back to top
Ana Sayfa Haberler Dünyanın Sokaklarından Gazze’ye: Savaşın Üçüncü Yılında Filistin İçin Yükselen Sesler

Dünyanın Sokaklarından Gazze’ye: Savaşın Üçüncü Yılında Filistin İçin Yükselen Sesler

Londra’dan Berlin’e, Roma’dan Dublin’e, Varşova’dan Canberra’ya uzanan Filistin dayanışma gösterilerinde binlerce insan, Gazze’deki saldırıların sona erdirilmesini ve İsrail’e yönelik silah ambargosu ile yaptırımlar uygulanmasını istedi. 10–11 Ekim hafta sonunda Avrupa ve Avustralya’nın birçok kentinde düzenlenen yürüyüşlerde yalnızca İsrail’in askerî operasyonları değil, Batılı hükümetlerin silah ticareti, diplomatik ilişkileri ve savaş karşısındaki sorumlulukları da protesto edildi. Üç yılın ardından sokaklara taşınan itiraz, Gazze’nin artık yalnızca Ortadoğu’nun değil, uluslararası siyasetin ve insanlığın ortak vicdanının tartışma konusu olduğunu bir kez daha gösterdi.

Dünyanın birbirinden uzak kentlerinde, farklı diller konuşan insanlar bu hafta sonu aynı coğrafyanın acısını taşıyarak sokaklara çıktı. Londra’da Westminster Köprüsü’nden geçen kalabalık, Berlin’de parlamento ile başbakanlık binası arasında toplanan göstericiler, Roma’da Filistin bayraklarıyla yürüyen öğrenciler, Dublin’de dayanışma çağrısına katılan yurttaşlar ve Avustralya’nın büyük kentlerindeki protestocular, üç yıldır Gazze’den gelen ölüm ve yıkım haberlerinin ardından hükümetlerinin tutumunu sorguladı. Birbirinden farklı toplumsal ve siyasal geçmişlere sahip bu insanların ortaklaştığı nokta, savaşın sona erdirilmesi ve İsrail’e sağlanan askerî desteğin durdurulması talebiydi. Savaşın yaşandığı yerle ona silah, teknoloji ve diplomatik destek sağlayan ülkeler arasındaki mesafenin, haritalarda göründüğü kadar büyük olmadığı düşüncesi, gösterilerin en belirgin siyasi içeriğini oluşturdu.

7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde İsrail’e düzenlenen ve yaklaşık 1.200 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıların ardından başlayan İsrail’in Gazze harekâtı, üçüncü yılını geride bırakırken ağır bir insani bilanço yarattı. Gazze Sağlık Bakanlığının verilerine göre savaşın başlangıcından bu yana 74 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi; yerleşim alanlarının büyük bölümü yıkıldı, yüz binlerce insan evlerinden uzaklaştırıldı. Bir yıl önce başlayan ateşkese karşın saldırıların ve can kayıplarının devam etmesi, bu yılki gösterilerin başlıca nedenlerinden biri oldu. Göstericiler ve çeşitli insan hakları kuruluşları yaşananları soykırım olarak nitelendirirken İsrail yönetimi bu suçlamayı reddediyor. Sokaklarda dile getirilen taleplerin merkezinde ise hukuki nitelemeden bağımsız olarak sivillerin korunması, insani yardımların ulaştırılması ve savaşın yeniden genişlemesini önleyecek somut adımların atılması bulunuyordu.

Londra: Silah Ticaretinden Siyasi Sorumluluğa

Britanya’nın başkenti Londra, hafta sonunun en dikkat çekici gösterilerinden birine sahne oldu. Filistin Dayanışma Kampanyası ve birlikte hareket ettiği kuruluşların çağrısıyla toplanan binlerce kişi, Thames kıyısından Westminster’a ve hükümet binalarına doğru yürüdü. Göstericilerin taşıdığı pankartlarda savaşın sona erdirilmesi, Filistin’in özgürlüğü ve İsrail’e kapsamlı yaptırımlar uygulanması talepleri öne çıktı. Organizatörler katılımın 250 bine ulaştığını açıklarken uluslararası ajanslar bu sayıyı bağımsız olarak doğrulayamadı. Ancak yürüyüşün büyüklüğünden daha önemli olan, göstericilerin taleplerini doğrudan Britanya hükümetinin politikalarına yöneltmesiydi.

Eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn de yürüyüşe katılarak İsrail’e yönelik silah desteğinin derhâl durdurulmasını istedi. Corbyn, Gazze’de yaşananların üçüncü yılında bombardımanların, açlığın ve ağır insan hakları ihlallerinin sorumluluğunun yalnızca İsrail hükümetinin kararlarıyla sınırlı olmadığını, İsrail’e destek sağlayan devletlerin de kendi politikalarını sorgulaması gerektiğini savundu. Filistin Dayanışma Kampanyası yöneticisi Aimee Shalan ise Batılı ülkelerin yerleşimci şiddeti nedeniyle uyguladığı sınırlı yaptırımları yetersiz bularak İsrail’e kapsamlı yaptırım çağrısında bulundu.

Londra’daki yürüyüş, Britanya’nın silah ihracatı politikası üzerindeki tartışmayı da yeniden gündeme taşıdı. Hükümetin bazı ihracat izinlerini askıya almasına rağmen uluslararası savunma sanayisi tedarik zincirlerinin ve özellikle F-35 savaş uçağı programının bütünüyle durdurulmaması, Filistin dayanışma hareketinin eleştirileri arasında bulunuyor. Bu tartışma, devletlerin insan haklarına ilişkin açıklamalarıyla askerî ittifakları ve ekonomik ilişkileri arasında nasıl bir denge kurduğu sorusunu öne çıkarıyor. Bir ülkede savaşın sona ermesini isteyen insanların, kendi ülkelerindeki fabrikaların, şirketlerin ve hükümet kararlarının o savaşla ilişkisini sorgulaması, gösterinin en belirgin toplumsal yönlerinden birini oluşturuyordu.

Londra polisi yürüyüş sırasında 20 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltıların bir bölümü Britanya’da yasaklı örgütler arasında bulunan Palestine Action’a destek verildiği iddiasıyla ilgiliydi. Yürüyüş güzergâhında İsrail yanlısı küçük bir karşı gösteri de düzenlendi. Böylece Filistin dayanışması kadar protesto hakkı, kamu düzeni ve antisemitizmle mücadele başlıkları da Britanya kamuoyundaki tartışmanın parçaları olarak öne çıktı.

Berlin, Roma, Varşova ve Dublin: Avrupa’nın Kendi Hükümetlerine Yönelttiği Sorular

Almanya’nın başkenti Berlin’de United for Palestine hareketinin düzenlediği yürüyüşe polis verilerine göre yaklaşık 3 bin 500 kişi katıldı. Başbakanlık ile Federal Meclis arasındaki alandan başlayan gösteride, Almanya’nın İsrail’e yönelik silah ihracatı ve askerî desteği protesto edildi. Almanya’nın İsrail’le ilişkilerinde, Nazi döneminde Avrupa Yahudilerine karşı işlenen soykırımın tarihsel sorumluluğu belirleyici bir yer tutuyor. Göstericiler ise bu tarihsel sorumluluğun Filistinli sivillerin haklarının korunmasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Berlin’deki protestonun siyasi anlamı, geçmişin ağır tarihsel mirasıyla bugünün uluslararası hukuk yükümlülüklerinin nasıl bağdaştırılacağı sorusunda yoğunlaştı.

İtalya’nın başkenti Roma’da Filistinli öğrenci hareketlerinin de katıldığı gösteriler düzenlendi. Filistin bayrakları ve savaş karşıtı pankartlarla yürüyen protestocular, Gazze’ye yönelik saldırıların sona erdirilmesini ve İtalya’nın İsrail’le ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesini istedi. İtalya’nın Torino kentinde de dayanışma gösterileri yapıldı. Başkent dışındaki bu eylemler, protestoların yalnızca ulusal parlamentoların bulunduğu meydanlarla sınırlı kalmadığını, üniversite çevrelerine ve farklı kentlerin kamusal alanlarına yayıldığını gösterdi.

