back to top
Ana Sayfa Haberler Marx Çocuk İşçiliğine Karşıydı: Sermayenin Çocukların Geleceğini Çalmasına İtiraz Etti

Marx Çocuk İşçiliğine Karşıydı: Sermayenin Çocukların Geleceğini Çalmasına İtiraz Etti

Jacobin’de yayımlanan Sam Fluss imzalı çalışma, Karl Marx’ın çocuklarla kurduğu yakın ilişkiden yola çıkarak onun kapitalizm eleştirisinin en sert başlıklarından biri olan çocuk emeğini mercek altına alıyor. Marx’ın fabrikalarda, madenlerde ve atölyelerde çalıştırılan çocukların sömürüsüne ilişkin gözlemleri, eğitimin çocukların gelişiminin merkezine yerleştirilmesi ve çocuk emeğine ilişkin bugün de tartışılan görüşleri, “çocukların özgürlüğü” ekseninde yeniden okunuyor.

Karl Marx denildiğinde çoğu kişinin zihninde, elinde purosu, dağınık saçları ve kapitalizme yönelttiği sert eleştirileriyle tarihin en tartışmalı düşünürlerinden biri canlanıyor. Ancak Sam Fluss’un 30 Eylül 2026’da Jacobin’de yayımlanan “Karl Marx Was for the Children” başlıklı çalışması, Marx’ın başka bir yüzünü öne çıkarıyor: Çocuklarla oyun oynayan, torunlarını sırtında taşıyan, kendi çocuklarının eğitimi için yoksulluğa rağmen para ayıran ve kapitalist üretimin çocukların hayatını nasıl parçaladığını yıllarca inceleyen bir Marx.

Fluss’un çalışmasına göre Marx, Londra’daki evinde torunlarıyla oyun oynuyor, Hampstead Heath gezilerinde çocuklarla vakit geçiriyor ve ailesiyle yakından ilgileniyordu. Marx ve Jenny’nin yedi çocuğundan yalnızca Jennychen, Laura ve Eleanor yetişkinliğe ulaşabildi. Oğlu Edgar’ın sekiz yaşında yaşamını yitirmesi ise Marx üzerinde derin bir iz bıraktı. Fluss, Marx’ın aile hayatına ilişkin bu ayrıntıları, onun çocukların gelişimi ve eğitimine ilişkin siyasal düşüncesinden ayrı görmüyor.

Marx’ın Evinde Çocuklar Ve Eğitim Vardı

Marx’ın üç kızının dönemin koşullarına göre kapsamlı bir eğitim almasını istediğini aktaran Fluss, çocukların edebiyat, müzik, sanat ve yabancı dillerle tanıştırıldığını belirtiyor. Shakespeare, Homeros, Don Kişot ve Binbir Gece Masalları çocukların eğitiminde önemli yer tutuyordu.

Marx ve Jenny’nin ekonomik sıkıntılar yaşadığı dönemlerde dahi çocukların okul masraflarını karşılamak için fedakârlık yaptıkları aktarılıyor. Marx’ın eğitim anlayışı ise yalnızca okul sıralarıyla sınırlı değildi. Fluss, Marx’ın “Çocuklar ebeveynlerini eğitmelidir” düşüncesini aktararak, eğitimi yaşam boyu devam eden ve aileyi de dönüştüren bir süreç olarak ele aldığını vurguluyor.

Ancak yazı, Marx’ın çocuklara yaklaşımını romantikleştirmiyor. Marx’ın özel mektuplarında kadınlara ve Paul Lafargue gibi isimlere ilişkin ataerkil ve ırkçı ifadeler bulunduğuna da dikkat çekiliyor. Fluss’a göre Marx’ın eşitlik ve özgürleşme üzerine siyasal düşüncesi ile özel hayatındaki bazı önyargılar arasında açık bir gerilim bulunuyor.

“Çocukların Kanını Sermayeye Çevirmemek”

Marx’ın çocuk emeğine ilişkin düşüncesinin asıl ağırlığı ise Kapital ve diğer çalışmalarında ortaya çıkıyor.

Fluss, Marx’ın İngiltere’deki fabrika, maden, atölye ve ev içi üretim alanlarında çalışan çocukların koşullarını İngiliz parlamento soruşturmaları, fabrika müfettişlerinin raporları ve tıbbi incelemeler üzerinden takip ettiğini aktarıyor. Çocukların uzun çalışma saatleri, yetersiz beslenme, hastalık, sakatlık, sürekli yaralanma ve eğitimden koparılma ile karşı karşıya kaldığı bu sistem Marx’ın kapitalizm eleştirisinin temel örneklerinden birine dönüştü.

