back to top
Ana Sayfa Haberler Ekonomi Enflasyon Hedefi Yine Duvara Çarptı

Enflasyon Hedefi Yine Duvara Çarptı

TÜİK’in yüzde 31,51 olarak açıkladığı yıllık enflasyon, Türkiye’yi Venezuela, İran, Güney Sudan ve Arjantin’in ardından dünyanın en yüksek enflasyona sahip beşinci ülkesi konumunda bırakırken, Merkez Bankası’nın yüzde 24’lük yeni yıl sonu hedefinin yüzde 92’si daha ağustos bitmeden gerçekleşti. Ekonomistler, mevcut tabloyla yüzde 28’lik yıl sonu tahmininin bile tutmasının güç olduğunu, yıl sonunda enflasyonun yüzde 32’nin üzerine çıkabileceğini belirtiyor.

Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele iddiası, ağustos verileriyle bir kez daha ağır bir sınavdan geçti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre tüketici fiyatları ağustosta aylık bazda yüzde 1,84 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 31,51 olarak gerçekleşti.

Böylece yılın ilk sekiz ayında tüketici fiyatlarındaki toplam artış yüzde 22,07’ye ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde bu oran yüzde 21,50 seviyesindeydi. Başka bir ifadeyle, fiyat artışlarını kalıcı biçimde aşağı çekme hedefiyle yürütülen ekonomi politikalarına karşın, yılın ilk sekiz ayındaki enflasyon geçen yılın aynı döneminin dahi üzerine çıktı.

Hedefler Her Seferinde Yeniden Yazılıyor

Enflasyon tablosundaki en dikkat çekici unsurlardan biri yalnızca fiyatların yüksekliği değil, iktidarın ve Merkez Bankası’nın hedefleri arasındaki sürekli revizyonlar oldu.

2026 yılı için başlangıçta yüzde 16 olarak belirlenen yıl sonu enflasyon hedefi, Merkez Bankası tarafından yüzde 15-21 aralığında öngörülmüş ve yüzde 16 hedefi korunmuştu. Ancak gerçekleşmeler hedefleri kısa sürede geçersiz hale getirdi. Merkez Bankası daha sonra yıl sonu tahminini yüzde 26’ya, ardından yüzde 28’e yükseltti. Enflasyon hedefi ise yüzde 24’e revize edildi.

Gelinen noktada sekiz aylık yüzde 22,07’lik enflasyon, revize edilen yüzde 24’lük hedefin yüzde 92’sine ulaştı. Başlangıçtaki yüzde 16’lık hedef ise çok daha önce geride kaldı.

Ekonomistlerin değerlendirmesi bu nedenle yalnızca bir rakam tartışmasına işaret etmiyor. Asıl sorun, ekonomik programın öngörü kapasitesinin giderek zayıflaması. Hedefler gerçekleşmelerin gerisinde kaldıkça yeniden belirleniyor; ancak yeni hedeflerin de yıl tamamlanmadan aşılma riski ortaya çıkıyor.

Yüzde 28 İçin Bile Zor Bir Denklem

Merkez Bankası’nın yüzde 28’lik yıl sonu tahmininin gerçekleşebilmesi için önümüzdeki dört ayda toplam enflasyonun yaklaşık yüzde 4,9 ile sınırlı kalması gerekiyor. Bu da aylık ortalama enflasyonun yüzde 1,3’ün altında gerçekleşmesini zorunlu kılıyor.

Ancak yılın son dört ayına ilişkin ekonomik ve mevsimsel göstergeler bu hedefi daha da tartışmalı hale getiriyor. Özellikle eylül ve ekim aylarında eğitim ve okul masraflarındaki artışın enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı yaratması bekleniyor.

Ekonomistler, geçen yılın son dört ayında toplam enflasyonun yüzde 7,7 olduğunu hatırlatarak, benzer bir seyir yaşanması halinde yüzde 28 tahmininin aşılabileceğine dikkat çekiyor. Mevcut eğilimin korunması durumunda 2026 sonunda yıllık enflasyonun yüzde 32’nin üzerine çıkabileceği öngörülüyor.

Türkiye Enflasyon Liginde İlk Beşte

Türkiye’nin enflasyon sorunu yalnızca iç ekonomik dengeler açısından değil, küresel karşılaştırmalar bakımından da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

TÜİK’in açıkladığı yüzde 31,51’lik yıllık enflasyon esas alınarak yapılan sıralamada Türkiye, Venezuela’nın yüzde 576, İran’ın yüzde 87,9, Güney Sudan’ın yüzde 58,21 ve Arjantin’in yüzde 33,8’lik enflasyonunun ardından dünyada en yüksek enflasyona sahip beşinci ülke olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin yüzde 31,51’lik yıllık enflasyonu, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında ise çok daha çarpıcı bir ayrışmaya işaret ediyor. Türkiye’yi Avrupa’da ikinci sırada Romanya yüzde 8,2’lik yıllık enflasyonla izliyor.

