İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun 1 Mayıs’ta yaptığı açıklamalar, Taksim’in tarihsel ve hukuki statüsüne rağmen kutlamalara kapalı tutulmasının, yalnızca bir güvenlik tercihi değil, temel hak ve özgürlükler bağlamında yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha gündeme taşıdı.
Taksim’in Hukuki Statüsü Ve Tartışmanın Merkezi
İbrahim Kaboğlu, Haydarpaşa’dan Kadıköy’e gerçekleştirilen 1 Mayıs yürüyüşünde yaptığı değerlendirmede, Taksim Meydanı’nın yalnızca sembolik değil, aynı zamanda hukuken de 1 Mayıs kutlamalarının meşru adresi olduğunu vurguladı.
Kaboğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfla, Taksim’in emek bayramı için “tescillenmiş bir mekân” olduğunu belirterek, bu alanda kutlama yapılmasının engellenmesini açık biçimde “eksiklik” olarak nitelendirdi.
Güvenlik Politikaları Ve Kamusal Alanın Dönüşümü
Kaboğlu’nun “Taksim kolluk güçlerinin meydanı değildir” vurgusu, son yıllarda kamusal alanın kullanımına dair artan tartışmaların merkezine oturuyor. Kolluk kuvvetlerinin görev tanımının suç önleme ile sınırlı olduğunu hatırlatan Kaboğlu, meydanın fiilen güvenlik politikalarıyla kapatılmasının hukuki sınırları zorladığını ifade etti.
Bu çerçevede Taksim’in erişime kapatılması, yalnızca fiziksel bir yasak değil; aynı zamanda toplumsal hafızanın ve kolektif emek kültürünün aktarımına yönelik bir kesinti olarak değerlendiriliyor.
Gözaltılar Ve Hukuk Devleti Tartışması
Kaboğlu, 1 Mayıs kapsamında gerçekleşen gözaltılara ilişkin de sert eleştirilerde bulunarak, gözaltı ve tutuklamaların büyük bölümünün “keyfi” nitelik taşıdığını savundu. Bu değerlendirme, Türkiye’de son yıllarda sıkça tartışılan “hukukun araçsallaşması” eleştirileriyle örtüşüyor.
Kitlelerin Taksim’e yönelmesinin engellenmesini hukuka aykırı olarak değerlendiren Kaboğlu, milyonların bu alana erişiminin önündeki idari kararların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
Basın Özgürlüğü Ve Emek Gündemi
Yürüyüşte konuşan Gökhan Durmuş ise gazetecilerin karşı karşıya olduğu ekonomik ve mesleki baskılara dikkat çekti. Türkiye’de gazetecilerin hem yoksullukla mücadele ettiğini hem de ifade özgürlüğü önündeki engellerle karşı karşıya kaldığını belirten Durmuş, 1 Mayıs’ın basın emekçileri açısından da kritik bir mücadele günü olduğunu vurguladı.
Bu açıklamalar, emek mücadelesinin yalnızca fiziksel çalışma koşullarıyla sınırlı olmadığını; ifade özgürlüğü, güvenceli çalışma ve demokratik haklarla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Taksim Üzerinden Derinleşen Hak Tartışması
Kaboğlu’nun açıklamaları, Taksim tartışmasının yalnızca bir mekân meselesi olmadığını; hukukun üstünlüğü, temel haklar ve demokratik alanın sınırlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.
2027 yılı için Taksim’de özgür ve kitlesel bir 1 Mayıs çağrısı yapılırken, mevcut tablo Türkiye’de kamusal alanın kullanımına dair gerilimin önümüzdeki dönemde de süreceğine işaret ediyor.