Marx’ın aktardığı örnekler bugünün ölçüleriyle bile çarpıcı. Dokuz ve on yaşındaki çocukların haftada 60 saate varan sürelerle çalıştırıldığı, dokuz yaşındaki bir kız çocuğunun aşırı yorgunluktan işyerinde uyuyakaldığı ve uyandırılarak çalışmaya devam ettirildiği belirtiliyor. Cam fabrikalarında çalışan çocukların ise dinlenme sürelerinin yolculuk, yıkanma, giyinme ve yemek ihtiyaçlarıyla birlikte değerlendirildiğinde oyun ve temiz hava için neredeyse hiç zamanlarının kalmadığı aktarılıyor.

Marx’ın vardığı sonuç yalnızca kötü çalışma koşullarının eleştirisi değildi. Ona göre sorun, birkaç kötü işverenin davranışlarından ibaret değildi. Üretimin kâr mantığı, işçinin sağlığını ve yaşam süresini ancak toplumsal baskı altında dikkate alıyordu.

Bu nedenle Marx, çocukların çalışma sürelerinin devlet tarafından sınırlandırılmasını, sermayenin çocukların emeğini kâra dönüştürmesinin önündeki temel sınırlardan biri olarak görüyordu.

Fabrika Çocukluğu Okul Ve İş Arasında Bölündü

Fluss’un aktardığı örneklerden biri de 19. yüzyıl İngiltere’sindeki “yarım zaman” sistemi. 1833 ve 1844 tarihli Fabrika Yasalarıyla küçük yaştaki çocukların çalışma ve eğitim saatlerini bölmesi öngörülüyordu.

Ancak uygulamada çocuklar düzenli bir eğitim alamıyordu. Bazı fabrikalarda çocukların belirli sayıda okul saatini tamamlaması yeterli görülüyor, çocuklar birkaç hafta okula gönderildikten sonra yeniden üretime dönüyordu.

Marx’ın aktardığı bir fabrika müfettişi bu sistemi, çocuğun “okuldan işe, işten okula” savrulması olarak tarif ediyordu.

Fluss’a göre Marx açısından sorun tam da burada ortaya çıkıyordu: Eğitim yasada var görünse bile çocukların hayatı hâlâ işverenin üretim ihtiyacına göre düzenleniyordu. Okula devam belgesi alınması, çocuğun gerçekten eğitim aldığı anlamına gelmiyordu.

Marx’ın aktardığı başka bir incelemede ise 75 çocuk, son derece küçük bir sınıfta yan yana eğitim görüyordu. Öğretmenin öğrencilerini tanımadığı, eğitimin niteliğinin ise tamamen göz ardı edildiği belirtiliyordu. Marx’ın buradan çıkardığı sonuç açıktı: Çocuğun okulda bulunması tek başına eğitim anlamına gelmiyordu.

Makine Çocukları Ucuz İşgücüne Çevirdi

Fluss’un yazısında Marx’ın makineleşmeye ilişkin değerlendirmesi de önemli bir yer tutuyor.

Marx’a göre makineler fiziksel güç ihtiyacını azalttığında, kapitalistler açısından yetişkin erkek işçinin yerine fiziksel gelişimi tamamlanmamış kadın ve çocukların emeğini kullanmak mümkün hale geldi. Böylece makine, insan emeğini hafifletme potansiyeline sahipken kapitalist üretim ilişkileri içinde ailenin bütün üyelerini üretim sürecine çekmenin aracına dönüştü.

Marx’ın eleştirisi burada yalnızca ücret düzeyine ilişkin değildi. Çocuğun oyun zamanı, eğitim zamanı, dinlenmesi ve aile içindeki yaşamı da üretim sürecinin ihtiyaçlarına tabi hale geliyordu.

Matbaa sektörünü örnek gösteren Marx, eski çıraklık sisteminde genç işçilerin giderek daha karmaşık işleri öğrenerek mesleki beceri kazandığını, makineli üretimin ise çocukları tekrarlanan ve beceri geliştirmeyen işlere hapsettiğini savunuyordu.

