Fon soruşturması ve Fatma Betül Sayan Kaya’nın Özata Denizcilik hisseleri üzerinden gerçekleştirdiği öne sürülen işlemler tartışılırken, YENİ Partili Gökhan Günaydın bu kez şirketin yönetim kurulu başkanı Özdemir Ataseven’in geçmişteki siyasi ilişkilerini gündeme taşıdı. Günaydın, Özata Denizcilik’teki hisse hareketleri ile şirketin siyasi bağlantıları arasında kamuoyunun yanıt beklediği sorular bulunduğunu savundu.
Fon krizinin ardından Özata Denizcilik Sanayi ve Ticaret AŞ’nin, yani Borsa İstanbul’da OZATD koduyla işlem gören şirketin etrafındaki tartışma yeni bir boyut kazandı. YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, BirGün’ün 27 Eylül tarihli haberine yansıyan açıklamasında, eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın Özata Denizcilik hisseleri üzerinden elde ettiği öne sürülen kazancı gündeme getirirken, şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir Ataseven’in geçmişteki siyasi ilişkilerine dikkat çekti.
KAP kayıtlarında Özdemir Ataseven’in Özata Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı olduğu görülüyor. 18 Haziran 2026 tarihli şirket kararında Ataseven’in Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçildiği ve şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğu bildirildi.
Günaydın’ın Gündeme Getirdiği Siyasi Bağlantılar
Günaydın, Ataseven’in geçmişte AKP’nin Tuzla teşkilatında görev yapan ve 2009’dan 2024’e kadar Tuzla Belediye Başkanlığı yapan Şadi Yazıcı ile siyasi ve hukuki işler alanında birlikte çalıştığını öne sürdü. Yazıcı’nın yanı sıra eski Başbakan Binali Yıldırım ile Ataseven arasında da yakın ilişkiler bulunduğunu iddia eden Günaydın, Özata Denizcilik tartışmasının yalnızca borsa işlemleri üzerinden ele alınamayacağını savundu. Bu siyasi ilişkilere ilişkin iddialar Günaydın’a ait; mevcut KAP kayıtları ise Ataseven’in şirket yönetimindeki görevini doğruluyor.
Günaydın’ın açıklamasının merkezinde ise Özata Denizcilik hisselerindeki olağanüstü değer hareketi bulunuyor. YENİ Partili siyasetçi, son altı ayda OZATD hisselerinin yüzde 1.289 oranında yükseldiğini ve şirket değerinin 292 milyar liraya ulaştığını öne sürdü. Bu rakamları, şirketin faaliyetleriyle borsadaki değer artışı arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesi gerektiğinin göstergesi olarak değerlendirdi.
Ancak Günaydın’ın açıklamasındaki rakamların tamamı bağımsız olarak doğrulanmış resmi veriler olarak değil, onun yaptığı değerlendirme ve iddialar olarak aktarılıyor. Şirketin KAP kayıtları, Ataseven’in halen Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu doğrularken, hisse hareketleri ve piyasa işlemlerine ilişkin nihai değerlendirme SPK’nın incelemeleri üzerinden şekilleniyor.
SPK’nın Özata Denizcilik İncelemesi
Tartışmanın dikkat çekici noktalarından biri de Sermaye Piyasası Kurulu’nun Özata Denizcilik paylarına ilişkin incelemesi. SPK, 25 Eylül’de OZATD pay piyasasındaki işlemler nedeniyle 11 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına ve bazı kişi ve kuruluşlara iki yıl işlem yasağı uygulanmasına karar verdi. Beş kişinin sermaye piyasası lisanslarının iptal edildiği de açıklandı.
SPK’nın kamuoyuna yansıyan bu kararında Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın isimleri bulunmuyor. Bu nedenle Günaydın’ın Kaya ve Özata Denizcilik üzerinden gündeme getirdiği iddialarla SPK’nın 25 Eylül tarihli yaptırım kararını birbirine eşitlemek mümkün değil.
Buna karşılık SPK’nın Özata Denizcilik işlemleri nedeniyle suç duyurusu kararı almış olması, şirket hisselerindeki hareketlerin ve bu hareketlerde yer alan kişi ve kurumların sermaye piyasası mevzuatı açısından ciddi biçimde incelendiğini gösteriyor.
“Vatandaşın Gördüğünü SPK Neden Görmüyor?”
Günaydın’ın açıklamasının en dikkat çekici bölümü ise doğrudan SPK’ya yönelttiği soru oldu.
Günaydın, Özata Denizcilik’in piyasa değerindeki hızlı yükselişi ve fonların şirket hisselerindeki ağırlığı üzerinden, “Vatandaşın gördüğünü SPK neden gör(e)miyor?” diye sordu. Şirketin arkasındaki siyasi ilişkilerin de araştırılması gerektiğini savunan Günaydın, açıklamasını “İpin ucunu çekiyoruz, takılanlar asrın soygununun gerçek fotoğrafını ortaya koyacak” sözleriyle tamamladı.
Bu açıklama, fon soruşturmasının yalnızca belirli fonlardaki para hareketleri veya tek tek yatırımcıların işlemleriyle sınırlı kalıp kalmayacağı sorusunu da büyütüyor. Özata Denizcilik’in ortaklık yapısı, fonların hisse hareketleri, şirket yönetimiyle yatırımcılar arasındaki ilişkiler ve borsa işlemlerinin zamanlaması artık aynı dosyanın farklı başlıkları olarak kamuoyunun önünde duruyor.
Üstelik SPK’nın 25 Eylül’de aldığı karar, Özata Denizcilik pay piyasasındaki bazı işlemlerin yalnızca siyasi tartışma konusu olmadığını, sermaye piyasası otoritesinin de yaptırım gerektiren işlemler tespit ettiğini ortaya koymuş durumda.
Asıl Soru Hisse Değerinden Daha Büyük
Fon krizinin merkezine yerleşen Özata Denizcilik dosyasında bundan sonraki kritik başlık, yalnızca hisselerin ne kadar yükseldiği değil, bu yükselişin hangi işlemlerle oluştuğu ve bu işlemlerden kimlerin hangi tarihlerde ne ölçüde yararlandığı olacak.
Gökhan Günaydın’ın gündeme taşıdığı siyasi bağlantılar da bu tabloya yeni bir soru ekliyor: Şirketlerin sermaye piyasalarındaki yükselişi ile siyasi ve ekonomik ilişkiler arasındaki sınır nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Özata Denizcilik dosyasında SPK’nın aldığı kararlar, fon soruşturması ve kamuoyuna yansıyan siyasi bağlantı iddiaları birlikte değerlendirildiğinde, artık yalnızca “Kim ne kadar kazandı?” sorusu değil, “Bu işlemler hangi denetim mekanizmalarının önünden geçerek gerçekleşti?” sorusu da yanıt bekliyor.











