back to top
Ana Sayfa Haberler Kemal Türkler’in Mirası Hâlâ Mücadelede Yaşıyor

Kemal Türkler’in Mirası Hâlâ Mücadelede Yaşıyor

Türkiye işçi sınıfı hareketinin kurucu isimlerinden, DİSK’in ilk Genel Başkanı Kemal Türkler, katledilişinin 45’inci yılında mezarı başında anıldı. Anma töreninde yapılan konuşmalar, yalnızca bir sendikacının yaşamını değil; Türkiye’de emek mücadelesi, demokrasi, sendikal haklar ve hukukun üstünlüğü ekseninde yarım yüzyıla yaklaşan siyasal ve toplumsal çatışmaların sürekliliğini de yeniden gündeme taşıdı.

Bir İşçi Önderinin Doğuşu

Kemal Türkler, Türkiye’de modern sendikal hareketin yalnızca örgütleyicilerinden biri değil, aynı zamanda işçi sınıfının bağımsız örgütlenme anlayışının simge isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1926 yılında Denizli’de doğan Türkler, çalışma yaşamına metal işçisi olarak başladı ve kısa sürede sendikal mücadelenin öncü kadroları arasında yer aldı.

1967 yılında kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurucu Genel Başkanı olan Türkler, sendikacılığı yalnızca ücret pazarlığıyla sınırlı görmeyen; çalışma yaşamını demokrasi, sosyal adalet ve temel haklarla birlikte ele alan bir anlayışın temsilcisi oldu. Onun öncülüğünde DİSK, Türkiye’de toplu sözleşme, grev hakkı ve örgütlenme özgürlüğü ekseninde emek hareketinin en etkili örgütlerinden biri haline geldi.

15-16 Haziran’ın Mimarı

Kemal Türkler’in adı, Türkiye işçi sınıfı tarihine damga vuran 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi ile özdeşleşti. On binlerce işçinin sendikal haklarını sınırlayan yasal düzenlemelere karşı sokağa çıktığı direniş, yalnızca bir işçi eylemi değil, aynı zamanda demokratik hakların savunulduğu en kitlesel toplumsal hareketlerden biri olarak tarihe geçti.

Türkler’in savunduğu sendikal anlayış, işçi sınıfının ekonomik taleplerini siyasal demokrasi mücadelesinden ayrı görmüyordu. Ona göre sendikalar yalnızca çalışma yaşamının değil, demokratik toplumun da temel kurumlarıydı. Bu yaklaşım, dönemin siyasal kutuplaşmasının yoğunlaştığı yıllarda emek hareketini ülke siyasetinin en önemli aktörlerinden biri haline getirdi.

Suikast Ve Cezasızlığın Gölgesi

Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980 sabahı İstanbul Merter’deki evinin önünde düzenlenen silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. Türkiye’nin 12 Eylül askeri darbesine sürüklendiği, siyasal şiddetin günlük hayatın parçası haline geldiği bir dönemde gerçekleşen suikast, yalnızca bir sendika liderinin öldürülmesi değil, işçi hareketine yönelik en ağır saldırılardan biri olarak değerlendirildi.

Cinayetle ilgili uzun yıllar süren yargı süreçleri boyunca yaşanan hukuki tartışmalar ve davanın kamuoyunu tatmin edecek biçimde sonuçlandırılamaması, dosyanın Türkiye’de siyasal cinayetler ve cezasızlık tartışmalarının simgesel örneklerinden biri olarak anılmasına neden oldu. Türkler’in öldürülmesi, emek hareketi açısından yalnızca bir lider kaybı değil; aynı zamanda 1980 darbesi öncesinde yükselen sendikal mücadelenin hedef alınmasının da sembollerinden biri olarak hafızalarda yer etti.

45 Yıl Sonra Aynı Meydan Okuma

Kemal Türkler, katledilişinin 45’inci yılında İstanbul Topkapı Mezarlığı’ndaki mezarı başında düzenlenen törenle anıldı. DİSK üyeleri, siyasi parti temsilcileri ve emek örgütlerinin katıldığı anmada, kortej yürüyüşünün ardından “Kemal Türkler ölümsüzdür” sloganları eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu yaptığı konuşmada, Türkiye’de demokrasinin, sendikal hakların ve hukukun ağır baskı altında bulunduğunu belirterek, Kemal Türkler’in mücadelesinin bugün de yol gösterici niteliğini koruduğunu söyledi.

Çerkezoğlu, 15-16 Haziran Direnişi’nin yalnızca sendikal hakların savunulması değil, işçi sınıfının kendi iradesine sahip çıktığı büyük bir demokrasi mücadelesi olduğunu vurguladı. Demokrasi kavramının yalnızca seçimlerden ibaret olmadığını ifade eden Çerkezoğlu, işçilerin örgütlenme, toplu sözleşme ve grev haklarının demokrasinin ayrılmaz parçaları olduğunu dile getirdi.

Emek Mücadelesinden Hukuk Mücadelesine

Anma konuşmalarında güncel çalışma yaşamına ilişkin değerlendirmeler de öne çıktı. DİSK yönetimi, grev yasakları, sendikalaşmanın önündeki engeller, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması ve TÜİK verilerine ilişkin açılan davalar üzerinden Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin zayıfladığı yönünde eleştiriler dile getirdi.

Çerkezoğlu, DİSK’in kuruluş bildirgesinde yer alan “Devrimciliği anayasal haklara sahip çıkmak olarak görüyoruz” anlayışının bugün de geçerliliğini koruduğunu belirterek, anayasanın yalnızca yazılı bir metin değil; işyerlerinde, fabrikalarda ve toplumsal yaşamın her alanında savunulan bir haklar bütünü olduğunu ifade etti.

Bir İsimden Daha Fazlası

Kemal Türkler’in adı, aradan geçen 45 yıla rağmen Türkiye’de yalnızca bir sendika liderini değil; örgütlenme özgürlüğünü, grev hakkını, toplu pazarlığı ve demokratik katılım talebini simgelemeyi sürdürüyor.

Bugün Türkiye, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) Küresel Haklar Endeksi’nde işçi haklarının en fazla ihlal edildiği ülkeler arasında gösterilirken, Kemal Türkler’in yaşamı ve mücadelesi emek hareketi açısından tarihsel bir miras olmanın ötesinde, güncel çalışma yaşamına ilişkin tartışmaların da önemli referans noktalarından biri olmayı sürdürüyor.