back to top
Ana Sayfa Haberler İBB Davası’nda Bir Gün: Çelişkiler, İtiraflar ve Mahkeme Salonunda Sert Sorgular

İBB Davası’nda Bir Gün: Çelişkiler, İtiraflar ve Mahkeme Salonunda Sert Sorgular

İBB Davası’nın ikinci celsesinde gün, sabahın erken saatlerinde başlayan sorgularla akşam saatlerine kadar uzandı; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanıkların değişen anlatımları, avukatların çelişki arayan soruları ve sanıkların birbirlerini karşılayan ifadeleri, mahkeme salonunu adeta bir çapraz sorgu alanına çevirdi. Günün sonunda ortaya çıkan tablo, yalnızca sanıkların suçlamalara ilişkin savunmalarını değil, bu suçlamaların hangi ifadeler üzerine kurulduğunu da tartışmaya açtı.

Sabah saatlerinde tutuksuz sanıkların, avukatların, gazetecilerin ve izleyicilerin salondaki yerlerini almasıyla başlayan duruşma, gün boyunca kesintiler ve sert sorgular eşliğinde sürdü. Önceki celsede savunma hakkının kısıtlandığı belirtilen Ekrem İmamoğlu’nun ilerleyen günlerde savunma yapacağı açıklanırken, ikinci günün önemli bölümünü etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların anlatımları ve bu anlatımların avukatlar tarafından sınanması oluşturdu.

Gün ilerledikçe mahkeme salonunda yalnızca “ne oldu?” sorusu değil, “Bu anlatı nasıl oluştu, neye dayanıyor ve neden daha önce farklı anlatıldı?” soruları öne çıktı. Özellikle Seyfi Beyaz ve Muzaffer Beyaz’ın ifadeleri üzerinden yürüyen sorgularda, tarihler, daireler, ruhsat ve iskan işlemleri ile başka sanıkların isimlerinin dosyaya nasıl girdiği tartışıldı.

Sabahın İlk Sorgusu: İfadelerdeki Çatlaklar

Duruşmanın ilk bölümünde etkin pişmanlıktan yararlanan Seyfi Beyaz sanık kürsüsüne çıktı. Beyaz’ın “10 senelik mevzu” olarak nitelendirdiği iddialar, savunma makamının sorularıyla tek tek açılmaya çalışıldı. Mehmet Murat Çalık, Beyaz’ın bir ifadesinde iskan için Hasan İmamoğlu’na daire devredildiğini, kardeşi Muzaffer Beyaz’ın ise aynı konuyu ruhsat üzerinden anlattığını hatırlattı. “İskan mı ruhsat mı?” sorusuna Beyaz’ın “Ne fark eder, ha iskan ha ruhsat” yanıtını vermesi üzerine Çalık, iki kavram arasındaki hukuki ve teknik farkı hatırlattı.

Ardından Ekrem İmamoğlu söz aldı. İmamoğlu, Beyaz’la 18 yıllık ticari ilişkilerinin bulunduğunu ve aralarında aile ilişkisine kadar uzanan bir geçmiş olduğunu belirterek, kendisiyle herhangi bir pazarlık yapıp yapmadığını sordu. Beyaz, pazarlık yapılmadığını ve İmamoğlu’nu bu konuda ziyaret etmediğini söyledi. İmamoğlu ise “Savunma hakkım elimden alındı” diyerek sorgusunu sürdürdü.

Bu bölümde avukatların soruları da dikkat çekti. Beyaz’ın başka bir sanıkla ifadesinin 15 noktada birebir aynı olduğu iddiası gündeme getirildi. Beyaz ise bu konuda bilgisinin olmadığını söyledi. Bir başka sorguda ise Beyaz, savcılığın kendisinden isim vermesini istediğini, bunun üzerine Tuncay Yılmaz’ın adını söylediğini belirtti. Yılmaz’ın avukatı ise “İş yapmak başka, suç işlediğini söylemek başka” diyerek suçlamanın dayanağını sorguladı.

12.30’da Gerilim: Tutuklama Talebi Geldi

Muzaffer Beyaz’ın sorgusuna geçildiğinde de benzer bir tablo ortaya çıktı. Beyaz, bazı iddiaları “abimden duyduğunu” söyledi; mahkeme başkanının soruları karşısında ise daha önce kendi ifadesinde kesin biçimde anlattığı bazı konulara ilişkin doğrudan bilgisinin bulunmadığını belirtti. Ekrem İmamoğlu’nun soruları sırasında da Beyaz’ın önceki ifadelerinde kullandığı bazı ifadeleri değiştirdiği gündeme geldi.

