back to top
Ana Sayfa Haberler Kadını İşten Uzaklaştırmanın Yeni Adı: Dişil Enerji

Kadını İşten Uzaklaştırmanın Yeni Adı: Dişil Enerji

Psikolog unvanıyla açıklamalar yapan Fatih Reşit Civelekoğlu, çalışan kadınların “eril enerjide” olduğunu ileri sürdü. Kadınların iş yaşamındaki eşitsizliklerini eleştiriyor gibi görünen bu yaklaşım, sorunu çalışma koşullarında değil kadınların çalışmasında arıyor. Oysa psikoloji bilimi, kadınların iş yaşamına katılmasının kadınlıklarını kaybettirdiğine ilişkin bir bulgu ortaya koymuyor.

Kadınların çalışma yaşamındaki yerini “dişil” ve “eril enerji” kavramlarıyla açıklayan Fatih Reşit Civelekoğlu’nun sözleri, bilimsel psikolojiyle toplumsal cinsiyet kalıpları arasındaki ayrımı yeniden gündeme getirdi. Civelekoğlu, kendisine atfedilen açıklamada, sabah alarmıyla uyanan bir kadının dişil enerjide olmadığını, kurumsal işyerlerinde çalışan kadınların ise erkekler tarafından kurulmuş bir sistemin parçasına dönüştüğünü ileri sürdü. Kadınların istediği saatte uyanmasını ve kendiliğinden gelişen bir yaşam sürmesini dişil enerjinin göstergesi olarak tanımlayan Civelekoğlu, ücretli çalışma yaşamını kadınlığın doğasına aykırı bir düzen gibi sundu.

Açıklamada kapitalizmin erkekler tarafından kurulduğu, şirketlerin erkeklerin rekabetine göre örgütlendiği ve bu yapının kadınların doğurganlığını ve aile yaşamını dikkate almadığı savunuluyor. İş yaşamının erkek egemen biçimde örgütlenmesi ve kadınların bakım sorumluluklarının yeterince gözetilmemesi, araştırmalarla da ortaya konulan gerçek sorunlar. Ancak bu sorunlardan kadınların çalışmasının onları kadınlıklarından uzaklaştırdığı sonucunu çıkarmak, bilimsel bir açıklama değil, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin bir yorum niteliği taşıyor.

Psikolojide “Dişil Enerji” Diye Bir Tanı Yok

Bilimsel psikoloji, insanların ruhsal durumlarını, davranışlarını ve çalışma yaşamındaki deneyimlerini araştırırken gözlemlenebilir ve ölçülebilir değişkenlerden yararlanıyor. Stres, tükenmişlik, iş doyumu, özerklik, çalışma saatleri ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı bu araştırmaların konuları arasında bulunuyor. Buna karşılık bir kadının alarm kurmasıyla “eril enerjiye geçtiğini” veya ücretli çalışmaya başladığında “dişil enerjisini kaybettiğini” gösteren kabul edilmiş bir psikolojik ölçüt bulunmuyor. Dişil ve eril enerji ifadeleri kimi kişisel gelişim ve spiritüel anlatılarda kullanılabilse de klinik psikolojide bu iddiaları doğrulayan tanısal kategoriler değil.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Eylül 2026’da yayımladığı çalışma yaşamında ruh sağlığı değerlendirmesi, kötü çalışma koşullarının, uzun mesailerin, düşük ücretlerin, ayrımcılığın ve iş güvencesizliğinin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirme, insana yakışır koşullarda çalışmanın gelir, özgüven, toplumsal ilişkiler ve yaşamda amaç duygusu bakımından olumlu etkiler sağlayabildiğini de belirtiyor. Dolayısıyla sorun, kadınların sabah hangi saatte uyandığı veya işyerinde bulunup bulunmadığı değil, hangi koşullarda çalıştığı ve yaşamı üzerindeki karar yetkisini ne ölçüde kullanabildiği.

Kadınların çalışma yaşamında karşılaştıkları ayrımcılığı inceleyen bilimsel araştırmalar da geleneksel kadınlık ve erkeklik kalıplarının mesleki fırsatları sınırladığını gösteriyor. Kadınların yalnızca şefkat, bakım ve aile sorumluluklarıyla; erkeklerin ise rekabet, yönetim ve ekonomik üretimle özdeşleştirilmesi, işyerlerindeki eşitsizlikleri azaltmak yerine yeniden üretebiliyor.

