back to top
Ana Sayfa Haberler Amerika’da Frenler Sökülürken: Trump Döneminde İktidar, Para Ve Denetimin Erozyonu

Amerika’da Frenler Sökülürken: Trump Döneminde İktidar, Para Ve Denetimin Erozyonu

ABD’de Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde federal denetim kurumlarının kadrolarının tasfiye edilmesi, Adalet Bakanlığı içindeki gözetim mekanizmalarının küçülmesi, siyasi rakiplere yönelik soruşturmaların genişlemesi ve Trump ailesinin milyarlarca dolarlık ticari faaliyetlerinin başkanlık makamıyla kesişmesi, Amerikan sisteminin en temel sorularından birini yeniden gündeme getiriyor: İktidarı denetleyen kurumlar zayıfladığında, yolsuzluğu kim araştıracak?

Amerikan siyasal sistemi uzun yıllar boyunca güçlü bir başkanlık makamı ile onu sınırlayan Kongre, federal mahkemeler, bağımsız düzenleyici kurumlar, müfettişler, özgür basın ve kamu denetimi arasındaki denge üzerine kuruldu. Trump’ın ikinci döneminde yaşanan gelişmeler ise bu mekanizmaların önemli bir bölümünün yeniden düzenlenmesi, küçültülmesi veya doğrudan başkanlık makamının daha sıkı kontrolüne alınmasıyla yeni bir tartışma başlattı.

Buradaki mesele yalnızca Trump’ın aldığı tek tek kararlar değil. Daha büyük soru, iktidarın kendisini denetleyen kurumların kapasitesi azaltıldığında, kamu kaynakları ve devlet gücü üzerindeki denetimin nasıl sürdürülebileceği.

Bu soru artık yalnızca Trump’ın siyasi muhaliflerinin değil, Cumhuriyetçi Parti içinden bazı isimlerin de gündeminde.

Denetçilerin Görevden Alınmasıyla Başlayan Süreç

Trump’ın ikinci döneminin ilk günlerinde attığı en dikkat çekici adımlardan biri, federal kurumların bağımsız müfettişlerini hedef alan geniş çaplı görevden almalar oldu.

Ocak 2025’te yaklaşık 17 federal kurumun Inspector General, yani bağımsız müfettişleri görevden alındı. Bu makamlar, federal kurumlarda israf, dolandırıcılık, kötüye kullanım ve diğer usulsüzlükleri araştırmak üzere oluşturulmuş bağımsız denetim noktaları olarak çalışıyor. Associated Press’e göre görevden almalar Kongre’ye yasaların öngördüğü 30 günlük bildirim yapılmadan gerçekleştirildi; Cumhuriyetçi Senatör Chuck Grassley de bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmediğini açıkça belirtti.

Bu makamların tarihi de dikkat çekici. Modern federal müfettişlik sistemi Watergate skandalının ardından güçlendirildi. Amaç, başkanın veya bakanların doğrudan siyasi kontrolü dışında, kamu kurumlarının kendi içindeki yolsuzluk ve kötüye kullanımları soruşturabilecek bağımsız denetim noktaları oluşturmaktı.

Reuters, Trump’ın dönüşünün ardından bu görevden almaları, FBI ve diğer federal kurumlardaki personel değişiklikleriyle birlikte daha geniş bir tasfiye sürecinin parçası olarak değerlendirdi.

Adalet Bakanlığı’nda Denetim Mekanizması Küçülüyor

Asıl kritik gelişme ise Adalet Bakanlığı bünyesindeki iç denetim mekanizmalarında yaşandı.

Reuters’ın Ağustos 2026 tarihli araştırmasına göre Adalet Bakanlığı’nın hukukçuların mesleki davranışlarını soruşturan Office of Professional Responsibility biriminin çalışan sayısı Trump’ın ikinci döneminde 29’dan 16’ya düştü. Aynı dönemde birimin açtığı yeni soruşturmalar 20 yılın en düşük seviyesine gerilerken, 2025 mali yılında birime ulaşan şikâyet sayısı 1.666 ile 2005’ten bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

Bakanlığın diğer önemli denetim mekanizması olan Inspector General ofisi de 99 çalışanını kaybetti. Reuters’a göre kurumun kamuoyuna açıkladığı siyasi açıdan hassas soruşturmaların sayısı da Trump’ın ikinci döneminde belirgin biçimde azaldı. Eski Adalet Bakanlığı çalışanları, siyasi misilleme korkusunun denetim faaliyetleri üzerinde etkili olduğunu ileri sürdü. Bakanlık ise bu değerlendirmeye karşı çıkarak denetim mekanizmalarının çalışmaya devam ettiğini savundu.