İmamoğlu’nun sorgusunun ardından duruşma savcısı ara mütalaa verdi ve çelişkili beyanları gerekçe göstererek Muzaffer Beyaz’ın tutuklanmasını talep etti. Savcının talebi, salondaki gerilimi artırdı. Beyaz’ın avukatları ise sorgunun koşullarına ve müvekkillerinin iradesine ilişkin itirazlarda bulundu. İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, yaşananların tutuksuz sanıklar açısından “gözdağı” niteliği taşıyabileceğini savundu.

Öğle arasına gidilirken bu kez salonun dışında da gerilim yaşandı. Avukatlar, jandarmanın Muzaffer Beyaz’ın etrafını çevirdiğini ve salondan çıkmasına izin verilmediğini belirterek tepki gösterdi. Mahkeme başkanı daha sonra salona dönerek böyle bir talimat verilmediğini ve durumun yanlış anlaşıldığını söyledi.

13.05: Mahkeme Heyetinden Tutuklamaya Ret

Öğleden sonra duruşmanın yeniden başlamasıyla mahkeme başkanı, savcılığın Muzaffer Beyaz’ın tutuklanması talebine ilişkin kararını açıkladı. Heyet, oy çokluğuyla tutuklama talebini reddetti. Böylece günün ilk büyük gerilim başlıklarından biri tutuklama kararı çıkmadan sonuçlandı.

Ardından Veysel Erçevik’in savunması başladı. Erçevik, etkin pişmanlıktan kendi iradesiyle yararlandığını ve baskı altında ifade vermediğini söyledi. Ancak savunmasının ilerleyen bölümünde etkin pişmanlık kararının nedenini, “suç işlediğim için yaşadığım pişmanlık değil, benim burada ne işim var pişmanlığıydı” sözleriyle açıkladı.

Erçevik’in sorgusunda etkin pişmanlık mekanizmasının nasıl işletildiğine ilişkin önemli bir ayrıntı da ortaya çıktı. Fatih Keleş’in avukatı Nergis İnce, Erçevik’in ifadesinde etkin pişmanlık hükümlerinin kendisine anlatıldığı yazmasına rağmen, Erçevik’in ifadeyi okumadan imzaladığını söylediğini hatırlattı. Erçevik ise “Yok okumadım, imzaladım” yanıtını verdi.

Öğleden Sonra: “İfade Verdim Ama Hatırlamıyorum”

Duruşmanın ilerleyen saatlerinde sanık savunmalarında geçmiş tarihlere ilişkin anlatımlar öne çıktı. Furkan Hamzaoğlu, suçlandığı proje başladığında üniversite öğrencisi olduğunu ve sözleşmenin imzalanması ile uygulanmasında dahlinin bulunmadığını söyledi. Yüksel Hamzaoğlu ise rüşvet iddiasını reddetti; ardından savcının, Adem Soytekin’in İmamoğlu’nun talimatıyla belediye işlerini yürüttüğüne dair daha önce verdiği ifadesini sorması üzerine, bu şekilde ifade vermesinin nedenini “öyle söylendiği için” sözleriyle açıkladı ve İmamoğlu’ndan talimat geldiğine ilişkin bilgisi olmadığını belirtti.

İtirafçı Adem Soytekin’in sorgu sırasında yaptığı çıkış da salonun dikkat çeken anlarından biri oldu. Soytekin, Yüksel Hamzaoğlu’nun kendisine ait bazı daire ve dükkanları rüşvet olarak nitelendirmesine karşı çıkarak, bunları parasını ödeyerek aldığını söyledi ve “Bu nasıl rüşvet?” diye sordu. Ardından, suçun kendisine yüklenmeye çalışıldığı imasında bulundu.

Bu bölümdeki sorguların ortak noktası, suçlamaların yalnızca içeriğinin değil, anlatıların oluşma biçiminin de mahkeme önünde tartışılmasıydı. Bir sanığın “duydum” dediği yerde diğerinin doğrudan tanıklık iddiası, daha önce kesin biçimde anlatılan bir olayın sonraki sorguda “hatırlamıyorum”a dönüşmesi, savunma makamının sorularının ağırlık merkezini oluşturdu.

