T24’ün internet sitesi ve sosyal medya hesapları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla erişime kapatıldı. Gerekçe, son bir yılda yayımlandığı belirtilen 118 içeriğin “LGBT propagandası” niteliğinde olduğu iddiası. Bir haber sitesinin yayımladığı haber ve köşe yazılarının topluca “propaganda” sayılarak bütün yayın organının susturulması, basın özgürlüğü açısından ağır bir sansür tartışmasını beraberinde getirdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü “Ailem Güvende” soruşturmasında bu kez hedefte bir haber kuruluşu var. T24’ün internet sitesi ile sosyal medya hesapları, son bir yıl içerisinde yayımlandığı belirtilen 118 içerik gerekçe gösterilerek İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından kapatıldı. Kararın uygulanması için Siber Güvenlik Başkanlığı’na gönderildiği bildirildi.
Kararın duyurulma biçimi de dikkat çekici. Adalet Bakanlığı tarafından basın gruplarında paylaşılan bilgi notunda T24’ün “118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik” ürettiği ileri sürüldü. T24 ise bir süredir sosyal medya hesapları üzerinden hedef gösterildiğini ve “iftira ve linç kampanyası” yürütüldüğünü açıkladı.
“118 İçerik”ten Bütün Haber Portalına Kapatma
Kararın en tartışmalı tarafı, soruşturma konusu olduğu belirtilen içeriklerle bütün bir haber portalına yönelik uygulanan yaptırım arasındaki kapsam.
Journo’nun incelemesine göre Adalet Bakanlığı tarafından paylaşılan dosyada 118 içeriğin bağlantıları yer aldı ve dosyanın başlığında “T24 LGBT DOSYASI” ifadesi kullanıldı. Listedeki içeriklerin T24 yazarlarının yazılarından oluştuğu aktarıldı.
Ancak ortaya çıkan tablo şu soruyu kaçınılmaz hale getiriyor:
Bir haber sitesinde yayımlanan belirli yazılar veya haberler nedeniyle, o kuruluşun bütün internet sitesinin ve sosyal medya hesaplarının kapatılması hangi ölçüde orantılı bir müdahale sayılabilir?
Çünkü burada tek tek içeriklere yönelik bir erişim engelinden değil, haber kuruluşunun tamamının yayın faaliyetini fiilen durduran bir karardan söz ediliyor.
T24’ün aktardığına göre kararın kendisi henüz kuruluşa resmen tebliğ edilmemişti ve kapatma kararının bütün yayınları mı, internet sitesini ve sosyal medya hesaplarını mı kapsadığı konusunda da belirsizlik bulunuyordu.
“Ailem Güvende” Operasyonundan Medyaya Uzanan Hat
“Ailem Güvende” soruşturması 13 Eylül’de 15 ili kapsayan operasyonlarla kamuoyunun gündemine girdi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, operasyonlarda 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yapıldığını açıkladı. İstanbul merkezli soruşturmada 6 LGBTİ+ derneğinin de aralarında bulunduğu çok sayıda adres için işlem yapıldı. Soruşturma başlıkları arasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “fuhuş”, “müstehcenlik” ve uyuşturucu suçları bulunduğu açıklandı.
Bakanlığın açıklamasında ayrıca bazı derneklere yurt dışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlardan yüksek miktarlarda fon aktarıldığının MASAK incelemeleriyle tespit edildiği ve bu para hareketlerinin soruşturma konusu faaliyetlerle bağlantısının araştırıldığı belirtildi.
Ancak T24 hakkında verilen karar, soruşturmanın kapsamına yeni bir boyut ekledi: Artık soruşturmanın hedefindeki alan yalnızca dernekler, işletmeler veya kişiler değil; bu alandaki haberleri yayımlayan bir medya kuruluşu da oldu.
Gazetecilik İle “Propaganda” Arasındaki Çizgi Kim Tarafından Çiziliyor?
T24’e yönelik kararın merkezindeki “LGBT propagandası” tanımlaması ise ayrıca tartışılması gereken bir başlık.
Bir haber kuruluşunun LGBTİ+ bireyler, örgütler, hak mücadeleleri, ayrımcılık, yargı süreçleri veya toplumsal gelişmeler hakkında haber yapması ile propaganda faaliyetinde bulunması arasında gazetecilik açısından temel bir ayrım bulunuyor.