Polonya’nın başkenti Varşova’da yürüyen göstericiler de İsrail’e verilen desteğin sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Filistin’le dayanışma ve İsrail’e desteğin durdurulması taleplerini taşıyan pankartlar, gösterinin öne çıkan mesajları arasındaydı. İrlanda’nın başkenti Dublin’de ise Irish Palestine Solidarity Campaign tarafından düzenlenen yürüyüşte Gazze’deki saldırıların sona erdirilmesi istendi. İrlanda’daki gösteri, Filistin meselesinin ülkedeki sivil toplum örgütleri ve dayanışma hareketleri tarafından gündemde tutulduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Avrupa’nın bu dört başkentindeki yürüyüşlerin ortak noktası, savaşın sona erdirilmesi çağrısının hükümetlerin dış politika tercihlerine yönelmesiydi. Göstericiler yalnızca İsrail yönetiminin kararlarını protesto etmekle kalmadı; kendi ülkelerinin silah satışlarını, askerî iş birliklerini ve diplomatik tutumlarını da tartışmaya açtı. Böylece Gazze’de yaşananlar, Avrupa toplumlarının kendi devletleriyle kurduğu ilişkinin de konusu hâline geldi. İnsan haklarının evrenselliğini savunan bir siyasi düzenin, bu hakların korunması söz konusu olduğunda hangi ekonomik ve stratejik ilişkileri değiştirmeye hazır olduğu sorusu, yürüyüşlerin ortak arka planında yer aldı.

Avustralya: Canberra’dan Sydney’e Yayılan Dayanışma

Avrupa’daki gösterilerin ardından 11 Ekim Pazar günü Avustralya’nın birçok kentinde Filistin dayanışma eylemleri düzenlendi. Başkent Canberra’nın yanı sıra Sydney, Melbourne, Brisbane ve Hobart’ta gerçekleştirilen etkinliklerde İsrail’e yaptırım uygulanması, askerî ilişkilerin gözden geçirilmesi ve Filistinlilerin haklarının korunması talepleri öne çıktı. Avustralya’daki protestolar, uluslararası dayanışma hareketinin Avrupa’yla sınırlı kalmadığını ve hükümetlerin dış politika tercihlerinin farklı kıtalarda da tartışıldığını gösterdi.

Sydney’de Hyde Park’ta toplanan binlerce kişi kent merkezinde yürüyüş gerçekleştirdi. Gösteride İsrail’e silah sağlanmasının durdurulması, işgalin sona erdirilmesi ve Avustralya hükümetinin daha somut adımlar atması istendi. Yeşiller Senatörü Mehreen Faruqi ve insan hakları savunucusu Grace Tame’in de yer aldığı gösteride, Başbakan Anthony Albanese hükümetinin İsrail’e yönelik politikaları eleştirildi. Gösterinin bazı pankartları ve kullanılan ifadeler ise Yeni Güney Galler Başbakanı Chris Minns ile Yahudi toplumunu temsil eden kuruluşların tepkisini çekti. Bu kuruluşlar, antisemitik söylemlerin protestolar içinde yer bulmaması gerektiğini vurguladı.

Brisbane’de Queen’s Gardens’ta düzenlenen ve yaklaşık bin kişinin katıldığı bildirilen gösteride talepler daha somut siyasi başlıklarda toplandı. Katılımcılar Avustralya’nın İsrail’e yaptırım uygulamasını, İsrail büyükelçisinin sınır dışı edilmesini ve kamu kaynaklarının İsrail’in askerî faaliyetleriyle bağlantılı savunma teknolojisi şirketlerinden çekilmesini istedi. Organizatör Remah Naji, bu taleplerin amacının İsrail üzerinde siyasi ve ekonomik baskı oluşturmak olduğunu belirtti. Böylece Brisbane’deki yürüyüş, uluslararası dayanışmanın yalnızca ahlaki bir çağrı olarak kalmayıp devletlerin ticari ve diplomatik kararlarına yönelen talepler de içerdiğini gösterdi.

