back to top
Ana Sayfa Haberler Deniz Göktaş İçin Özgürlük Zamanı: Mizahın Tutuklandığı Dosyada İlk Duruşma 28 Eylül’de

Deniz Göktaş İçin Özgürlük Zamanı: Mizahın Tutuklandığı Dosyada İlk Duruşma 28 Eylül’de

“Ölü Deniz” adlı gösterisi nedeniyle aylardır tutuklu bulunan komedyen Deniz Göktaş, 28 Eylül’de Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde ilk kez hâkim karşısına çıkacak; bir komedyenin sahnedeki sözlerinin üç ayrı suçlamaya dönüştüğü dosya, ifade özgürlüğü ve politik mizahın sınırları tartışmasını yeniden Türkiye’nin gündemine taşıyacak.

Komedyen Deniz Göktaş’ın özgürlüğünden mahrum bırakıldığı süreçte artık kritik bir aşamaya gelindi. Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelediği ve daha sonra YouTube’da yayımladığı “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde kullandığı ifadeler nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, 28 Eylül Pazartesi günü İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıkacak.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede Göktaş hakkında “cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” ve “suçu ve suçluyu övme” suçlamaları yöneltiliyor. İddianamede farklı kaynaklarda değişen ceza hesabıyla birlikte hapis talebinin üst sınırı yaklaşık 10 ila 12 yıl arasında aktarılırken, mahkemenin tensip kararıyla Göktaş’ın tutukluluğunun devamına hükmedildi.

Bir Gösteri, Bir Soruşturma Ve Ardından Tutuklama

Göktaş’ın “Ölü Deniz” gösterisi, siyasi gündemden toplumsal yaşama, iktidardan gündelik hayata kadar pek çok başlığa mizahi göndermeler içeren bir stand-up gösterisi olarak geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. Gösterinin YouTube’da milyonlarca kez izlenmesinin ardından bazı kesimlerden gelen tepkiler ve şikâyetler üzerine hakkında soruşturma başlatıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Temmuz’da yaptığı açıklamada Göktaş hakkında CİMER’e 185 ayrı şikâyet ulaştığını ve soruşturma kapsamında işlem başlatıldığını duyurdu. Göktaş ise yurtdışından Türkiye’ye döndüğü sırada İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı ve Vatan Emniyet’teki işlemlerinin ardından Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildi.

3 Temmuz’daki adliye sürecinin ardından Göktaş hakkında tutuklama kararı verildi. İlk aşamada suçlamalar “cumhurbaşkanına hakaret” ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama başlıkları üzerinden gündeme geldi. Göktaş’ın tutuklanmasıyla birlikte politik mizahın hangi noktada ceza soruşturmasının konusu haline getirilebileceği tartışması da büyüdü.

Tahliye Kararı Geldi, Özgürlük Kapısında Yeni Tutuklama Çıktı

Dosyanın en dikkat çekici aşamalarından biri ise 28 Ağustos’ta yaşandı. Göktaş’ın tutukluluğuna yapılan itirazı inceleyen İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamaları bakımından tahliye kararı verdi.

Ancak Göktaş cezaevinden çıkamadan bu kez aynı gösterideki başka bir bölüm gerekçe gösterilerek “suçu ve suçluyu övme” suçlamasıyla yeniden tutuklandı. Söz konusu suçlama, Göktaş’ın gösteride kamuoyunda “Daltonlar” olarak bilinen suç örgütüne ilişkin yaptığı mizahi anlatım üzerinden kuruldu. Hakimlik, bu ifadelerin suç grubunun eylemlerini öven veya meşru gösteren nitelikte olduğunu değerlendirdi.

Böylece tahliye kararı verilmesine rağmen cezaevinden çıkamayan bir sanık tablosu ortaya çıktı. Daha sonra savcılığın tahliye kararına itirazı üzerine Göktaş, daha önce tahliye edildiği iki suçlama bakımından da yeniden tutuklandı. Sonuçta tutukluluk üç ayrı suçlama üzerinden devam etti.

Mizahın Sınırı Nerede Başlıyor, Ceza Sorumluluğunun Sınırı Nerede Bitiyor?

Dosyanın hukuki ağırlığı yalnızca Göktaş hakkında istenen cezadan ibaret değil. Asıl tartışma, bir komedyenin sahne üzerindeki sözlerinin hangi koşullarda ceza hukukunun konusu haline getirilebileceği noktasında düğümleniyor.

Savcılık makamı, gösterideki belirli ifadelerin suç oluşturduğunu ileri sürüyor. Savunma tarafı ise Göktaş’ın ifadelerinin komedi ve hiciv bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Dolayısıyla 28 Eylül’de görülecek duruşmada mahkemenin önündeki temel meselelerden biri, yalnızca tek tek cümlelerin anlamı değil, bu cümlelerin mizah, hiciv, siyasi eleştiri ve sahne performansı bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiği olacak.

Göktaş’ın tutukluluğunun yaklaşık üç aya yaklaşması da dosyayı ayrıca önemli hale getiriyor. BirGün’ün 21 Eylül tarihli haberine göre Göktaş duruşma öncesinde 80 gündür cezaevinde bulunuyor.

Deniz Göktaş’ın Sesi Cezaevi Duvarlarının Ardında

Göktaş’ın tutukluluğu boyunca kamuoyuna yansıyan en dikkat çekici ayrıntılardan biri de mizahından vazgeçmemesi oldu. Tahliye kararının ardından yeniden tutuklanması üzerine cezaevinden gönderdiği mektupta, yaşanan süreci yine mizahi bir dille anlattı ve bir gösteriden farklı suçlamalar çıkarılmasına dikkat çekti.

Onun podcastlerini, eski gösterilerini ve “Ölü Deniz”i yeniden dinlemek bu nedenle yalnızca bir komedyenin işlerini takip etmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bir sanatçının sözleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakıldığı bir dönemde, o sözlerin neden bu kadar ağır bir hukuki dosyaya dönüştüğünü hatırlamak anlamına geliyor.

28 Eylül’de Çağlayan’da kurulacak mahkeme salonunda artık söz sırası Deniz Göktaş’ta olacak. Kamuoyunun beklentisi ise yalnızca bir duruşmanın yapılması değil; mizahın, eleştirinin ve sanatın ceza tehdidi altında olup olmadığına ilişkin tartışmanın hukuk çerçevesinde açık biçimde görülmesi ve Göktaş’ın özgürlüğüne kavuşması.

Çünkü bazen bir ülkenin özgürlük alanını ölçmek için büyük siyasi nutuklara gerek yoktur. Bir komedyenin sahnede yaptığı şakanın ardından başına gelenlere bakmak bile yeterlidir.

TB / DW Türkçe, Medyascope, BirGün, soL Haber, Cumhuriyet, Sözcü, DHA