back to top
Ana Sayfa Haberler Elektriğin Faturası Halka, Milyarlar Şirketlere

Elektriğin Faturası Halka, Milyarlar Şirketlere

AKP döneminde enerji alanındaki özelleştirmelerle özel şirketlere devredilen elektrik dağıtım sistemi, yurttaşı yüksek faturalar ve sosyal yardıma bağımlılıkla baş başa bırakırken kamu bütçesinden dağıtım şirketlerine yapılan ödemeler sürüyor; BirGün’ün derlediği verilere göre yalnızca 2026’nın ilk yedi ayında şirketlere aktarılan “Genel Aydınlatma” ödemesi 6,46 milyar liraya ulaştı, aynı dönemde 1 milyon 892 bin 784 hane ise elektrik faturasını sosyal yardım olmadan ödeyemedi.

Türkiye’de elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesinin üzerinden yıllar geçerken, sistemin temel çelişkisi giderek daha görünür hale geliyor: Kamuya ait bir hizmet özel şirketler eliyle yürütülüyor, ancak bu şirketlerin belirli giderleri için kamu kaynakları kullanılmaya devam ediyor. Yurttaş ise aynı dönemde artan elektrik maliyetleri karşısında sosyal yardıma daha fazla bağımlı hale geliyor.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberinde yer alan verilere göre, 2013 itibarıyla Türkiye’de elektrik dağıtımının tamamı özel şirketlere devredildi ve dağıtım faaliyetleri 21 şirket tarafından yürütülmeye başlandı. Özelleştirmelerin temel gerekçeleri arasında verimlilik, yatırım ve hizmet kalitesinin artırılması gösterilirken, sonraki yıllarda ortaya çıkan tablo kamu kaynakları ile özel şirketlerin gelirleri arasındaki ilişkinin yeniden tartışılmasını zorunlu kılıyor.

Buradaki temel mesele yalnızca devletin şirketlere ödeme yapması değil. Elektrik gibi yaşamsal bir hizmetin piyasalaştırılmasının ardından ortaya çıkan maliyetlerin kim tarafından taşındığıdır.

Özelleştirmeden Sonra Kamu Ödemeleri Sürdü

AKP hükümetleri döneminde hız kazanan özelleştirme politikalarının enerji alanındaki en önemli adımlarından biri elektrik dağıtımının özel sektöre devredilmesi oldu. 2013 yılı itibarıyla kamu eliyle yürütülen dağıtım hizmetlerinin tamamı özel şirketlerin kontrolüne geçti. BirGün’ün aktardığı verilere göre bugün dağıtım faaliyetleri 21 şirket üzerinden yürütülüyor.

Ancak “özelleştirme” kamu ile şirket arasındaki mali ilişkinin sona ermesi anlamına gelmedi.

Sokak ve caddelerin aydınlatılmasında kullanılan elektriğin bedeli kapsamında şirketlere merkezi bütçeden yapılan “Genel Aydınlatma Ödemeleri” bunun en somut örneklerinden biri.

BirGün’ün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerinden aktardığı rakamlara göre elektrik dağıtım şirketlerine yapılan genel aydınlatma ödemeleri 2022’de 10,4 milyar lira, 2023’te 23,6 milyar lira, 2024’te 32,5 milyar lira ve 2025’te 36,5 milyar lira oldu. 2026’nın yalnızca Ocak-Temmuz döneminde ise ödeme 6 milyar 459 milyon 321 bin liraya ulaştı.

Bu rakamlar tek başına şirketlerin haksız kazanç sağladığını kanıtlamıyor; genel aydınlatma hizmetinin bir maliyeti bulunuyor. Ancak özelleştirilen bir kamu hizmetinde kamu bütçesinin şirketlere yaptığı ödemelerin büyüklüğü ile yurttaşın aynı hizmet için katlandığı maliyet arasındaki ilişkinin şeffaf biçimde sorgulanmasını gerektiriyor.

Elektrik Şirketlerinin Kasası, Hanelerin Bütçesi

Sorunun diğer yüzünde ise elektrik faturasını ödemekte zorlanan milyonlar bulunuyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre 2026’nın ilk yarısında 1 milyon 892 bin 784 haneye elektrik tüketim desteği sağlandı. Başka bir ifadeyle yaklaşık 1,9 milyon hane, temel bir ihtiyaç olan elektriğin bedelini kendi gelirleriyle karşılayamadığı için sosyal yardım mekanizmasına ihtiyaç duydu.

Bu tablo, enerji politikasındaki çelişkiyi çıplak biçimde ortaya koyuyor.

Bir tarafta elektrik dağıtım şirketlerinin belirli hizmetleri karşılığında merkezi bütçeden milyarlarca lira alması; diğer tarafta milyonlarca hanenin elektrik faturasını ödeyebilmek için sosyal yardıma ihtiyaç duyması.

Devlet bir yandan şirketlerin maliyetlerini karşılıyor, diğer yandan aynı yurttaşların elektrik faturalarını ödeyebilmesi için sosyal destek sağlıyor.

