DİSK-AR’ın Nisan 2026 “İşsizliğin Görünümü” raporu, Türkiye’de resmi verilerin perdelediği ağır tabloyu yeniden ortaya koydu: Geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 850 bine yükselirken, işsizlik oranı yüzde 31,5’e çıktı. Kadınlarda bu oran yüzde 40’ı aştı. Her 10 işsizden 8’i ise işsizlik ödeneğine dahi ulaşamıyor. Rapora göre sorun yalnızca işsizlik değil; güvencesizlik, eksik istihdam ve sosyal korumasızlık artık yapısal bir rejime dönüşmüş durumda.
Resmi Verilerle Gerçek Hayat Arasındaki Uçurum
DİSK-AR tarafından yayımlanan Nisan 2026 raporu, Türkiye’de işsizliğin yalnızca TÜİK’in dar tanımlı verileriyle okunamayacağını bir kez daha gösterdi. Rapora göre geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 31,5’e ulaşırken, geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 850 bin oldu. Aynı dönemde dar tanımlı resmi işsizlik oranı ise yalnızca yüzde 8,1 olarak açıklandı. Aradaki 23,4 puanlık fark, emeğin gerçek tablosunun istatistiksel olarak görünmez kılındığını ortaya koyuyor. (T24)
DİSK-AR, bu farkın temel nedenleri arasında zamana bağlı eksik istihdamı, umutsuz işsizleri, iş aramayı bırakmış ama çalışmaya hazır olanları ve potansiyel işgücündeki artışı gösteriyor. Yani mesele yalnızca “işsiz olmak” değil; çalışmak isteyip sistemin dışında bırakılmak.
Kadınlar İçin İşsizlik Daha Derin Bir Yoksulluk
Raporda dikkat çeken en çarpıcı başlıklardan biri kadın işsizliği oldu. Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 40,3’e ulaştı. Bu oran, işsizliğin toplumsal cinsiyet boyutunu açık biçimde gözler önüne seriyor. Kadınlar yalnızca iş bulmakta değil, güvenceli ve sürdürülebilir istihdama erişmekte de sistematik biçimde dışlanıyor. (T24)
Kadın emeğinin kayıt dışılık, düşük ücret ve bakım yüküyle birlikte düşünülmesi gerektiğini gösteren bu veri, ekonomik krizin en ağır yükünün yine kadınların omzuna bırakıldığını ortaya koyuyor.
Çalışan Ama Yine De İşsiz Sayılanlar
Rapora göre 4,5 milyon kişi haftalık 40 saatten az çalışıyor ve daha fazla çalışmak istiyor. 5,4 milyon kişi ise çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor. Bu tablo, yalnızca işsizliği değil, “eksik çalıştırılanlar” ordusunu da büyütüyor. (İlke TV)
Türkiye’de emek piyasası artık ikiye bölünmüş durumda: hiç iş bulamayanlar ve çalışmasına rağmen yaşamını sürdüremeyenler. Bu durum, istihdam politikalarının nicelik odaklı ama niteliksiz yapısının doğrudan sonucu.
İşsizlik Sigortası Var Ama İşsize Yok
DİSK-AR’ın en sert eleştirilerinden biri işsizlik sigortası sistemine ilişkin. Mart 2026 verilerine göre resmi işsiz sayısı 2 milyon 873 bin kişi olmasına rağmen, işsizlik ödeneği alabilenlerin sayısı yalnızca 526 bin 826. Başka bir ifadeyle işsizlerin sadece yüzde 18,3’ü ödenekten yararlanabiliyor; yüzde 81,7’si sistemin dışında kalıyor. (T24)
Bu durum, İşsizlik Sigortası Fonu’nun işsizler için değil, çoğu zaman işveren teşvikleri için kullanılan bir yapıya dönüştüğü eleştirisini yeniden gündeme taşıyor.
Sorun Ekonomik Değil, Siyasal Bir Tercih
DİSK-AR raporu yalnızca bir veri seti değil; aynı zamanda bir politik tercih haritası sunuyor. Haftalık çalışma süresinin gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate düşürülmesi, fazla mesai sınırının azaltılması, işsizlik fonunun amacı dışında kullanımına son verilmesi ve kamuda güvenceli istihdamın artırılması gibi öneriler, mevcut düzenin alternatifinin mümkün olduğunu gösteriyor. (birgun.net)
Ancak burada temel soru şu: İktidar gerçekten işsizliği azaltmak mı istiyor, yoksa işsizliği bir disiplin mekanizması olarak mı kullanıyor?
Çünkü yüksek işsizlik yalnızca ekonomik bir sonuç değil; düşük ücretleri, sendikasızlığı ve itaat kültürünü besleyen siyasal bir araçtır. İşsizliğin kalıcılaşması tesadüf değil, tercih edilen bir emek rejimidir.
Türkiye bugün yalnızca işsizlerin değil, çalıştığı halde güvencesiz yaşayan milyonların ülkesidir. Ve bu tabloyu değiştirecek olan şey yeni istatistikler değil; yeni bir emek politikasıdır.
- NHY / DİSK-AR, T24 Ekonomi, BirGün

















