back to top
Ana Sayfa Haberler Cemil Tugay’a Soyer’den Yanıt: İzmir’in Oyları Kimin Emaneti?

Cemil Tugay’a Soyer’den Yanıt: İzmir’in Oyları Kimin Emaneti?

CHP oylarıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra AKP’ye katılan Cemil Tugay’ın önceki yönetimi hedef alan açıklamaları yeni bir tartışma başlattı. Tunç Soyer, belediyenin borçlarının Tugay döneminde arttığını savunarak hizmet ve bütçe verileriyle yanıt verdi. Tartışmanın merkezinde ise seçmen iradesi, siyasi sorumluluk ve belediyenin yönetim anlayışı bulunuyor.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın 7 Ekim’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taktığı rozetle AKP’ye katılması, kentte başlayan siyasi tartışmaları yeni bir aşamaya taşıdı. CHP’den seçilerek göreve gelen, ardından partisinden ayrılan Tugay’ın şimdi de kendisinden önceki belediye yönetimini hedef alması, eski Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in sert tepkisine neden oldu. Soyer, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada hem Tugay’ın parti değiştirmesini eleştirdi hem de belediyenin mali durumu, personel politikası ve hizmetlerine ilişkin iddialarına rakamlarla karşılık verdi.

Tugay, AKP’ye geçişinin ardından verdiği röportajda belediyeyi plansız, programsız, kadro bakımından yetersiz ve sorunların biriktiği bir durumda devraldığını savundu. Kendi yönetiminde bütçeyi denkleştirdiğini, kadroyu toparladığını ve belediyeyi daha iyi bir duruma getirdiğini söyledi. Ancak bu açıklamalar, yaklaşık iki buçuk yıldır belediyeyi yöneten Tugay’ın mevcut sorunların sorumluluğunu ne ölçüde üstlendiği sorusunu da gündeme getirdi.

Soyer’in yanıtı bu çelişki üzerinde yoğunlaştı. Tugay’ın belediyeyi iyi bir duruma getirdiği yönündeki sözlerini hatırlatan Soyer, “Her şey bu kadar güllük gülistanlık ise AKP’ye geçmeye ne gerek vardı?” diye sordu. Bu soru, yalnızca iki belediye başkanı arasındaki kişisel anlaşmazlığa değil, Tugay’ın siyasi tercihine ilişkin açıklamalarıyla belediyenin yönetim performansı arasındaki ilişkiye yöneliyor.

Borçlar ve Hizmetler Üzerinden Hesaplaşma

Soyer, Mart 2019’da belediyeyi vergi ve SGK yükümlülükleri dahil 590 milyon dolar borçla devraldığını, Nisan 2024’te ise 640 milyon dolar borçla bıraktığını belirtti. Tugay yönetimindeki yaklaşık iki yıllık dönemde toplam borcun 1 milyar 200 milyon dolara yükseldiğini ileri sürdü. Bu rakamların karşılaştırılabilmesi için borçların kapsamının, döviz karşılıklarının ve ilgili dönemlerin mali tablolarının birlikte incelenmesi gerekiyor. Bununla birlikte Soyer’in açıklaması, Tugay’ın bütçeyi düzelttiği yönündeki iddiasının somut verilerle açıklanması gerektiğini ortaya koyuyor.

Personel politikaları da tartışmanın önemli başlıklarından biri oldu. Soyer, personel giderleri ile personel hizmet alımlarının toplam bütçeye oranının 2024 başında yüzde 26,18, 2025 yılında ise yüzde 25,57 olduğunu belirterek işten çıkarmaların ekonomik gerekçelerini sorguladı. Deneyimli belediye çalışanlarının görevden uzaklaştırılmasının kurumsal birikimi zayıflattığını savundu. Asfalt çalışmalarında da kendi döneminde yıllık ortalama yaklaşık bir milyon ton sıcak asfalt döküldüğünü, 2025 yılında ise miktarın 387 bin tona gerilediğini ileri sürdü.

Bu veriler Soyer’in açıklamasına dayanıyor; belediyenin bağımsız mali denetim ve faaliyet kayıtlarıyla karşılaştırılması gerekiyor. Ancak iki dönem arasındaki hizmet farklarının açıklanması, yalnızca eski ve yeni başkanın birbirlerine yönelttikleri suçlamalarla sınırlı kalamaz. İzmir halkının belediyenin borçlarını, yatırımlarını, personel politikasını ve kamu kaynaklarının kullanımını karşılaştırılabilir bilgiler üzerinden değerlendirme hakkı bulunuyor.

Parti Değiştirmek Yasal, Peki Seçmen İradesi?

Tartışmanın en önemli yönü, Tugay’ın CHP adayı olarak kazandığı belediye başkanlığını AKP üyesi olarak sürdürmesi. Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi hukuken mümkün ve bu nedenle görevlerinden ayrılmaları zorunlu değil. Ancak hukuki olanak ile seçmene karşı siyasi sorumluluk aynı soruya yanıt vermiyor. Yerel seçimlerde adayın kişiliği kadar temsil ettiği parti, program ve siyasi anlayış da seçmenin kararında rol oynuyor.

Soyer, belediye başkanlığı makamının asıl sahibinin seçmen olduğunu belirterek bir siyasi partiyle kazanılan oyların rakip partiye taşınmasını seçmen iradesine sadakatsizlik olarak nitelendirdi. Tugay ise AKP’ye katılma kararını merkezi yönetimle daha uyumlu çalışarak İzmir’e hizmet etme isteğiyle açıklıyor. Bu gerekçe, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki kaynak ve yetki ilişkilerini de tartışmaya açıyor. Bir kentin kamu hizmetlerine erişiminin belediye başkanının iktidar partisiyle aynı siyasi çizgide bulunmasına bağlı olup olmaması, yerel yönetimlerin eşitliği açısından önem taşıyor.

Tugay’ın parti değişikliği 7 Ekim’de İzmir’de protesto edildi. Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan yurttaşlar belediye başkanının istifasını istedi. Bu tepki, parti değiştirmenin yalnızca siyasi örgütler arasında gerçekleşen bir işlem olmadığını, seçmenlerin temsil edilme beklentilerini de etkilediğini gösterdi.

Tunç Soyer ile Cemil Tugay arasındaki tartışma, kişisel hesaplaşmanın ötesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin geleceğine ilişkin bir sorumluluk sorununa dönüşmüş durumda. Tugay’ın önceki yönetimi eleştirmesi siyasi tartışmanın doğal bir parçası; ancak kendi dönemindeki borçları, hizmetleri ve personel kararlarını da aynı açıklıkla değerlendirmesi gerekiyor. Soyer’in ileri sürdüğü rakamlar da doğrulanabilir mali belgelerle ele alınmalı.

İzmir’de seçmenlerin önündeki temel mesele, hangi başkanın diğerini daha sert eleştirdiği değil. CHP’nin siyasi programıyla alınan oyların ardından AKP’ye geçen bir belediye başkanı, bu değişimin seçmen iradesi ve belediyenin geleceği bakımından doğurduğu sorumluluğu nasıl yerine getirecek?


  • NHA / İlke TV, İz Gazete, Ege’de Sonsöz, Evrensel, BirGün, Gazete Duvar, Medyascope, Euronews Türkçe, TRT Haber, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tunç Soyer’in kamuoyu açıklaması.