Böylece kamu bütçesi iki ayrı kanaldan enerji sisteminin içine giriyor: Bir tarafta şirketlere yapılan ödemeler, diğer tarafta faturayı karşılayamayan hanelere yapılan sosyal yardımlar.

Bu durum, elektrik piyasasının ne ölçüde gerçekten “piyasalaştırılmış” olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.

Kâr Özel, Risk Ve Maliyet Kamusal Mı?

Elektrik dağıtımının özelleştirilmesiyle birlikte altyapı yatırımlarının, işletme verimliliğinin ve hizmet kalitesinin özel sektör tarafından daha etkin biçimde sağlanacağı savunuldu.

Fakat burada temel ekonomik soru değişmedi:

Elektrik dağıtımında özel şirketlerin üstlendiği risk ile kamunun üstlendiği maliyet arasında nasıl bir paylaşım var?

Örneğin Ankara’da faaliyet gösteren Başkent EDAŞ, 2026’nın ilk yarısında elektrik dağıtım altyapısına 1,8 milyar liralık yatırım yaptığını açıkladı. Şirketin açıklamasına göre bu yatırımlar kapsamında yeni kablo hatları, trafolar, aydınlatma sistemleri ve dağıtım panoları devreye alındı.

Bu tür yatırımlar, özel şirketlerin de altyapı sorumluluğu üstlendiğini gösteriyor.

Ancak kamu açısından asıl mesele, şirketlerin ne kadar yatırım yaptığı kadar, bu yatırımların hangi gelir ve teşvik mekanizmalarıyla finanse edildiği ve yurttaşa nasıl yansıdığıdır.

Çünkü elektrik dağıtımı doğal tekel niteliği taşıyan bir hizmet. Yurttaşın bulunduğu bölgede “başka bir dağıtım şirketinden hizmet alma” seçeneği bulunmuyor. Dolayısıyla klasik piyasa rekabetinin disiplin mekanizmaları burada sınırlı.

Bu nedenle dağıtım şirketleri üzerindeki kamu denetiminin güçlü olması gerekiyor.

6,5 Milyar Liranın Alternatif Maliyeti

BirGün’ün hesaplaması, 2026’nın ilk yedi ayında genel aydınlatma kapsamında yapılan yaklaşık 6,5 milyar liralık ödemenin kamu açısından alternatif kullanım alanlarını da ortaya koyuyor.

Haberdeki hesaplamaya göre bu tutarla, KYK’nın aylık 4 bin liralık bursu esas alındığında 134 bin 562 öğrencinin bir yıllık bursu karşılanabilirdi. Aynı kaynakla 24 derslikli 76 devlet okulu yapılabileceği, 8 bin 280 ücretli öğretmenin kadroya geçirilebileceği veya 5 bin 870 yeni kadrolu öğretmenin bir yıllık bütçe yükünün karşılanabileceği hesaplandı.

BirGün’ün hesabında ayrıca 500 bin ilkokul öğrencisine 108 gün boyunca ücretsiz öğle yemeği verilmesi, 4 bin 300 kamu sağlık personelinin bir yıllık maaş ve özlük giderlerinin karşılanması ya da 550’den fazla aile sağlığı merkezi inşa edilmesi gibi alternatifler de sıralanıyor.

Bu hesaplamalar, söz konusu 6,5 milyar liranın teknik olarak bütçeden başka alanlara aktarılabileceğini gösteren bir alternatif maliyet hesabı. Elbette genel aydınlatma hizmetinin de kamu tarafından karşılanması gereken bir gider olduğu unutulmamalı.

Ancak tartışmanın asıl önemi burada.

Kamu kaynaklarının sınırlı olduğu bir ülkede, her harcama aynı zamanda başka bir kamu hizmetinden vazgeçmenin maliyetidir.

Elektrik Artık Sadece Bir Fatura Değil

Elektrik, modern toplumlarda yurttaşın isteğe bağlı olarak tüketebileceği sıradan bir ticari ürün olmaktan çıktı.

Isınma, aydınlanma, gıda saklama, iletişim, eğitim, sağlık ve çalışma hayatı doğrudan elektrik enerjisine bağlı. Bu nedenle elektrik faturası ödenemediğinde ortaya çıkan sorun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir hak ve yaşam standardı sorunu haline geliyor.

Yaklaşık 1,9 milyon hanenin elektrik desteğine ihtiyaç duyması bu nedenle sıradan bir sosyal yardım istatistiği olarak görülemez.

Bu tablo, enerji yoksulluğunun Türkiye’de giderek daha önemli bir sorun haline geldiğini gösteriyor.

Öte yandan dağıtım şirketlerine yapılan kamu ödemelerinin büyüklüğü, enerji politikasının kimin ihtiyaçlarına göre şekillendiği sorusunu gündeme getiriyor.