Bu nedenle Marx açısından mesele yalnızca “çocuk çalışıyor mu, çalışmıyor mu?” sorusu değildi. Asıl mesele, çalışmanın çocuğun gelişimini sağlayan bir eğitim faaliyeti mi, yoksa çocuğu kâr üretiminin bir aracına dönüştüren sömürü biçimi mi olduğuydu.

Çocukların Çalınan Zamanı

Marx’ın Kapitalde anlattığı çalışma koşulları, Fluss’un yazısında geniş biçimde ele alınıyor. Birmingham’daki ağır sanayi işlerinden Londra’daki matbaalara, tuğla ve kiremit üretiminden dantel atölyelerine kadar çok sayıda sektörde çocuk emeğinin kullanıldığı belirtiliyor.

Bazı işlerde çocuklar dört ya da beş yaşında çalışmaya başlıyor, dantel atölyelerinde altı yaşındaki çocuklar 12 saatlik vardiyalara tabi tutuluyordu. İş yoğunluğu arttığında çalışma süresinin 15 saate kadar çıktığı örnekler aktarılıyor.

Tuğla ve kiremit üretiminde çocukların yetişkinlerden daha uzun süre çalıştırıldığı, bazı küçük kız çocuklarının gün boyunca tonlarca ağırlıktaki malzemeyi taşıdığı belirtiliyor.

Marx için çocuk emeğinin sonucu yalnızca fiziksel yıpranma değildi. Çocukların entelektüel ve duygusal gelişimleri de üretim düzenine teslim ediliyordu.

Bu nedenle Fluss, Marx’ın çocuk emeği eleştirisinin merkezine yalnızca “tehlikeli iş” kavramını değil, çocukluk zamanının sermaye tarafından satın alınmasını yerleştiriyor.

“Çocuk Hırsızları” Ve Fabrika Düzeni

Marx’ın sanayileşmenin ilk dönemlerine ilişkin en sert ifadelerinden bazıları, çocukların yoksul ailelerden ve çalışma evlerinden koparılmasıyla ilgili.

Fluss’un aktardığı Kapital bölümlerinde Marx, fabrika sisteminin ihtiyaç duyduğu çocuk işçilerin yoksulhanelerden ve çalışma evlerinden toplandığını, çok küçük yaştaki çocukların ülkenin farklı bölgelerindeki fabrikalara gönderildiğini anlatıyor.

Çocukların küçük ve çevik parmakları makineler için ucuz ve uygun işgücü olarak görülüyordu. Üretim yöneticilerinin ücretlerinin çalıştırdıkları çocukların üretim miktarına göre belirlendiği örnekler de bulunuyordu.

Bu sistemde çocukların dayak, açlık, aşırı çalışma ve kötü muameleyle karşı karşıya kaldığına ilişkin dönem tanıklıkları Marx’ın çalışmalarında yer aldı.

Fluss, Marx’ın bu tarihsel örnekleri yalnızca 19. yüzyılın karanlık fabrika koşullarını anlatmak için kullanmadığını, kapitalist üretimde kâr baskısının sınırlandırılmadığında insan hayatını nasıl ikinci plana itebileceğini göstermek amacıyla değerlendirdiğini belirtiyor.

Marx Çocukların Hiç Çalışmamasını Mı Savundu?

Yazının en dikkat çekici ve tartışmaya açık bölümlerinden biri burada başlıyor.

Marx’ın çocuk emeğine ilişkin düşüncesi, günümüzdeki anlamıyla “çocukların hiçbir koşulda üretim faaliyetine katılmaması” şeklinde formüle edilmiş değildi.

1866’da Birinci Enternasyonal’in Cenevre Kongresi için hazırladığı talimatlarda Marx, modern sanayinin çocukları toplumsal üretime katma eğiliminin kapitalizm altında sömürücü bir biçime dönüştüğünü, ancak farklı bir toplum düzeninde bunun eğitimle birleştirilebileceğini savundu.

Dokuz ila 12 yaş arasındaki çocuklar için iki saat, 13 ila 15 yaş arasındakiler için dört saat ve 16-17 yaş grubundakiler için altı saatlik sınırlar önerdi. Bu üretim faaliyetlerinin eğitimle birlikte yürütülmesi gerektiğini savundu.

