Özgür Özel, Veli Ağbaba ve Sera Kadıgil’in yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin dosyaların TBMM’ye sunulması, Türkiye’de milletvekili dokunulmazlığının hukuki bir güvence olmaktan çıkıp siyasi mücadelelerin yeni bir aracına dönüşüp dönüşmediği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Muhalefetin Kürsüsü Yeniden Soruşturma Gölgesinde
Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri, TBMM Başkanlığı’nın “Gelen Kağıtlar” listesinde yayımlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a sevk edildi. Dosyalar arasında YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, YENİ Parti Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’in isimlerinin bulunması, süreci sıradan bir Meclis prosedürünün ötesine taşıyan siyasi bir ağırlık yaratıyor.
Çünkü dokunulmazlık mekanizması, demokratik parlamenter sistemlerde milletvekillerini kişisel ayrıcalıklarla donatmak için değil, seçilmiş temsilcilerin yasama faaliyetlerini siyasi baskı ve yargısal tehdit altında yürütmesini engellemek için bulunuyor. Bu nedenle dokunulmazlığın kaldırılması tartışması yalnızca “milletvekili yargılanmalı mı?” sorusuna indirgenemez; asıl mesele, yargı süreçlerinin siyasal rekabetin parçası haline gelip gelmediğidir.
Hukuki Prosedür, Siyasi Sonuç
Elbette bir milletvekilinin dokunulmazlığının bulunması, hakkında hiçbir hukuki inceleme yapılamayacağı anlamına gelmiyor. Ancak demokratik hukuk devletinde kritik olan, hukuki mekanizmanın hangi koşullarda, hangi gerekçeyle ve ne ölçüde işletildiğidir. Özellikle iktidar ile muhalefet arasındaki siyasal güç dengesinin bu kadar sert olduğu bir ortamda, dokunulmazlık dosyalarının art arda Meclis gündemine taşınması kamuoyunun doğal olarak “hukuk mu, siyasi hesaplaşma mı?” sorusunu sormasına yol açıyor.
Özel’in aynı zamanda YENİ Parti Genel Başkanı olması ise dosyaya ayrı bir siyasi boyut kazandırıyor. Muhalefet partilerinin genel başkanlarının yargısal süreçlerle karşı karşıya kalması, yalnızca ilgili siyasetçinin hukuki durumunu değil, partisinin siyasal faaliyet kapasitesini ve seçmenin iradesinin parlamentoda temsil edilme biçimini de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.
Dokunulmazlık Değil, Muhalefetin Hareket Alanı Tartışılıyor
Türkiye’de dokunulmazlık tartışmaları yıllardır aynı temel paradoksun çevresinde dönüyor: Bir yandan “milletvekilleri suç işlediklerinde yargılanabilmeli” deniliyor, diğer yandan yargı mekanizmalarının siyasi iktidardan bağımsızlığı konusunda ciddi tartışmalar yaşanıyor. Böyle bir zeminde dokunulmazlığın kaldırılması, yalnızca adli bir sürecin önünü açan teknik bir işlem olarak görülemiyor.
Özellikle dosyanın siyasi aktörlere göre dağılımı ve soruşturmaların hangi dönemde gündeme getirildiği, kamuoyu açısından önem taşıyor. Mevcut haber metninde Özel, Ağbaba ve Kadıgil hakkında hazırlanan dosyaların hangi suçlamalara dayandığına ilişkin ayrıntı bulunmuyor. Bu nedenle dosyaların içeriği açıklanmadan, kişilerin suçlu olduğu izlenimi yaratacak bir dil kullanmak da hukuken ve gazetecilik açısından doğru değil. Ancak tam da bu nedenle Meclis’in önündeki sorumluluk daha da büyüyor: Kamuoyunun, dokunulmazlıkların neden kaldırılmak istendiğini açık biçimde bilmesi gerekiyor.
Karma Komisyon’un Önündeki Asıl Sınav
Karma Komisyon’un önündeki mesele yalnızca üç milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmayacağı değil. Daha temel soru, Meclis’in kendi üyelerini siyasi çoğunluğun iradesine karşı koruyabilecek demokratik bir kurum olarak hareket edip edemeyeceği.
Milletvekili dokunulmazlığı, kişiye verilmiş bir imtiyaz olarak değil, seçmenin iradesine ilişkin kurumsal bir güvence olarak ele alınmalı. Bir milletvekili hakkında ciddi bir suç iddiası varsa bunun bağımsız ve tarafsız yargı önünde incelenmesinin yolu elbette açık olmalı; ancak bunun siyasi rekabeti bastıran, muhalefetin sesini kısmaya yarayan veya seçilmiş temsilcileri sürekli bir soruşturma tehdidi altında tutan bir mekanizmaya dönüşmesi demokratik hukuk devleti açısından ciddi bir sorun yaratır.
Bu nedenle Özel, Ağbaba ve Kadıgil’e ilişkin dosyaların bundan sonraki seyri, yalnızca üç siyasetçinin hukuki durumunu değil, TBMM’nin yürütme ve yargı karşısındaki kurumsal bağımsızlığını ve muhalefetin demokratik siyaset yapma alanını da sınayacak.
Türkiye’nin ihtiyacı, dokunulmazlığı iktidarın muhalefete karşı kullandığı ya da muhalefetin kendisini her türlü hukuki sorumluluktan koruduğu bir ayrıcalık alanına çevirmek değil; seçilmiş temsilcilerin siyasi baskıdan korunurken gerçek suç iddialarının da bağımsız yargı tarafından hiçbir ayrıcalık gözetilmeksizin soruşturulabildiği bir hukuk düzeni kurmak.
Kaynak: TBMM Başkanlığı’nın “Gelen Kağıtlar” listesinde yayımlanan Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkereleri ve kullanıcı tarafından paylaşılan haber metni. Dosyaların hangi suçlamalara dayandığına ilişkin ayrıntı, mevcut kaynak metinde yer almamaktadır.