Erkek Egemen Sistemi Eleştirirken Kadını Eve Yönlendirmek

Civelekoğlu’nun açıklamasındaki temel çelişki burada ortaya çıkıyor. Erkeklerin ağırlıkta olduğu şirket yönetimlerini eleştirirken, kadınların bu alanlarda çalışmasını kadınlıklarından uzaklaşma olarak tanımlıyor. Böylece değiştirilmesi gereken çalışma koşulları yerine, bu koşullarda var olmaya çalışan kadınların yaşam tercihleri sorgulanıyor.

Bu yaklaşım, kadınların öncelikle ev, aile ve doğurganlık üzerinden tanımlandığı geleneksel cinsiyet anlayışıyla önemli benzerlikler taşıyor. Bunun belirli bir dinî görüşten kaynaklandığını yalnızca bu açıklamadan hareketle söylemek mümkün değil. Ancak kadınların toplumsal konumunu biyolojik özellikleri ve aile içindeki görevleriyle sınırlandıran muhafazakâr anlayışlarla aynı sonuca açılan bir düşünce çizgisi oluşturduğu görülüyor.

Üstelik evde kalmak, kadınların çalışma yükünden kurtulması anlamına gelmiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmaları, ücret ödenmeyen bakım ve ev işlerinin büyük bölümünü kadınların üstlendiğini gösteriyor. Kadınların ücretli işlerden uzaklaşması, ev içindeki emeğin ortadan kalkmasını sağlamadığı gibi ekonomik bağımsızlıklarını da sınırlayabiliyor. Çalışma yaşamındaki eşitsizliklerin çözümü, kadınları ekonomik üretimden uzaklaştırmak yerine ücretli ve ücretsiz emeğin koşullarını birlikte değiştirmeyi gerektiriyor.

Kadınların Sorunu Çalışmak Değil, Eşitsiz Koşullarda Çalışmak

Bir kadının sabah alarmıyla uyanması, kadınlığına ilişkin psikolojik bir belirti değil, çalışma ve yaşam düzeninin sıradan bir parçası. Fabrikada vardiyaya yetişen işçi, hastanede nöbete başlayan hemşire, sınıfına giden öğretmen veya ofise yetişmeye çalışan çalışan, yalnızca bir işyerinin parçası değil; aynı zamanda gelir elde eden, meslek sahibi olan ve kendi yaşamına ilişkin kararlar veren bir birey.

Kadınların işyerlerinde ayrımcılığa uğraması, düşük ücret alması, yükselme olanaklarının sınırlandırılması veya ev içindeki bakım sorumluluklarını eşitsiz biçimde üstlenmesi gerçek toplumsal sorunlar. Bunların çözümü daha adil ücretler, güvenli çalışma koşulları, erişilebilir kreşler, bakım hizmetleri ve çalışma yaşamında eşit haklar gerektiriyor. “Dişil enerji” söylemi ise bu somut sorunların yerine, bilimsel olarak doğrulanmamış bir kadınlık tanımı koyuyor.

Civelekoğlu’nun sözleri bu nedenle yalnızca tartışmalı bir kişisel gelişim yaklaşımı olarak değerlendirilemez. Psikoloji diliyle sunulan bir iddianın, kadınların toplumsal konumuna ilişkin geleneksel beklentileri nasıl yeniden üretebildiğini de gösteriyor. Bilimsel bir açıklamanın değeri, onu dile getiren kişinin unvanından değil, dayandığı kanıtlardan geliyor.

Kadınların çalıştıkları için kadınlıklarından uzaklaştığını söylemek yerine, neden hâlâ eşit ücret, güvenli iş ve ev içindeki emeğin adil paylaşımı için mücadele etmek zorunda kaldıklarını sormak, hem psikoloji biliminin bulgularına hem de çalışma yaşamının gerçeklerine daha yakın bir başlangıç oluşturuyor.


  • NHA / Fatih Reşit Civelekoğlu’na atfedilen açıklama metni, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Mental Health at Work (2026), WHO Fair Share for Health and Care (2024), Annual Review of Organizational Psychology and Organizational Behavior (2024), Occupational & Environmental Medicine (2021), The Lancet Public Health (2022).