Yıllarca insanların canını ve güvenliğini koruyan emekli polis memuru Ali Şekeroğlu, ailesini geçindiremediğini ve sağlık giderlerini karşılayamadığını haykırarak yaşamına son verdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Şengel Taşcıer, Şekeroğlu’nun ardından yaptığı paylaşımda, “Emekli olduktan sonra biz onun canını koruyamadık” sözleriyle ekonomik krizin insan hayatındaki ağır sonuçlarına dikkat çekti.
Bir insanın hayatı bazen tek bir fotoğrafa, birkaç kelimeye ve geride bıraktığı son cümlelere sığar.
Ali Şekeroğlu’nun ardından geriye de böyle ağır bir tablo kaldı.
Yıllarca polis memuru olarak görev yapan, görev süresince insanların canını ve güvenliğini koruyan Şekeroğlu, emekliliğinde ailesini geçindirme ve sağlık giderlerini karşılama mücadelesinin içine sürüklendi. Şengül Taşcıer’in sosyal medya paylaşımına göre Şekeroğlu, üzerinde al bayrak ve “Para için değil, onurumuz için” yazılı dövizle yaşadığı çaresizliği kamuoyuna haykırdıktan sonra yaşamına son verdi.
Bu yalnızca bir insanın ölümü değil.
Aynı zamanda yıllarca çalışan, devlete hizmet eden ve yaşamının son döneminde insanca yaşama hakkını arayan bir emeklinin hangi koşullara sıkıştırıldığını gösteren acı bir tablo.
“Emekli Olduktan Sonra Biz Onun Canını Koruyamadık”
Taşcıer, Şekeroğlu’nun ardından yaptığı paylaşımda, onun yıllarca insanların canını koruyan bir polis memuru olduğunu hatırlatarak, “Görevdeyken o bizim canımızı korudu. Emekli olduktan sonra biz onun canını koruyamadık” ifadelerini kullandı.
Bu sözler, bir taziye mesajının sınırlarını aşarak Türkiye’de milyonlarca emeklinin yaşadığı geçim sıkıntısına ilişkin daha geniş bir tartışmayı gündeme taşıdı.
Taşcıer, Şekeroğlu’nun ailesini geçindiremediğini ve sağlık giderlerini karşılayamadığını haykırarak yaşamına son verdiğini belirtti. CHP’li siyasetçi, yaşananları yalnızca kişisel bir çaresizlik olarak değerlendirmedi; yıllardır uygulanan ekonomik ve siyasi tercihlerin ortaya çıkardığı bir sonuç olarak niteledi.
Burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bir insan ömrünü çalışarak geçiriyor, devlete hizmet ediyor ve emekli olduğunda ailesini geçindiremiyorsa, ortada yalnızca bireysel bir dramdan mı söz ediyoruz?
Bir Emeklinin Son Feryadı
Taşcıer paylaşımında, emeklilerin yıllarca çalıştıktan sonra yaşamlarının sonunda geçim ve sağlık giderleri arasında sıkıştığını savundu.
“Emekliyi açlığa mahkûm eden” ve insanların sağlık giderlerini dahi düşünmek zorunda bırakıldığı bir düzen eleştirisi yapan Taşcıer, ekonomik göstergeler üzerinden anlatılan başarı hikâyelerinin gerçek hayatla arasındaki mesafeye dikkat çekti.
“Hangi başarı? Kimin başarısı?” diye soran Taşcıer, ömrünü çalışarak geçirmiş bir insanın emeklilikte geçinemediği için yaşamına son verdiği bir düzenin başarı olarak anlatılmasını eleştirdi.
Bu sözler, ekonomik krizin yalnızca enflasyon oranlarından, maaş tablolarından ya da bütçe rakamlarından ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Çünkü rakamların arkasında hayatlar var.
Bir market arabasının yarım kalması, ilaçların ertelenmesi, faturaların birikmesi, çocukların ihtiyaçlarının karşılanamaması ve emekliliğin yıllarca beklenen huzur dönemi yerine yeni bir geçim mücadelesine dönüşmesi, istatistik tablolarına sığmayan bir gerçeklik yaratıyor.
