back to top
Ana Sayfa Haberler Üsküdar’da Sandık Kazananı Değil, Sandığın Kendisi Tartışılıyor

Üsküdar’da Sandık Kazananı Değil, Sandığın Kendisi Tartışılıyor

Üsküdar Belediyesi’nde başkan vekilliği seçiminin dördüncü turunda AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 23 oyla başkan vekili seçildi. CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oy aldı. Ancak Üsküdar’da ortaya çıkan tablo yalnızca bir belediye başkan vekilliği koltuğunun el değiştirmesinden ibaret değil. Yargı kararlarıyla yeniden yapılan, katılım krizi nedeniyle ertelenen ve son turda en çok oyu alan adayın seçildiği süreç, Türkiye’de sandığın siyasal anlamının giderek daha fazla tartışıldığı bir dönemin yeni halkası oldu.

Üsküdar Belediye Meclisi’nde başkan vekilliği seçimi bugün yeniden yapıldı. 5 Eylül’de yapılması planlanan seçim, mecliste yeterli çoğunluk sağlanamadığı için gerçekleştirilememiş, oylama bugüne ertelenmişti. 8 Eylül’de 42 meclis üyesinin katılımıyla başlayan seçimde AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin ile CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya yarıştı. İlk turda Gültekin 21, Çetinkaya 19 oy aldı; iki oy geçersiz sayıldı. İkinci turda Gültekin’in oyu 22’ye yükselirken Çetinkaya 20 oyda kaldı. Üçüncü turda ise tablo 23-19 olarak oluştu. Salt çoğunluğun sağlanamaması üzerine dördüncü ve son tura geçildi. Son turda da sonuç değişmedi ve Gültekin 23 oyla başkan vekili seçildi.

Fakat Üsküdar’daki gelişmeyi yalnızca “AK Parti kazandı” cümlesiyle anlatmak, yaşanan sürecin siyasal ağırlığını eksiltir. Çünkü burada mesele yalnızca 23 oyun 19 oydan fazla olması değildir. Mesele, seçilmiş bir belediye başkanının görevden uzaklaştırılmasının ardından başlayan başkan vekilliği sürecinin, ilk seçimden itibaren yargı kararları, itirazlar, yeniden seçim ve meclis çoğunluğu tartışmaları üzerinden ilerlemesidir.

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ve görevden uzaklaştırılmasının ardından 5 Ağustos’ta yapılan ilk başkan vekilliği seçiminde CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 22 oyla seçilmişti. AK Parti’nin itirazının ardından seçimle ilgili yargı süreci başladı; İstanbul 2. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verirken, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi yapılan itirazı reddetti. Bunun ardından seçimin yenilenmesi gündeme geldi.

Sonraki aşama ise daha da çarpıcıydı. 5 Eylül’de yapılması planlanan seçimde yeterli sayıda meclis üyesi toplantıya katılmadı. Böylece seçim yapılamadı ve yeni tarih olarak 8 Eylül belirlendi. Bugün gerçekleştirilen oylamada ise Cumhur İttifakı adayı ilk turdan itibaren önde kaldı. Üstelik meclisteki mevcut sandalye dengesi 21’e 21 olmasına rağmen Gültekin’in ikinci turda 22, üçüncü ve dördüncü turlarda 23 oy alması, seçim sonucunun yalnızca blokların matematiğiyle açıklanamayacağını da ortaya koydu.

Buradan sonra asıl sorulması gereken soru, “AK Parti Üsküdar’ı kazandı mı?” sorusundan daha büyük bir sorudur: Türkiye’de sandık hâlâ siyasal iktidarın değişebileceği, seçmenin iradesinin belirleyici olabileceği bir alan olarak mı görülüyor, yoksa seçimler giderek sonucu önceden belirlenmiş bir siyasal düzenin prosedürüne mi dönüşüyor?

Çünkü demokrasinin yalnızca sandığın kurulmasından ibaret olmadığı artık Üsküdar örneğinde de bütün açıklığıyla görülüyor. Sandık kurulabilir, oylar sayılabilir, bir aday diğerinden fazla oy alabilir. Ama sandığa giden yolu belirleyen koşullar, seçilmişlerin görevde kalıp kalamayacağı, seçim sonuçlarının itirazlarla yeniden tartışmaya açılması ve sonunda ortaya çıkan tablonun nasıl bir siyasal zeminde oluştuğu da demokrasinin kendisi kadar önemlidir.

Üsküdar’da bugün yaşanan sonuç, bu nedenle yalnızca bir belediyenin el değiştirmesi olarak okunmamalıdır. Daha tehlikeli olan, seçimin kendisinin toplumun gözünde anlamsızlaştırılmasıdır. İnsanlara “Nasıl olsa sandıkta bir şey değişmiyor” duygusunun yerleşmesi, herhangi bir iktidarın seçim yoluyla elde edebileceği en büyük avantajlardan biridir. Çünkü sandığa olan inanç zayıfladığında, seçmenin siyasetten çekilmesi başlar. Seçmen sandığa gitmemeye başladığında ise demokratik siyaset, kendi toplumsal dayanağını kaybetmeye başlar.

Belki de asıl hesap tam da burada kuruluyor. İnsanlara seçimlerin artık hiçbir şeyi değiştirmediğini düşündürmek. Sandığın anlamını aşındırmak. Muhalefeti yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil, seçime katılma iradesi üzerinden de yormak. Her yeni olayda “Nasıl olsa sonuç değişmeyecek” duygusunu biraz daha büyütmek.

Oysa tam da bu nedenle sandıktan uzaklaşmak değil, sandığa daha fazla sahip çıkmak gerekiyor.

Çünkü seçimleri anlamsızlaştırmanın en büyük başarısı, seçmeni sandıktan uzaklaştırabilmektir. Eğer toplum “Nasıl olsa hiçbir şey değişmez” diyerek sandığa gitmezse, seçimlerin gerçekten anlamsızlaştırılması tamamlanmış olur. Sandığı değersizleştiren siyasal atmosferin karşısındaki en güçlü cevap ise sandığı terk etmek değil, sandığa inadına gitmektir.

Üsküdar’da bugün yaşananlar bir belediye başkan vekilliği seçiminin çok ötesine taşan bir anlam taşıyor. Burada yalnızca bir makamın kime ait olduğu değil, seçimin kendisinin toplumdaki karşılığı tartışılıyor.

Bu nedenle mesele, AK Parti’nin 23 oyla kazanmış olması kadar, bu 23 oyun hangi siyasal süreçlerin sonunda ortaya çıktığı ve yurttaşların bütün bu yaşananlardan sonra sandığa ilişkin ne düşüneceğidir.

Tam da bu noktada muhalefetin önünde yalnızca bir siyasi parti olarak değil, seçmenin sandıkla kurduğu bağı korumak açısından da büyük bir sorumluluk bulunuyor.

Sandıktan uzaklaşmak, sandığı anlamsızlaştırmak isteyenlere verilebilecek en büyük hediyedir.

Bu yüzden cevap bellidir:

İnadına sandığa gitmek.
İnadına oy vermek.
İnadına seçmek.
Ve günün sonunda halkın iradesinin ne olduğunu göstermek.

İstersen bunu bir sonraki aşamada daha sert, daha politik ve Nokta Haber Yorum’un manşet/spot diline daha yakın, yaklaşık 900-1200 kelimelik bir versiyona da dönüştürebilirim.