Şirketlerin finansal sürdürülebilirliği korunurken yurttaşların enerjiye erişiminin neden sosyal yardıma bağlandığı açıklanmak zorunda.

Özelleştirmenin Asıl Bilançosu Nerede?

Elektrik dağıtımının özelleştirilmesinden bugüne bakıldığında, kamuoyunun önüne yalnızca “kaç şirket özelleştirildi, ne kadar gelir elde edildi?” sorusunun konulması yeterli değil.

Gerçek bilanço çok daha geniş tutulmalı:

Özelleştirmelerden devlet ne kadar gelir elde etti?

Şirketlere hangi teşvikler verildi?

Bugüne kadar merkezi bütçeden dağıtım şirketlerine ne kadar ödeme yapıldı?

Şirketlerin altyapı yatırımları ne kadar?

Dağıtım tarifelerinin oluşumunda hangi maliyetler dikkate alınıyor?

Kamu, özel şirketlerin hangi risklerini üstleniyor?

Ve en önemlisi:

Özelleştirmeler yurttaşa daha ucuz, daha kaliteli ve daha güvenilir elektrik sağladı mı?

Eğer cevap “evet” ise bunun ölçülebilir göstergeleri kamuoyuna açıklanmalı.

Eğer cevap “hayır” ise özelleştirme modelinin neden sürdürüldüğü tartışılmalı.

Kamu Hizmeti Piyasaya Devredildi, Kamu Sorumluluğu Devredilmedi

Elektrik dağıtımının özel şirketlere devredilmesiyle devletin sorumluluğu ortadan kalkmadı.

Tam tersine elektrik gibi stratejik ve yaşamsal bir hizmette devletin düzenleme, denetleme ve yurttaşın temel enerjiye erişimini güvence altına alma sorumluluğu devam ediyor.

Bu nedenle bugün ortaya çıkan tabloyu yalnızca “şirketler kamu bütçesinden para alıyor” cümlesine indirgemek eksik olur.

Daha derin çelişki şurada:

Kamu hizmeti özel şirketlere bırakılmış durumda; fakat bu hizmetin toplumsal sonuçları hâlâ kamunun sırtında.

Elektrik faturası yükseldiğinde yurttaş ödüyor.

Ödeyemediğinde sosyal yardım mekanizması devreye giriyor.

Dağıtım hizmetinin belirli maliyetlerinde kamu ödemesi yapılıyor.

Altyapı yetersiz kaldığında siyasi sorumluluk yine kamu yönetimine dönüyor.

Şirket ise ticari bir işletme olarak faaliyetini sürdürüyor.

Bu modelin gerçekten kamu yararına olup olmadığı artık yalnızca ideolojik bir tartışma değil; milyarlarca liralık bütçe ödemeleri ve milyonlarca hanenin sosyal yardıma bağımlılığı üzerinden ölçülebilecek somut bir ekonomik mesele.

Fatura Kime Kesiliyor?

BirGün’ün ortaya koyduğu rakamlar, elektrik sektöründeki özelleştirme modelinin en temel sorusunu yeniden gündeme taşıyor: Elektrik piyasası kimin için çalışıyor?

Bir yanda 2026’nın yalnızca yedi ayında elektrik dağıtım şirketlerine yapılan 6,459 milyar liralık genel aydınlatma ödemesi. Diğer yanda aynı yılın ilk yarısında elektrik tüketim desteğine ihtiyaç duyan 1 milyon 892 bin 784 hane.

Bu iki rakam aynı bütçe kalemini ifade etmiyor; dolayısıyla aralarında doğrudan bir “şirketlere verilen para, yurttaştan alınan para” denklemi kurmak teknik olarak doğru olmaz.

Fakat ikisinin aynı enerji sisteminin içinde ortaya çıkması, kamusal kaynakların enerji alanında nasıl dağıtıldığı ve enerji yoksulluğunun neden büyüdüğü sorularını daha da önemli hale getiriyor.

Özelleştirme yıllarında yurttaşa “daha verimli ve daha kaliteli hizmet” vaadi sunuldu.

Bugün ise milyonlarca hane elektrik faturasını ödeyebilmek için sosyal yardıma ihtiyaç duyuyor.

Şirketlerin finansal sürdürülebilirliği için kamu mekanizmaları devrede.

Ve elektrik gibi vazgeçilmez bir hizmetin bedelini ödeyemeyen yurttaşların sayısı milyonlarla ifade ediliyor.

Sorun artık yalnızca elektriğin ne kadar pahalı olduğu değil; elektrik sisteminin ürettiği değerin kime, maliyetin ise kime dağıtıldığıdır.

Enerjinin özelleştirilmesiyle kamu elinden çıkan dağıtım sistemi, kamu sorumluluğundan çıkmadı.

Kârın özel, maliyetin kamusal, faturanın ise yurttaşa kesildiği bir model sürdürülebilir olabilir; ama bunun kamu yararı olarak adlandırılması giderek zorlaşıyor.


  • TB / BirGün, Kocaeli Gazetesi, Evrensel