“Onun Son Feryadını Duymak Zorundayız”
Taşcıer, paylaşımında Şekeroğlu’nun ölümünün ardından yalnızca birkaç taziye cümlesi kurulup hayatın kaldığı yerden devam etmemesi gerektiğini savundu.
Bir babanın ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamadığı için kendisini çaresiz hissetmesinin, bir emeklinin sağlık giderlerini karşılayamamasının ve yıllarca devlete hizmet etmiş bir insanın hakkını aramak için Anayasa Mahkemesi’nin kapısına dayanmasının toplum tarafından görülmesi gerektiğini belirtti.
Ve şu çağrıyı yaptı:
“Onun son feryadını duymak zorundayız.”
Bu cümle, Ali Şekeroğlu’nun ardından geriye kalan en ağır sorulardan birine dönüşüyor.
Çünkü intiharın nedenleri tek bir ekonomik göstergeye ya da tek bir siyasi karara indirgenemez. Ancak insanların geçim sıkıntısı, borç, işsizlik, sağlık giderleri ve sosyal güvencesizlik nedeniyle yaşadığı çaresizlik de görmezden gelinemeyecek toplumsal gerçekliklerdir.
Şekeroğlu’nun ölümü, bu nedenle yalnızca bir adli vaka ya da bir emeklinin kişisel dramı olarak görülmemeli; emeklilerin yaşam koşulları, gelirleri ve sağlık hizmetlerine erişimi üzerinden daha geniş bir toplumsal tartışmanın konusu olmalıdır.
Emeklilik Neden Huzur Değil, Yeni Bir Mücadeleye Dönüşüyor?
Türkiye’de emeklilik, yıllarca çalışmanın ardından insanın hayatını daha güvenli ve onurlu biçimde sürdürebileceği bir dönem olması gerekirken, milyonlarca insan açısından yeniden bir geçim hesabına dönüşmüş durumda.
Ali Şekeroğlu’nun son sözleri ve Taşcıer’in paylaşımı bu nedenle yalnızca bugünün acısını anlatmıyor.
Yıllarca görev yapan bir polis memurunun emeklilikte ailesini geçindiremediğini söylemesi, sağlık giderlerini karşılayamadığını haykırması ve bunu kamuoyunun önünde dile getirmesi, emekli maaşlarının gerçek yaşam maliyetleri karşısındaki durumunu yeniden tartışmaya açıyor.
Bir devletin gücü yalnızca bütçesinin büyüklüğüyle ölçülmez.
O devletin, yıllarca kendisine hizmet etmiş insanına yaşlılığında ne kadar güvenli ve onurlu bir hayat sağlayabildiği de devlet olmanın ölçülerinden biridir.
Ali Şekeroğlu’nun Ardından Kalan Soru
Ali Şekeroğlu artık aramızda değil.
Geride ailesi, çocukları, yakınları ve onu tanıyan insanlar kaldı. Bir de insanın içini acıtan o son görüntü ve birkaç kelime…
“Para için değil, onurumuz için.”
Taşcıer’in sözleriyle, bugün yapılması gereken yalnızca Şekeroğlu’nun ardından başsağlığı dilemek değil; onun yaşadığı çaresizliğin hangi toplumsal koşullarda ortaya çıktığını sorgulamak.
Çünkü bir insanın ölümünden sonra kurulan en güzel cümle bile, o insan hayattayken ihtiyaç duyduğu güvenceyi sağlayamaz.
Ali Şekeroğlu’nun ardından geriye yalnızca bir yas değil, emekliliğin, emeğin ve insan onurunun nasıl korunacağına ilişkin ağır bir soru kaldı.
Ve bu soru, bir ailenin acısından çok daha büyük.
Bir insan ömrünü topluma hizmet ederek geçiriyorsa, hayatının son yıllarında yalnızca hayatta kalmayı değil, onurlu bir yaşamı hak eder.
Ali Şekeroğlu’na rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır diliyoruz.
Onun ardından söylenecek en anlamlı söz ise belki de şudur:
Bir insanın son feryadını, onu kaybettikten sonra değil, hayattayken duymak gerekir.












