back to top
Ana Sayfa Haberler Ekonomi DİSK-AR: Enflasyon Ve Vergi Politikaları Yedi Ayda İşçi Ücretlerinden 1,5 Trilyon TL...

DİSK-AR: Enflasyon Ve Vergi Politikaları Yedi Ayda İşçi Ücretlerinden 1,5 Trilyon TL Sildi

DİSK-AR’ın Temmuz 2026 Ücret Kayıpları İzleme Raporu, yüksek enflasyon ile vergi ve kesinti politikalarının kayıtlı işçilerin gelirlerinde tarihi boyutta bir erime yarattığını ortaya koydu. Rapora göre Ocak-Temmuz döneminde yaklaşık 17 milyon işçinin toplam gelir kaybı 1 trilyon 486,8 milyar TL’ye ulaşırken, asgari ücretin alım gücü yedi ay içinde 22 bin 500 TL’ye kadar geriledi. Araştırma, ücretlerin enflasyon karşısında korunamamasının ve vergi yükünün emek gelirleri üzerindeki baskısının gelir dağılımındaki eşitsizliği daha da derinleştirdiğine işaret ediyor.

Enflasyon Ve Vergi Yükü Emek Gelirlerini Tarihi Düzeyde Eritti

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Temmuz 2026 Ücret Kayıpları İzleme Raporu, ücretlilerin karşı karşıya kaldığı ekonomik aşınmanın boyutlarını rakamlarla ortaya koydu. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kapsamındaki yaklaşık 17 milyon kayıtlı işçiyi kapsayan çalışmaya göre, yalnızca yüksek enflasyon nedeniyle oluşan toplam gelir kaybı yılın ilk yedi ayında 798,6 milyar TL olarak hesaplandı. Aynı dönemde gelir ve damga vergisinden kaynaklanan kayıp ise 688,3 milyar TL oldu.

Böylece enflasyon ile doğrudan ücretlerden yapılan vergi kesintilerinin işçilere toplam maliyeti 1 trilyon 486,8 milyar TL’ye ulaştı. DİSK-AR, bu hesaplamaya sosyal güvenlik primleri, işsizlik sigortası kesintileri ve tüketim üzerinden alınan dolaylı vergilerin dahil edilmediğini vurgulayarak, gerçek yükün açıklanan rakamların da üzerinde olduğuna dikkat çekti.

Asgari Ücret Nominal Olarak Korunsa Da Alım Gücü Hızla Geriledi

Rapora göre 2026 yılı için belirlenen 33 bin 30 TL brüt asgari ücret, SGK ve işsizlik sigortası kesintilerinin ardından nominal olarak 28 bin 76 TL seviyesine düşerken, yedi aylık enflasyon etkisiyle ücretin satın alma gücü 22 bin 500 TL’ye kadar geriledi. Başka bir ifadeyle asgari ücretlinin yalnızca enflasyondan kaynaklanan kaybı 5 bin 576 TL olarak hesaplandı.

Prim kesintileri ile enflasyon birlikte değerlendirildiğinde ise brüt asgari ücretteki toplam kayıp 10 bin 530 TL‘ye ulaştı. Bu da ücretin yaklaşık üçte birinin, henüz yılın ilk yedi ayında eridiği anlamına geliyor. Raporda, temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılmamasının yalnızca asgari ücretlileri değil, tüm ücret skalasını aşağı yönlü baskılayan bir unsur olduğu değerlendirmesi yapıldı.

Ortalama İşçi Gelirinin Yüzde 41’i Vergi, Kesinti Ve Enflasyona Gidiyor

DİSK-AR, SGK verileri üzerinden yaptığı hesaplamada ortalama aylık 65 bin 850 TL brüt ücret alan bir işçinin Temmuz 2026 itibarıyla yalnızca gelir ve damga vergisi nedeniyle 6 bin 906 TL, enflasyon nedeniyle ise 10 bin 236 TL kaybettiğini belirledi. Böylece sosyal güvenlik primi ve işsizlik sigortası hariç tutulduğunda toplam ücret kaybı 17 bin 141 TL olarak hesaplandı.

Prim kesintilerinin de eklenmesiyle birlikte işçinin brüt ücretinden 16 bin 783 TL doğrudan kesinti yapılırken, ücretin reel alım gücü 38 bin 831 TL seviyesine geriliyor. Rapora göre bu tablo, ortalama bir işçinin gelirinin yaklaşık yüzde 41’inin vergi, kesinti ve enflasyon nedeniyle fiilen ortadan kalktığını gösteriyor. DİSK-AR bu durumu, “İşçiler temmuz ayının en az 13 gününü vergi, kesinti ve enflasyon için çalıştı” değerlendirmesiyle özetledi.

Gelir Dağılımındaki Bozulma Derinleşiyor

Araştırma, ücretlerdeki aşınmanın yalnızca bireysel gelir kaybı anlamına gelmediğini, aynı zamanda Türkiye’de gelir dağılımındaki adaletsizliği de hızlandırdığını ortaya koyuyor. DİSK-AR, ücretlerin yıl içinde sabit bırakılırken fiyatların serbest biçimde yükselmeye devam etmesinin, enflasyonun yükünü doğrudan emek gelirlerine taşıdığını savunuyor.

Raporda, uygulanan ekonomi politikalarının ücretleri baskılayarak enflasyonla mücadele etmeyi hedeflediği, ancak bunun sonucunda emeğin milli gelirden aldığı payın gerilediği ve yoksullaşmanın hızlandığı değerlendirmesine yer veriliyor. Sendika, ücretlerde satın alma gücünü koruyacak mekanizmaların oluşturulması ve vergi sisteminin yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirterek “ücrette ve vergide adalet” talebinin artık yalnızca sendikal bir söylem değil, geniş toplum kesimlerinin ortak ekonomik talebi haline geldiğini vurguluyor.

Ekonomistler de uzun süre yüksek seyreden enflasyonun ücret artışlarını kısa sürede etkisiz hale getirdiği, dolaylı ve dolaysız vergi yükünün ise sabit gelirli kesimler üzerindeki baskıyı artırdığı görüşünde birleşiyor. Bu tablo, enflasyonla mücadele politikalarının sosyal maliyetine ilişkin tartışmaları da yeniden gündemin üst sıralarına taşıyor.