Aradaki fark yalnızca birkaç puanlık bir makas değil. Türkiye’nin enflasyonunun Avrupa’daki ikinci ülkenin yaklaşık dört katına ulaşması, ekonomik istikrar açısından yaşanan ayrışmanın boyutunu gösteriyor.

Avrupa’dan Ve G20’den Ayrışan Ekonomi

Türkiye’nin ilk sekiz ayda yaşadığı yüzde 22,07’lik enflasyon, Avrupa’daki ülkelerin yıllık enflasyon oranlarının tamamının üzerinde bulunuyor. Bu tablo, Türkiye’de fiyat artışlarının artık yalnızca yüksek değil, uluslararası ölçekte de olağanüstü bir seviyede seyrettiğini gösteriyor.

G20 ülkeleri arasında da tablo değişmiyor. Türkiye, Arjantin’in ardından en yüksek enflasyona sahip ikinci ülke konumunda.

Bu durum ekonomi politikalarının temel çelişkisini ortaya çıkarıyor: Enflasyonla mücadele söylemi güçlü biçimde sürdürülürken, vatandaşın karşı karşıya kaldığı fiyat artışları henüz kalıcı bir gerileme eğilimine girmiş değil. Üstelik sekiz aylık enflasyonun yüzde 22,07’ye ulaşması, yılın geri kalanında daha düşük aylık oranlara ihtiyaç duyulmasını zorunlu kılıyor.

Rakamların Ötesinde: Kaybolan Öngörü

Enflasyon tartışmasının en kritik boyutu, yalnızca yüzde 31,51’lik oranın kendisi değil. Asıl mesele, ekonominin geleceğine ilişkin öngörülerin ne ölçüde güvenilir olduğu.

Bir ekonomide hedeflerin gerçekleşmemesi tek başına olağandışı değildir. Ancak hedeflerin yıl içinde art arda yukarı yönlü revize edilmesi, başlangıçta belirlenen rakamların kısa sürede anlamını yitirmesi ve her yeni tahminin de gerçekleşmeler tarafından tehdit edilmesi, ekonomi yönetiminin güvenilirliği açısından ciddi bir sorun yaratır.

Çünkü yüksek enflasyon yalnızca market etiketlerini değiştirmez. Ücretlerin satın alma gücünü aşındırır, tasarruf davranışlarını bozar, konut ve eğitim gibi temel ihtiyaçları daha erişilmez hale getirir ve geleceğe ilişkin ekonomik planlamayı zorlaştırır.

Bu nedenle enflasyon, Merkez Bankası’nın tablolarındaki bir yüzde oranından ibaret değildir. Milyonlarca insan açısından ay sonunda maaşın neden daha erken tükendiğinin, aynı alışveriş sepetinin neden her ay daha pahalıya mal olduğunun karşılığıdır.

Hedef Tutmayınca Hedef Değişiyor

Türkiye ekonomisinin son dönemdeki en önemli sorunlarından biri de tam burada ortaya çıkıyor: Başlangıçta yüzde 16 olarak açıklanan hedef yüzde 24’e taşınmış durumda; yüzde 28’lik tahmin ise daha yıl bitmeden ciddi bir riskle karşı karşıya.

Eğer yıl sonunda enflasyon yüzde 32’nin üzerine çıkarsa, mesele yalnızca bir tahmin hatası olarak değerlendirilemeyecek kadar büyüyecek. Çünkü o zaman ekonomi yönetiminin enflasyonu düşürme kapasitesi kadar, topluma açıkladığı hedeflerin inandırıcılığı da yeniden sorgulanacak.

Ekonomide güven, yalnızca faiz oranlarıyla veya para politikası kararlarıyla kurulmaz. Güven, açıklanan hedeflerin tutturulabilir olması ve vatandaşın ekonomik geleceğini öngörebilmesiyle oluşur.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tablo ise tersini söylüyor: Enflasyon düşürülmesi gereken bir sorun olmaktan çıkıp, her yeni hedefin yeniden tanımlanmasını gerektiren kalıcı bir ekonomik gerçekliğe dönüşüyor.

Ve rakamların gösterdiği asıl tehlike de burada: Hedefler değişebilir, tahminler revize edilebilir; ancak hayat pahalılığı, milyonlarca insan için her gün yeniden gerçekleşen bir gerçekliktir.