Bu nedenle 118 içeriğin tamamının hangi gerekçeyle “propaganda” kategorisine sokulduğu, içeriklerin haber mi, köşe yazısı mı olduğu, hangi ifadelerin hangi hukuki norm kapsamında değerlendirildiği ve neden tek tek içerikler yerine bütün yayın organına erişim engeli uygulandığı kamuoyuna açık biçimde açıklanması gerekiyor.
Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bilgi ise ağırlıklı olarak tek cümlelik bir değerlendirmeden ibaret: “Son bir yıl içerisinde 118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik.”
Oysa basın özgürlüğüne ilişkin tartışmada asıl mesele tam da bu noktada başlıyor.
“Aile” Adına Basına Yeni Bir Sınır
“Ailem Güvende” operasyonlarının resmi çerçevesi çocukların, ailelerin ve toplum düzeninin korunması olarak açıklanıyor. Adalet Bakanlığı, operasyonların 2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı vizyonu ve 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi doğrultusunda yürütüldüğünü belirtiyor.
Bu çerçevede çocukların cinsel istismardan korunması, müstehcen içeriklerin çocuklara ulaşmasının önlenmesi ve suç teşkil eden faaliyetlerin soruşturulması elbette ayrı başlıklar.
Fakat “çocukları koruma” amacıyla başlatılan bir soruşturmanın sonunda bir haber portalının yayımladığı LGBTİ+ içeriklerinin topluca propaganda olarak nitelendirilmesi ve ardından bütün haber sitesinin kapatılması, ifade ve basın özgürlüğü bakımından çok daha geniş bir soruyu ortaya çıkarıyor.
Çünkü bugün “LGBT propagandası” denilerek susturulan bir haber portalı söz konusu olduğunda, yarın hangi haberin “aile yapısını hedef aldığı”, hangi haberin “toplum düzenini bozduğu” ve hangi gazetecilik faaliyetinin “propaganda” kabul edileceği soruları da aynı mekanizmanın konusu haline gelebilir.
Sansürün Yeni Biçimi: Haber Yapmak Suç, Haber Sitesi Hedef
Türkiye’de internet haberciliği uzun süredir erişim engelleri, içerik kaldırma kararları ve sosyal medya kısıtlamalarıyla karşı karşıya.
T24 kararı ise bu mekanizmanın daha geniş bir biçimini gösteriyor: Tek bir haberin ya da yazının erişime engellenmesi yerine, bir medya kuruluşunun tamamının dijital yayın alanından çıkarılması.
Bu nedenle mesele yalnızca T24’ün başına gelenle sınırlı değil.
Bugün bir haber sitesinin 118 içeriği gerekçe gösterilerek kapatılması, yarın başka bir yayın kuruluşunun farklı bir siyasi, toplumsal veya kültürel başlık nedeniyle aynı yöntemle karşı karşıya kalıp kalmayacağı sorusunu da beraberinde getiriyor.
Gazeteciliğin görevi iktidarın hoşuna giden konuları haber yapmak değil; iktidarın rahatsız olduğu konular dahil kamu yararı taşıyan gelişmeleri topluma aktarmaktır.
Bir haberin, bir köşe yazısının veya bir toplumsal grubun görünürlüğünün “propaganda” olarak nitelendirilmesiyle gazetecilik faaliyetinin bütünüyle susturulması arasında çok büyük bir fark var.
T24’e yönelik karar tam da bu nedenle yalnızca bir internet sitesine erişim engeli olarak okunamaz.
Bir haber portalının kapısına kilit vurulması, haberin kendisini ortadan kaldırmaz; fakat devletin hangi haberin toplum tarafından okunup okunmayacağına karar verme yetkisinin sınırlarını yeniden tartışmaya açar.
Ve asıl tehlike de burada başlıyor: “Ailem Güvende” denilerek başlayan operasyonun sonunda basının susturulması, aileyi kimden koruduğu kadar, basının kimden korunması gerektiği sorusunu da gündeme getiriyor.
- TB / T24, DHA, ANKA, Anadolu Ajansı, Cumhuriyet, Bianet, Medyascope, Journo, Evrensel, Adalet Bakanlığı