Birbirinden Uzak Kentlerde Aynı Tartışma

Hafta sonu gösterilerinin kapsamı, doğrulanmış haberlerin ötesinde çok daha geniş bir uluslararası hareketliliğe işaret ediyor. Kopenhag, Wellington, Auckland, Montreal ve Seul gibi kentler için de Filistin dayanışması kapsamında eylem çağrıları yapıldı. Bununla birlikte çağrıların yayımlanmış olması, her bir etkinliğin gerçekleştiğini veya duyurulan katılımla yapıldığını tek başına doğrulamıyor. Bu nedenle bu kentlerdeki duyurularla Londra, Berlin, Roma, Dublin, Varşova ve Avustralya’daki haberleştirilmiş gösterileri birbirinden ayırmak gerekiyor.

Uluslararası gösterilerin ortaya koyduğu tablo, birbirinden uzak toplumların aynı olaya farklı tarihsel deneyimlerden bakarken benzer sorular sormaya başladığını gösteriyor. Berlin’de geçmişin tarihsel sorumluluğu, Londra’da silah ticareti, Roma’da öğrenci hareketlerinin dayanışması, Dublin’de sivil toplumun çağrısı, Canberra ve Sydney’de hükümetin dış politika tercihleri öne çıkıyor. Farklı ülkelerde farklı biçimlerde dile getirilen bu talepler, savaşın yalnızca cephede alınan kararlarla açıklanamayacağını; onu çevreleyen diplomatik, ekonomik ve askerî ilişkilerin de kamuoyu tarafından sorgulandığını ortaya koyuyor.

Üç yıl boyunca Gazze’den gelen görüntüler, ölüm sayılarını, yıkılmış mahalleleri ve yerinden edilmiş insanların yaşamlarını dünyanın gündemine taşıdı. Ancak sayılar büyüdükçe, her bir sayının ardındaki insan hayatını görmek de zorlaşabiliyor. Bir çocuğun kaybettiği ev, bir annenin ulaşamadığı hastane, bir ailenin geri dönemediği mahalle, uluslararası toplantıların ve diplomatik açıklamaların içinde çoğu zaman yalnızca istatistiğe dönüşüyor. Sokaklara çıkan insanların bir bölümü, bu kaybolan insan hikâyelerini yeniden görünür kılmaya çalışırken bir bölümü de hükümetlerinden somut politika değişiklikleri talep ediyor.

Londra’dan Canberra’ya uzanan yürüyüşlerin ardından geriye yalnızca kaç kişinin hangi meydanda toplandığı sorusu kalmıyor. Devletlerin barış ve insan hakları konusunda söyledikleriyle ekonomik ve askerî ilişkilerinde yaptıkları arasındaki mesafenin nasıl kapatılacağı sorusu da önemini koruyor. Gazze’de yaşamını yitirenlerin geri getirilemeyeceği, yıkılan evlerin ve dağılan hayatların kısa sürede onarılamayacağı gerçeği karşısında, dünyanın farklı başkentlerinde dile getirilen taleplerin hükümet politikalarında ne ölçüde karşılık bulacağı ise henüz açık değil. Üç yılın sonunda meydanlardan yükselen seslerin ortaklaştığı yer, bu sorumluluğun yalnızca savaşın yaşandığı coğrafyaya bırakılamayacağı düşüncesi oluyor.


TB / Agence France-Presse, Reuters, Associated Press, Al Jazeera, ITV News, Al-Monitor, Dawn, Jewish Telegraphic Agency, News.com.au, The Daily Telegraph Australia, The Courier-Mail, Global Sumud Flotilla.