Gotha Programı’nın Eleştirisinde ise Marx, büyük sanayinin varlığı koşullarında çocuk emeğinin tamamen yasaklanmasının tek başına yeterli olmadığını ileri sürdü. Onun önerisi, yaş gruplarına göre kesin çalışma sınırları, güvenlik önlemleri ve eğitimin üretim faaliyetiyle birlikte yürütülmesiydi.

Bu yaklaşım, bugünün çocuk hakları ve eğitim anlayışı açısından tartışmaya açık. Fluss da Marx’ın dokuz yaşından itibaren çocukların belirli koşullarda üretken faaliyetlere katılması fikrinin günümüzde sorgulanabileceğini kabul ediyor.

Çalışma Mı, Sömürü Mü?

Fluss’un Marx okumasının temel ayrımı burada ortaya çıkıyor: Marx bütün üretken faaliyeti reddetmiyor, çocuğun gelişimini engelleyen ve onu kâr üretiminin aracına dönüştüren sömürü biçimine karşı çıkıyordu.

Marx’ın eğitim anlayışında üç temel unsur öne çıkıyor: zihinsel eğitim, sağlıklı gelişimi sağlayacak fiziksel eğitim ve üretimin temel ilkelerini kavramaya yönelik teknik eğitim.

Buna göre çocuk, yalnızca sınavlara hazırlanan ya da yalnızca işgücüne dönüştürülen bir birey olmamalı; farklı yeteneklerini geliştirebilen, fiziksel ve zihinsel kapasitesini birlikte kullanabilen bir insan olarak yetişmeliydi.

Marx’ın eğitim konusunda bir başka vurgusu ise eğitimin devlet ya da kilisenin ideolojik denetimine bırakılmamasıydı. Kamu tarafından finanse edilen, niteliği yasalarla güvence altına alınan ve bağımsız bilimsel esaslara dayanan bir eğitim sistemini savunuyordu.

Marx’ın Çocuk Meselesi Bugüne Ne Söylüyor?

Jacobin’deki çalışma, Marx’ın yaşadığı 19. yüzyıl İngiltere’siyle bugünün dünyası arasında doğrudan bir özdeşlik kurmuyor. Ancak çocuk emeğinin ortadan kalkmadığını hatırlatıyor.

ILO ve UNICEF’in 2024 küresel tahminlerine göre dünya genelinde yaklaşık 138 milyon çocuk çocuk işçiliği kapsamında çalışıyor ve bunların yaklaşık 54 milyonu tehlikeli işlerde bulunuyor. Tarım, küresel çocuk işçiliğinin yüzde 61’iyle en büyük alanı oluşturuyor; hizmetler yüzde 27, sanayi ise yüzde 13 paya sahip.

Dolayısıyla Marx’ın 19. yüzyıl fabrikalarında gördüğü tablo bugün aynı biçimde yaşanmıyor olsa da çocukların eğitimden, sağlıktan, oyundan ve güvenli bir çocukluk döneminden koparılması sorunu dünya ölçeğinde devam ediyor. ILO ve UNICEF de çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi için kaliteli eğitime erişim, sosyal koruma, yetişkinler için insana yakışır iş ve daha güçlü denetim mekanizmalarının birlikte ele alınması gerektiğini belirtiyor.

Fluss’un yazısının asıl sorusu da burada düğümleniyor: Çocuğun geleceği kimin ihtiyaçlarına göre biçimlenecek; üretimin ve kârın ihtiyaçlarına mı, yoksa çocuğun özgürce gelişme hakkına mı?

Marx’ın çocuk emeğine ilişkin düşüncesi, kendi döneminin sanayi koşullarıyla birlikte okunmak zorunda. Ancak Kapitaldeki çocuk işçiliği anlatıları, eğitimin üretimin ihtiyaçlarına tabi kılınmasına yönelik eleştirileri ve çocukların fiziksel, zihinsel ve insani gelişimini merkeze alan yaklaşımı, aradan geçen yaklaşık iki yüzyıla rağmen tartışmanın temel sorularından birini canlı tutuyor: Çocukların zamanı bir emek girdisi mi, yoksa insanın kendisini kurduğu ve geleceğini biçimlendirdiği hayatın en değerli parçası mı?

Kaynak

  • TB / Jacobin, Sam Fluss, “Karl Marx Was for the Children”, 30 Eylül 2026; International Labour Organization (ILO) ve UNICEF, “Child Labour: Global estimates 2024, trends and the road forward”; Teachers College, Columbia University, Sam Fluss biyografisi.