back to top
Ana Sayfa Haberler İBB Davası’nda İmamoğlu Konuştu: Silivri’de Adalet, Kapıda Aileler Bekliyor

İBB Davası’nda İmamoğlu Konuştu: Silivri’de Adalet, Kapıda Aileler Bekliyor

Yaklaşık 19 aydır cezaevinde bulunan Ekrem İmamoğlu, 436 sanıklı İBB davasının 98’inci gününde esasa ilişkin savunmasına başladı. İddianamedeki suçlamalara geçmeden önce birlikte yargılandığı arkadaşlarını, cezaevi kapılarında bekleyen aileleri ve çocukları anlatan İmamoğlu, tutukluluğun yalnızca sanıkların değil, yakınlarının da yaşamını değiştirdiğini söyledi. “Bu ülkenin adaletli bir ülke olması için bir nefer gibi çalışacağım” sözleriyle tamamladığı giriş konuşmasının ardından savunma hakkına yönelik itirazlarını ve siyasi değerlendirmelerini dile getirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasının ve 23 Mart’ta tutuklanmasının ardından yaklaşık 19 ay sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında kapsamlı savunmasını yapmak üzere hâkim karşısına çıktı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen davanın 98’inci gününde, 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı dosyada söz sırası İmamoğlu’na geldi. İddianamede 143 ayrı eylemden sorumlu tutulan İmamoğlu ile avukatlarına savunma için dört gün ayrılırken, mahkemenin tutukluluk durumlarına ilişkin ara kararını savunmaların tamamlanmasının ardından açıklaması bekleniyor.

Duruşmayı İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu, annesi Havva İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, oyuncu İlyas Salman, şair ve yazar Sunay Akın ile sanık yakınları ve partililer izledi. Salonu dolduran izleyiciler İmamoğlu’nu alkışlarla karşılarken, duruşma düzeninin korunması için slogan atılmaması ve görüntü kaydı yapılmaması yönünde uyarılarda bulunuldu. İmamoğlu ise savunmasının başlangıcında mahkeme salonunun mimarisini ve yargılama koşullarını eleştirerek, yurttaşların güven duyacağı bir yargı düzeninin yalnızca hukuki kurallarla değil, bu kuralların uygulandığı ortamla da ilişkili olduğunu savundu.

On Dokuz Ay Sonra Başlayan Savunma

İmamoğlu’nun 14 Ekim’de başlayan savunması, davanın önceki duruşmalarında yaşanan bir anlaşmazlığın ardından geldi. İBB davasının 8 Temmuz 2026 tarihli 64’üncü duruşma gününde, savunması için ayrılan süre konusunda mahkeme başkanıyla tartışan İmamoğlu salondan çıkarılmış, savunma yapmak istemediğini söylediği yönündeki değerlendirme duruşma tutanağına geçirilmişti. İmamoğlu ise susma hakkını kullanmadığını, iddianamedeki suçlamalara ayrıntılı yanıt vermek istediğini belirterek bu değerlendirmeye itiraz etmişti. Daha sonra savunmasını kitaplaştırmaya çalıştığını, ancak kitabın basımının engellendiğini ileri sürmüştü.

Bugünkü duruşmada da bu sürece dönen İmamoğlu, hazırladığı savunmanın kamuoyuna ulaştırılması için bir yayıneviyle anlaştığını ve kitabın basım hazırlıklarının tamamlandığını anlattı. İddiasına göre, 25 Ağustos 2026’da polislerin matbaaya gitmesiyle baskı süreci durmuş, daha sonra kitabın basımını engelleyen karar bildirilmişti. İmamoğlu, savunma hakkının yalnızca mahkeme salonunda konuşabilmekle sınırlanamayacağını, kendisine yöneltilen suçlamalara kamuoyu önünde yanıt verebilmesinin de önemli olduğunu savundu. Böylece uzun süredir tartışılan savunma süresi ve savunmanın kamuoyuna aktarılması meselesi, dört günlük duruşma takviminin başlangıcında yeniden gündeme geldi.