Burada ortaya çıkan tablo, tek başına “kurum kapatıldı” şeklinde özetlenebilecek bir durum değil. Daha karmaşık ve belki de daha önemli bir süreç söz konusu: Kurumlar kâğıt üzerinde varlığını sürdürürken, personel ve soruşturma kapasitesi azalıyor.

Demokratik denetim açısından tehlike tam da burada başlıyor.

Yolsuzluğu Araştıracak Kurum Zayıflarsa

Bir ülkede yolsuzluğun varlığını yalnızca ortaya çıkan davaların sayısıyla ölçmek yanıltıcı olabilir. Çünkü yolsuzlukla mücadelede belirleyici olan, soruşturma açılmasını sağlayan kurumların bağımsızlığı ve kapasitesidir.

Bir müfettiş soruşturma açabiliyor, belgeleri inceleyebiliyor ve siyasi makamdan bağımsız rapor hazırlayabiliyorsa yolsuzluk görünür hale gelir. Ancak denetçi görevden alınabiliyor, kurum personel kaybediyor veya soruşturma açma kapasitesi daralıyorsa, yolsuzluk ortadan kalkmış olmaz; yalnızca görünmez hale gelebilir.

Reuters’ın Adalet Bakanlığı araştırması tam da bu noktaya dikkat çekiyor: 2025’te mesleki kötüye kullanım şikâyetleri rekor seviyeye çıkarken açılan soruşturmaların sayısının iki on yılın en düşük seviyesine inmesi, denetim kapasitesi ile şikâyetlerin büyüklüğü arasında ciddi bir makas oluştuğunu gösteriyor.

Bu nedenle mesele yalnızca “kaç yolsuzluk soruşturması açıldı?” sorusu değildir.

Daha önemli soru şudur:

Açılmayan soruşturmaların sayısını kim denetleyecek?

Trump Ailesinin Serveti Başkanlıkla İç İçe Geçiyor

Kurumsal denetimin zayıfladığı tartışmasının diğer tarafında ise Trump ailesinin ekonomik faaliyetlerinin büyüklüğü bulunuyor.

Trump ailesinin kripto para faaliyetleri bunun en çarpıcı örneklerinden biri haline geldi. Reuters’ın Temmuz 2026 tarihli incelemesine göre Trump, 2025 yılında ailesinin kripto projelerinden 1,4 milyar doların üzerinde gelir elde etti. Trump ailesine bağlı World Liberty Financial ve Trump temalı kripto para projeleri üzerinden elde edilen gelirlerin önemli bölümü daha sonra geleneksel hisse senedi ve tahvil yatırımlarına yönlendirildi.

Reuters’ın Şubat 2026 araştırması ise Trump ailesinin kripto şirketi World Liberty Financial tarafından düzenlenen bir etkinlikte Wall Street yöneticileri, yatırımcılar, federal yetkililer ve düzenleyici kurum başkanlarının aynı ortamda buluştuğunu ortaya koydu.

Etkinliğin ev sahipleri Trump’ın oğulları Donald Trump Jr. ve Eric Trump’tı. Davetliler arasında Goldman Sachs, Nasdaq ve New York Stock Exchange yöneticilerinin yanı sıra federal düzenleyici kurumların yetkilileri de bulunuyordu. Hukuk ve kamu etiği uzmanları, bunun siyasi iktidar ile aile şirketlerinin aynı zeminde buluşması açısından çıkar çatışması soruları doğurduğunu söyledi. Trump ailesi ise çıkar çatışması bulunmadığını ve başkanın ticari faaliyetlerle doğrudan ilgilenmediğini savundu.