Akşama Doğru: Milyonlar, Ruhsatlar Ve “Kasa” İddiası

Saatler ilerledikçe dosyanın para ve ruhsat iddiaları yeniden öne çıktı. İş insanı Zafer Gül, kendisinden 5-6 milyon lira istendiğini ve bu parayı vermemesi halinde ruhsatlarının iptal edileceğinden korktuğunu ileri sürdü. Mehmet Murat Çalık ise Gül’ün farklı ifadelerinde talep edilen rakamın 6 ve 7 milyon olarak değiştiğine dikkat çekti. Daha sonra Gül’e, projenin yüzde 90’ının tamamlandığı ve oturumun başladığı hatırlatılarak “Neyden korktunuz?” sorusu yöneltildi.

Fatih Keleş de Gül’ün daha önce kendisine verdiği senetlere ilişkin sorgulama yaptı. Gül, ödemeleri Mermerciler Sitesi’nde yaptığını belirtirken Keleş, “Bu ödemeleri yaptığınızda yanıma geldiniz, peki niye hiç ortak bazımız yok?” diye sordu. Gül’ün yanıtı ise “Bilemiyorum” oldu.

Ardından Keleşoğlu İnşaat’ın ortağı Mustafa Keleş’in savunmasına geçildi. Keleş, Kameroğlu İnşaat’la arasındaki tahkim davasında İmamoğlu’nun kendisine baskı yaptığını ileri sürdü; ancak herhangi bir maddi ödeme yapmadığını söyledi. Savunmanın ardından İmamoğlu, “Mustafa Bey güzel bir hikaye yazdın. Seni esefle kınıyorum” diyerek tepki gösterdi.

Günün son bölümünde ise Fatih Keleş’in avukatı Baran Kaya, Mustafa Keleş’e müvekkilinin “Ekrem İmamoğlu’nun kasası” olduğunu söylediğini hatırlattı. Keleş, bu sözün oğlundan geldiğini savundu. Ancak avukat Kaya, Mustafa Keleş’in oğlunun daha önce Fatih Keleş’i hiç görmediğini söylediğini hatırlatarak bu anlatının çelişkili olduğunu belirtti. Mustafa Keleş ise Fatih Keleş ile oğlunun ilişkilerinden böyle bir sonuca vardığını söyledi.

Mahkeme Salonunda Günün Özeti: Delilden Çok İfadelerin Kendisi Tartışıldı

Sabah 10.30’da başlayan duruşmanın akşam saatlerine uzanan bölümünde, farklı sanıkların anlatımları ve bu anlatımlar arasındaki uyuşmazlıklar mahkeme salonunun ana gündemini oluşturdu. Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren isimlerin beyanlarının nasıl alındığı, daha önce söylenenlerle sonraki ifadeler arasındaki farklar, isimlerin savcılık süreçlerinde nasıl gündeme geldiği ve milyonlarca liralık ödeme iddialarının hangi somut verilere dayandığı, avukatların sorgularında tekrar tekrar karşılık buldu.

Duruşmanın ortaya koyduğu en dikkat çekici tablo ise şu: İddiaların ağırlığı kadar, bu iddiaları taşıyan ifadelerin güvenilirliği de artık yargılamanın merkezinde. Bir sanığın “duydum” dediği, diğerinin “hatırlamıyorum” diye yanıt verdiği, başka bir sanığın önce kesin biçimde ifade ettiği bir olayı daha sonra farklı anlattığı bir yargılamada, mahkemenin önündeki temel mesele yalnızca suçlamaları sıralamak değil, her bir anlatının delil değeri ve güvenilirliğini sınamak.

Günün sonunda mahkeme salonunda kalan izlenim, davanın yalnızca suçlamaların değil, suçlamaların nasıl üretildiğinin de yargılandığı bir zemine doğru ilerlediği yönünde oldu. Sanıkların ve avukatların soruları, dosyadaki anlatıların birbirleriyle ne kadar örtüştüğünü, nerelerde ayrıştığını ve hangi iddiaların doğrudan bilgiye, hangilerinin ise başkasından duyulan sözlere dayandığını görünür hale getirdi.

Akşam saatlerinde Mustafa Keleş’in sorgusunun ardından Dursun Keleş’in sanık kürsüsüne geçmesiyle duruşmanın bir sonraki bölümüne geçildi. Böylece sabah başlayan ve saatler boyunca süren sorgu trafiği, mahkeme salonunda yeni tanıklıklar ve yeni çelişkiler eşliğinde devam etti.