İmamoğlu, konuşmasının ilk bölümünde doğrudan iddianamedeki suçlamalara girmek yerine birlikte yargılandığı kişilere ve onların ailelerine seslendi. Aralarında daha önce birlikte çalıştığı belediye yöneticilerinin yanı sıra cezaevinde tanıştığı insanların da bulunduğunu belirterek her birinin yaşamının ayrı bir hikâye taşıdığını söyledi. Tutuklu arkadaşlarıyla gurur duyduğunu ifade eden İmamoğlu, aylardır aynı belirsizliğin içinde yaşadıklarını, bu süreçte yalnızca kişisel özgürlüklerinin değil, aile ilişkilerinin ve gündelik hayatlarının da etkilendiğini anlattı.

Cezaevi Kapısında Büyüyen Dayanışma

Savunmanın en geniş bölümlerinden biri, cezaevinde bulunanların ailelerine ayrıldı. İmamoğlu, Silivri’ye aylar boyunca gidip gelen anneleri, babaları, eşleri ve çocukları anlatırken, duruşma salonunun dışında yaşananların da yargılama sürecinin toplumsal sonuçları arasında bulunduğunu vurguladı. Tutuklu yakınlarının her ziyaret için kilometrelerce yol katettiğini, bazılarının görüş gerçekleştiremediği günlerde bile cezaevi kapısına geldiğini hatırlattı. Ailelerin yaşadığı ayrılığın, evlerin ekonomik düzeninden çocukların gündelik yaşamına kadar uzanan sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti.

Tutuklu yakınlarının oluşturduğu Aile Dayanışma Ağı’nın (ADA) çalışmalarını özellikle anan İmamoğlu, ailelerin birbirleriyle kurdukları dayanışmayı tarihsel bir mücadele olarak nitelendirdi. Mart 2025’te başlayan operasyonların ardından kurulan ağ, aylardır Silivri ve İstanbul’un farklı noktalarında düzenlediği buluşmalarla tutuklu yakınlarının taleplerini kamuoyuna taşıyor. Aileler bu toplantılarda tutuksuz yargılama, adil yargılanma hakkı, duruşmaların şeffaflığı ve çocukların yaşadığı mağduriyetler üzerinde duruyor. Ağın Ağustos 2026’daki 42’nci buluşmasında da uzun tutukluluk sürelerinin aileler üzerindeki etkileri gündeme getirilmişti.

İmamoğlu, ailelerin kimi zaman ekonomik güvencelerinden uzak kaldığını, kimi sanıkların farklı cezaevlerine nakledilmesiyle görüş koşullarının daha da ağırlaştığını söyledi. Bazı tutukluların yüzlerce kilometre uzağa gönderildiğini belirterek bu uygulamaların baskı amacı taşıdığını ileri sürdü. Bu suçlamalar mahkemede ayrıca değerlendirilmesi gereken iddialar olmakla birlikte, ailelerin uzun yolculuklar, ziyaret giderleri ve çalışma hayatındaki aksamalar nedeniyle karşı karşıya kaldığı güçlükler, dayanışma ağının açıklamalarında da yer buluyor.

Tutukluluğun çocuklar üzerindeki etkisine de değinen İmamoğlu, annelerinin veya babalarının neden cezaevinde bulunduğunu anlamakta zorlanan küçük çocuklardan söz etti. Ailelerin cezaevi ziyaretlerinde yaşadığı ayrılığın yalnızca o günlerle sınırlı kalmadığını, çocukların anne ve babalarıyla geçiremedikleri zamanın geri getirilemeyeceğini anlattı. Bu bölümde, ailelerin bir arada kalması için yürütülen çalışmalara teşekkür ederken eşi Dilek İmamoğlu’nun çabalarını da özellikle andı.

İmamoğlu, ailelerle dayanışmasını özgürlüğüne kavuştuktan sonra da sürdüreceğini belirterek şu sözleri söyledi:

“Allah bana ömür verdikçe, özgür günlerimde hangi yetkiye, hangi imkâna sahip olursam, elimdeki ekmeğimle, aşımla o ailelerin yanında olacağım.”

Bu sözlerin ardından cezaevlerinde bulunan diğer insanların sorunlarına da değinen İmamoğlu, adalet arayışını yalnızca kendi davası ya da birlikte yargılandığı kişilerle sınırlamayacağını söyledi. Hukukçu olmamasına rağmen yargı sisteminin işleyişi konusunda kendisini sorumlu hissettiğini belirterek, “Bu ülkenin adaletli bir ülke olması için bir nefer gibi çalışacağım” dedi.