Devlet Düzenliyor, Aile Aynı Alanda Para Kazanıyor

Tartışmanın düğümlendiği yer burası.

Bir başkanın ailesi, devlet tarafından düzenlenen bir sektörde milyarlarca dolarlık ticari faaliyet yürütüyorsa, mesele yalnızca yapılan işlemin hukuken suç olup olmadığı değildir.

Kamu gücü ile özel ekonomik çıkar arasındaki mesafenin korunup korunmadığı da demokratik denetimin konusudur.

Bu tartışma Ağustos 2026’da daha da büyüdü. ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Office of the Comptroller of the Currency, Trump ailesinin de ortak olduğu World Liberty Financial ile bağlantılı bir kuruluşa ulusal trust bankası için ön onay verdi. Reuters, şirketin Trump ailesine 1,5 milyar doların üzerinde aktarım yaptığını ve bankacılık lisansı kararının ciddi çıkar çatışması soruları doğurduğunu bildirdi. Trump yönetimi ise herhangi bir çıkar çatışması bulunduğunu reddetti.

Bu örnek, devlet ile özel servet arasındaki ilişkinin neden yalnızca kişisel etik tartışması olarak görülemeyeceğini gösteriyor.

Çünkü devletin bir düzenleyici kurumu, başkanın ailesiyle ekonomik bağları bulunan bir şirkete lisans verdiğinde, kararın hukuki olup olmadığı kadar kararın kamu tarafından nasıl denetlendiği de önem kazanıyor.

Siyasi Rakiplere Karşı Adalet, İktidara Karşı Denetim

Trump döneminde adalet mekanizmasının bir başka tartışmalı boyutu ise federal soruşturma gücünün siyasi çatışmaların içine çekildiği yönündeki iddialar.

Associated Press’in Eylül 2026 tarihli haberine göre Adalet Bakanlığı, Trump’ın siyasi rakipleri ve eski istihbarat yetkilileri hakkında yürütülen geniş kapsamlı bir soruşturmayı sürdürüyor. Soruşturmanın başına getirilen Trump müttefiki Joseph diGenova ise beş ay sonra istifa etti ve görev yaptığı süre içinde herhangi bir iddianame hazırlanmadı. Daha önce soruşturmayı yürüten kariyer savcısı Maria Medetis Long’un da ekipten çıkarıldığı bildirildi.

Bu soruşturmanın hukuki sonucu henüz kesinleşmiş değil. Dolayısıyla herhangi bir kişi hakkında suç işlendiği sonucuna varmak mümkün değil.

Ancak demokratik sistem açısından daha geniş bir soru ortaya çıkıyor:

Adalet mekanizması iktidarın kendisini denetlemek için mi çalışacak, yoksa iktidarın siyasi hesaplaşmalarında kullanılabilecek bir araca mı dönüşecek?

Bu ayrım, hukuk devletinin temel sınırlarından biri.

Basın Üzerindeki Baskı Denetimin Diğer Ayağına Uzandığında

Denetim yalnızca müfettişlerden ve mahkemelerden oluşmuyor. Bağımsız basın da yürütme gücünü denetleyen temel mekanizmalardan biri.

Eylül 2026’da Trump yönetiminin CNN, MS NOW ve Politico muhabirlerinin Beyaz Saray’a girişini engellemesi üzerine üç medya kuruluşu federal mahkemeye başvurdu. Associated Press, medya kuruluşlarının Trump’ın haberlerinden duyduğu rahatsızlık nedeniyle erişimlerinin kısıtlandığını savunduğunu; Beyaz Saray’ın ise basın erişiminin bir hak değil ayrıcalık olduğunu ileri sürdüğünü bildirdi.

Bu olay, daha önce Associated Press muhabirlerinin Beyaz Saray ve başkanlık etkinliklerinden dışlanmasıyla başlayan daha geniş bir çatışmanın devamı niteliğinde.

Basın üzerindeki baskı ile kamu kurumlarındaki denetimin zayıflaması aynı şey değildir. Ancak ikisi aynı anda gerçekleştiğinde demokratik denetim açısından ortaya çıkan tablo daha geniş bir anlam kazanır:

Devlet içindeki denetçiler zayıflıyor, dışarıdaki gazeteciler erişim kaybediyorsa, iktidarın hesap vermesini sağlayan kanalların toplamı daralıyor.

