklar.”
“Paralel yapı.”
“Gayrinizami oluşum.”
Bu kavramlar tanımlanmadıkça açıklayıcı olmaktan çıkar; her dönemin siyasi ihtiyacına göre yeniden doldurulabilecek boş kaplara dönüşür.
İşte tam da burada hukuk ile siyaset birbirinden ayrılır.
Hukuk, kavramları tanımlar.
Siyaset ise çoğu zaman onları muğlak bırakmayı tercih eder.
Çünkü belirsizlik, gücün hareket alanını genişletir.
Devletin Dili İle Siyasetin Dili Aynı Değildir
Bir hukuk devletinde devlet adına konuşan mahkeme kararlarıdır.
Gerekçelerdir.
Delillerdir.
Usuldür.
Siyasetçinin görevi ise eleştirmek, yorumlamak ve görüş açıklamaktır.
Ne zaman ki siyasetçi devlet adına konuşmaya, devlet adına sınıflandırmalar yapmaya, devlet adına “kim içeride, kim dışarıda” demeye başlar; işte o zaman devlet ile iktidar arasındaki çizgi silikleşmeye başlar.
Belki de bugün Türkiye’nin en temel sorunlarından biri tam da budur.
“Devlet” denildiğinde anayasal kurumlar mı anlaşılmaktadır, yoksa siyasal iktidarın kendisi mi?
Çünkü bu ikisi aynı şey değildir.
Asıl Tehlike
Bu yazının konusu Tamar Tanrıyar değildir.
Haklı ya da haksız olması da değildir.
Asıl mesele, bir siyasetçinin kendisini devlet adına konuşabilecek bir konuma yerleştirmesidir.
Modern devlet düşüncesi tam da bunun önüne geçmek için doğdu.
Devlet kişilerin değil, kuralların egemen olduğu düzendir.
Kuralların yerini yorumlar, hukukun yerini siyasi teşhisler almaya başladığında ise devlet görünmez hale gelir; geriye yalnızca onun adına konuşan insanlar kalır.
Bugün üzerinde durmamız gereken asıl soru şudur:
Devlet adına bu kadar kolay konuşulabilen bir yerde, gerçekten konuşan devlet midir; yoksa yalnızca iktidarın dili midir?
- Devlet Adına Kim Konuşuyor? - 28 Haziran 2026
- CHP’nin Reklam Bütçesi Tartışmaları Rakamlarla Yanıtlandı - 26 Haziran 2026
- Tahliyenin Sevinci, Geciken Adaletin Hüznü - 18 Haziran 2026