Tutukluluk, Savunma Hakkı Ve Toplumsal Bedel

Savunmasının devamında tutuklu yargılamanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürüldüğünü öne süren İmamoğlu, avukatların çalışmalarının ve sanıkların savunma koşullarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. İddianamedeki suçlamaları reddeden İmamoğlu, yargılamanın siyasi amaçlarla yürütüldüğünü savundu. Savcılığın suç örgütü kurma ve yönetme, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve başka mali suçlamalara dayandırdığı dava devam ederken, sanıkların suçluluğu ya da suçsuzluğu konusunda henüz kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor.

İmamoğlu’nun açıklamaları, uzun tutukluluk sürelerinin hukuki niteliğini de yeniden tartışmaya açtı. Ceza yargılamasında tutukluluk, suçluluğun karşılığı olarak verilen bir ceza değil; belirli yasal koşullarda başvurulabilen geçici bir koruma tedbiri. Bu nedenle tutukluluğun sürdürülmesi, her sanık açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi ve somut gerekçelere dayanması gereken bir karar niteliği taşıyor. İBB davasında bugüne kadar verilen tahliye ve tutukluluğun devamı kararları, bu ilkenin uygulamada nasıl karşılık bulduğu konusundaki tartışmaların da merkezinde bulunuyor.

İmamoğlu, daha sonra konuşmasını Türkiye’deki ekonomik ve siyasi gelişmelere taşıdı. Seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasını, gazetecilere yönelik soruşturmaları, işçilerin ve gençlerin hak arama süreçlerinde karşılaştıkları müdahaleleri eleştirdi. Geçim sıkıntısı, artan kiralar ve yoksulluk üzerinden hükümetin ekonomi politikalarını değerlendirdi. Eylül 2026’da yaşanan fon krizine ilişkin de çeşitli rakamlar paylaşarak tasarruf sahiplerinin uğradığı kayıplardan ve denetim sorumluluğundan söz etti. Bu bölümde dile getirdiği ekonomik büyüklükler ve sorumluluk iddiaları, İmamoğlu’nun siyasi değerlendirmeleri olarak kayda geçti; bağımsız olarak doğrulanmış yargı tespitleri niteliği taşımıyor.

Duruşmada avukatlık mesleğinin önemine de yer veren İmamoğlu, cezaevinde geçirdiği sürenin kendisine savunma hakkının yaşam için taşıdığı değeri daha yakından gösterdiğini belirtti. Kendi avukatları başta olmak üzere davada görev alan hukukçulara teşekkür ederek, bağımsız savunmanın yargılamanın temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı.

İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarının 17 Ekim Cumartesi gününe kadar sürmesi, ardından mahkemenin tutukluluk durumlarına ilişkin yeni ara kararını açıklaması bekleniyor. Dört günlük sürecin sonunda savcılığın yönelttiği suçlamalar, savunmanın bunlara vereceği yanıtlar ve mahkemenin değerlendirmeleri yargılamanın sonraki aşamalarını belirleyecek.

Ancak Silivri’deki duruşmanın 98’inci günü, mahkemenin önündeki dosyalar kadar cezaevi kapısında bekleyen aileleri de yeniden görünür kıldı. Tutukluluk devam ederken çalışma hayatından uzaklaşan insanların, gelir kaybıyla karşılaşan ailelerin, anne ve babalarının dönüşünü bekleyen çocukların yaşamları mahkeme takvimine göre durmuyor. Yargılama süreci sonunda verilecek karar hukuki sorumluluğu belirleyecek; fakat o güne kadar geçen zamanın aileler üzerindeki etkileri varlığını sürdürecek. Silivri’de bugün konuşulan meselelerden biri de bu: Henüz hüküm verilmemiş bir davada, geçen ayların bedelini kimler, hangi koşullarda ödüyor?


  •  NHA / ANKA Haber Ajansı, Cumhuriyet, Evrensel, Diken, T24, bianet, Anadolu Ajansı, Independent Türkçe, Odatv.