back to top
Ana Sayfa Haberler Türkiye’de Emeğin Payı Avrupa’nın Dibinde

Türkiye’de Emeğin Payı Avrupa’nın Dibinde

Türkiye’de 2025’te işgücü ödemeleri artsa da milli gelirden emeğe ayrılan pay geriledi; Eurostat verileriyle karşılaştırıldığında Türkiye, yüzde 32,6’lık emek payıyla AB ortalamasının 15,4 puan altında, Almanya’nın ise 22,7 puan gerisinde kaldı.

Ekonomist Aziz Çelik’in paylaştığı ve Eurostat ile TÜİK verilerini karşılaştıran çalışma, Türkiye ekonomisindeki büyümenin ve gelir artışının nasıl bölüşüldüğüne ilişkin çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. Veriler, Türkiye’de yaratılan ekonomik değerin çalışanlara ayrılan bölümünün Avrupa ülkelerinin büyük bölümüne kıyasla belirgin biçimde düşük olduğunu gösteriyor.

TÜİK’in 2025 yılı gayrisafi yurt içi hasıla verilerine göre işgücü ödemeleri bir önceki yıla göre yüzde 40 arttı. Ancak aynı dönemde brüt işletme artığı ve karma gelir yüzde 41,3 yükseldi. İşgücü ödemelerinin cari gayrisafi katma değer içindeki payı ise 2024’te yüzde 36,9 iken 2025’te yüzde 36,6’ya geriledi.

Büyüme Var, Emeğin Payı Geriliyor

Buradaki kritik ayrım, ücretlerin nominal olarak artıp artmadığından çok, toplam ekonomik değerden emeğin ne kadar pay aldığı.

2025’te işgücü ödemelerinin yüzde 40 artması ilk bakışta çalışanların gelirlerinde güçlü bir yükseliş izlenimi yaratıyor. Ancak aynı dönemde ekonominin diğer gelir unsurlarındaki artışın daha yüksek olması, emeğin toplam gelir içindeki payının gerilemesine yol açtı.

TÜİK verilerine göre net işletme artığı ve karma gelirin gayrisafi katma değer içindeki payı da 2024’te yüzde 43,3 iken 2025’te yüzde 44,3’e çıktı. Başka bir ifadeyle, ekonomik pastanın büyümesi tek başına bölüşümün çalışanlar lehine değiştiği anlamına gelmiyor.

Bu nedenle Aziz Çelik’in de dikkat çektiği gibi mesele kişi başına düşen emek geliri değil, toplam ekonomik değer içinde emeğin aldığı pay. Ücretlerin artması ile emek payının artması aynı şey değil.

Avrupa İle Makas Açık

Eurostat’ın 2025 verileri ise Türkiye’nin konumunu daha görünür hale getiriyor. Eurostat’ın veri setine göre AB-27’de çalışanlara yapılan ödemelerin GSYH içindeki ortalama payı yüzde 48 düzeyinde. Almanya’da bu oran yüzde 55,3’e ulaşırken Slovenya’da yüzde 52,8, Letonya’da yüzde 52,6, Fransa’da yüzde 51,5 ve Danimarka’da yüzde 51,3 olarak gerçekleşti.

Aziz Çelik’in TÜİK verisinden yaptığı hesaplamaya göre Türkiye’de bu oran yüzde 32,6. Böylece Türkiye ile AB-27 ortalaması arasında yaklaşık 15,4 puanlık, Almanya ile Türkiye arasında ise 22,7 puanlık fark ortaya çıkıyor.

Bu tablo yalnızca ücretlerin düşüklüğüne işaret etmiyor; ekonomide yaratılan değerin hangi toplumsal kesimlere aktarıldığına ilişkin daha temel bir bölüşüm sorununu gösteriyor. Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle arasındaki fark, ekonomik büyüklükten ziyade büyümenin meyvelerinin nasıl paylaşıldığı konusunda belirginleşiyor.

Bölüşüm, Ekonominin Görünmeyen Siyaseti

Türkiye ekonomisi 2025’te zincirlenmiş hacim endeksine göre yüzde 3,7 büyüdü. Ancak büyümenin gerçekleşmiş olması, bu büyümenin toplumsal kesimler arasında eşit ya da dengeli dağıldığı anlamına gelmiyor.

Tam tersine, emek payının düşük kalması, büyümenin sonuçlarının ücretliler açısından neden aynı ölçüde hissedilmediğini anlamanın anahtarlarından biri. Çünkü milli gelir yalnızca ne kadar üretildiğini değil, üretilenin kimler arasında nasıl bölüşüldüğünü de anlatıyor.

Bu nedenle emek payındaki yüzde 32,6’lık oran, sıradan bir istatistik olmaktan çok daha fazlasını söylüyor: Türkiye’de çalışanların yarattığı ekonomik değerden aldığı pay, Avrupa ekonomilerinin büyük bölümünün gerisinde. Almanya’da her 100 birimlik GSYH’nin 55,3 birimi çalışanlara yönelik ödemelere giderken Türkiye’de bu karşılık yaklaşık 32,6 birimde kalıyor.

Aradaki fark, yalnızca ücret politikalarının değil; sendikal örgütlenmeden vergi sistemine, asgari ücret politikasından kayıt dışılığa, işgücü piyasasının yapısından sermaye gelirlerinin dağılımına kadar uzanan geniş bir bölüşüm düzeninin sonucu olarak okunmalı.

Çünkü ekonomi yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değil.

Asıl mesele, büyüyen ekonominin kimin ekonomisi olduğudur.

Ve 2025 verileri, Türkiye’de bu sorunun hâlâ güçlü biçimde yanıt beklediğini gösteriyor.