Yolsuzluk Bir Anda Gelmez, Denetimin Çöküşüyle Büyür

Yolsuzluk genellikle tek bir büyük olayla başlamaz.

Önce denetçi görevden alınır.

Sonra soruşturma biriminin personeli azaltılır.

Ardından soruşturma açmak zorlaşır.

Sonra siyasi makam ile özel şirket arasındaki sınır bulanıklaşır.

Bir başka aşamada kamu kaynaklarına ilişkin kararları verenlerle ekonomik çıkar sağlayanlar aynı çevrelerde buluşmaya başlar.

Ve nihayet toplumun, “Burada ne olduğunu kim araştıracak?” sorusuna vereceği cevap giderek zayıflar.

Bu, Trump yönetiminin bugün kesin olarak böyle bir sonuca ulaştığı anlamına gelmiyor. ABD’de Kongre, mahkemeler, basın, eyalet yönetimleri ve çeşitli bağımsız kurumlar hâlâ faaliyet gösteriyor. Nitekim Trump yönetiminin bazı uygulamaları mahkemeler tarafından durduruldu veya hukuki denetime tabi tutuldu.

Ancak demokratik kurumların gücü yalnızca var olup olmamalarıyla değil, bağımsız biçimde çalışabilmeleriyle ölçülüyor.

Bu nedenle ABD’deki tartışmanın merkezinde artık yalnızca Trump’ın hangi politikayı uyguladığı değil, iktidarın üzerinde kaç tane gerçek fren kaldığı sorusu bulunuyor.

Amerikan Sistemi Üçüncü Dünya Ülkelerinin Yoluna Mı Giriyor?

ABD’yi doğrudan “üçüncü dünya ülkeleri” kategorisine yerleştirmek analitik açıdan doğru olmaz. Amerikan devlet yapısı, güçlü anayasal kurumları, federal sistemi, bağımsız yargı geleneği ve örgütlü sivil toplumu nedeniyle birçok ülkeden farklı bir kurumsal kapasiteye sahip.

Ancak dünyanın farklı bölgelerinde görülen demokratik gerileme örneklerinde ortak bir özellik bulunuyor: İktidarın denetlenmesini sağlayan kurumların zaman içerisinde siyasi sadakate bağlanması.

Yolsuzluk da çoğu zaman bu zeminde büyüyor.

Çünkü yolsuzluğu engelleyen yalnızca ahlak değil; kurumdur.

Kamu görevlisinin yolsuzluk yapmasını engelleyen şey, yakalanacağını ve bağımsız bir kurum tarafından soruşturulacağını bilmesidir. Eğer soruşturmayı yapacak kurum siyasi iktidarın kontrolüne girerse, hukukun caydırıcılığı da zayıflar.

Trump döneminde yaşanan gelişmelerin Amerika açısından taşıdığı asıl risk bu noktada ortaya çıkıyor.

Devlet ile özel servet arasındaki sınırın silikleşmesi, siyasi sadakatin liyakatin önüne geçmesi ve yolsuzluğu araştıran kurumların etkisizleşmesi aynı süreç içinde birleşirse, sorun artık tek tek yolsuzluk iddialarını aşarak devletin hesap verebilirliği meselesine dönüşür.

Amerikan demokrasisinin geleceği bu nedenle yalnızca seçim sandığında değil, seçimden sonra iktidarı denetleyen kurumların bağımsız kalıp kalamayacağında da belirlenecek.

Ve belki de bugün Washington’da sorulması gereken en yalın soru şu:

Başkanı kim seçer sorusundan daha önemlisi, seçilen başkanı kim denetler?

Çünkü denetim ortadan kalktığında iktidar yalnızca daha güçlü hale gelmez; yolsuzluğun görünmezleşebileceği bir alan da genişler.


  • TB / Reuters, Associated Press (AP), ZDF/ZDFinfo, ABD Kongresi ve federal kurumlarının kamuya açık kayıtları