back to top
Ana Sayfa Haberler Gökçek’e Davet, Muhaliflere Operasyon

Gökçek’e Davet, Muhaliflere Operasyon

Melih Gökçek’in şüpheli sıfatıyla savcılığa ifadeye davet edilmesi, muhalif belediye başkanlarının evlerine sabah saatlerinde düzenlenen operasyonlarla gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de yargı uygulamalarında siyasi kimliğe göre farklılaşan bir hukuk pratiği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.

Aynı Yargı, Farklı Usuller

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 4 Eylül Cuma günü saat 16.00’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade vermeye çağrıldı. Gökçek hakkında başlatılan soruşturma, ailesinin Almanya’daki şirket ve gayrimenkul faaliyetlerine ilişkin gazeteci Murat Ağırel’in gündeme getirdiği iddiaların ardından başlatılmıştı.

Bir şüphelinin ifade vermek üzere savcılığa davet edilmesi, ceza soruşturmasının olağan usullerinden biri. Ancak Türkiye’de son dönemde muhalif belediye başkanları ve siyasetçilere yönelik soruşturmalarda uygulanan gözaltı, ev baskını ve tutuklama yöntemleriyle karşılaştırıldığında, Gökçek hakkında izlenen usul kamuoyunda “aynı hukuk neden herkese aynı biçimde uygulanmıyor?” sorusunu beraberinde getiriyor.

Muhalif Belediyelere Şafak Operasyonları

Muhalif belediyelere yönelik soruşturmalarda ise son dönemde gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin çok daha ağır biçimde uygulandığı görülüyor. Belediye başkanlarının evlerine sabahın erken saatlerinde operasyonlar düzenlenmesi, belediye binalarına polis baskınları yapılması ve bazı başkanların tutuklanarak görevlerinden uzaklaştırılması, yargı süreçlerinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi boyutları bulunduğu yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

Bu tabloya dikkat çeken YENİ Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Gökçek’in ifadeye çağrılmasını muhalif belediye başkanlarına yönelik operasyonlarla karşılaştırdı. Günaydın, Sinem Dedetaş’ın sabah saat 06.00’da evinden alınmasını örnek göstererek, Gökçek’in ifadeye davet edilmesinin bir yandan hukuk devletinin gereği olduğunu, diğer yandan ise uygulamadaki çifte standardı ortaya koyduğunu savundu.

Mesele Gökçek’in Gözaltına Alınması Değil

Günaydın’ın eleştirisinin merkezinde Gökçek’in mutlaka gözaltına alınması gerektiği değil, soruşturma ve adli tedbirlerde ölçütlerin siyasi kimliğe göre değişip değişmediği sorusu bulunuyor. Günaydın, Gökçek hakkındaki soruşturmanın yalnızca Almanya’daki gayrimenkul iddialarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini; Ankara’daki uzun belediye başkanlığı dönemine ilişkin imar, hafriyat, şirketler, satın almalar ve kamu kaynaklarıyla ilgili iddiaların bütünlüklü biçimde araştırılması gerektiğini belirtti.

Diğer yandan, gazeteci İsmail Arı da Gökçek’in ve İdris Naim Şahin’in ifadeye davet edilmesi ile muhalif siyasetçilerin şafak operasyonlarıyla gözaltına alınması arasındaki farka dikkat çekerek, “Halk, muhalif siyasetçiler şafak operasyonuyla gözaltına alınırken onlar neden ifadeye davet ediliyor diye sormaz mı?” sorusunu yöneltti.

Hukuk Devletinin Ölçüsü Eşitlik

Bu tartışmada temel mesele, Gökçek’in gözaltına alınması ya da tutuklanması gerektiğini peşinen ilan etmek değil. Hukuk devletinin en temel koşullarından biri, aynı nitelikteki iddialar karşısında kişilerin siyasi konumlarından bağımsız olarak aynı usul ve ölçütlere tabi tutulmasıdır.

Bir siyasetçiye ifade için davet gönderilirken başka bir siyasetçinin evine gün doğmadan polis gönderilmesi, bu farklılığın somut ve hukuki gerekçeleri kamuoyuna açık biçimde ortaya konulmadığında adalet sistemine duyulan güveni zedeliyor. Gökçek soruşturmasının bundan sonraki seyri de bu nedenle yalnızca hakkındaki iddiaların araştırılması açısından değil, soruşturmanın kapsamının ve adli tedbirlerin siyasi kimlikten bağımsız biçimde uygulanıp uygulanmayacağının görülmesi açısından önem taşıyor.