Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) 2026 Küresel Haklar Endeksi, ekonomik büyüme, yapay zekâ ve dijital dönüşüm söylemlerinin gölgesinde işçi haklarının dünya genelinde gerilemeye devam ettiğini ortaya koydu. Rapora göre sendikal haklara yönelik baskılar, yalnızca otoriter rejimlerin değil, demokratik ülkelerin de ortak sorunu haline gelirken, Türkiye de hak ihlallerinin yoğun yaşandığı ülkeler arasında yer alıyor.
Dünya ekonomisi son yıllarda yapay zekâ, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve küresel yatırım rekabeti üzerinden yeni bir çağın kapılarının aralandığını konuşuyor. Ancak aynı dönemde emek cephesinden gelen veriler, bu dönüşümün çalışanlar açısından daha adil bir dünya yaratmadığını gösteriyor.
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) yayımladığı 2026 Küresel Haklar Endeksi, ekonomik büyüme rakamlarının arkasında görünmeyen başka bir tabloyu ortaya koyuyor: Sendikal haklar geriliyor, toplu pazarlık alanı daralıyor, grev hakkı sınırlandırılıyor ve örgütlenme özgürlüğü giderek daha fazla baskı altında kalıyor.
Rapor, yalnızca çalışma yaşamına ilişkin teknik bir değerlendirme sunmuyor; aynı zamanda demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve sosyal devlet anlayışının geldiği noktaya ilişkin de önemli ipuçları veriyor.
Hak İhlalleri Küresel Bir Eğilim Haline Geldi
ITUC’un endeksine göre işçilerin temel haklarının ihlal edilmediği ülke sayısı her geçen yıl azalıyor. Sendikal faaliyet nedeniyle işten çıkarılmalar, gözaltılar, baskılar ve toplu sözleşme süreçlerine yönelik müdahaleler artık yalnızca belirli coğrafyalara özgü sorunlar olmaktan çıktı.
Özellikle ekonomik krizlerin ardından birçok ülkede çalışma yaşamı “esneklik” söylemi üzerinden yeniden şekillendirilirken, bu esneklik çoğu zaman çalışanların haklarının budanması anlamına geliyor.
İş güvencesinin zayıflaması, taşeronlaşmanın yaygınlaşması, güvencesiz çalışma modellerinin kalıcı hale gelmesi ve platform ekonomisinin büyümesi, sendikal örgütlenmeyi de giderek zorlaştırıyor.
Bunun sonucunda büyüyen ekonomiler ile küçülen sosyal haklar arasında belirgin bir çelişki ortaya çıkıyor.
Türkiye Tablosu Değişmiyor
Türkiye de endekste uzun süredir hak ihlallerinin yoğun yaşandığı ülkeler arasında değerlendiriliyor.
Sendikalaşma önündeki fiili engeller, grev yasakları, toplu pazarlık süreçlerine ilişkin tartışmalar ve sendikal faaliyet nedeniyle yaşanan işten çıkarmalar, uluslararası raporlarda yıllardır tekrar eden başlıklar arasında yer alıyor.
Özellikle son yıllarda ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte ücretlerin alım gücü hızla gerilerken, çalışanların örgütlü mücadelesi de farklı idari ve hukuki mekanizmalarla sınırlandırılıyor.
Bu durum yalnızca çalışma hayatını değil, gelir dağılımını, sosyal adaleti ve demokratik katılımı da doğrudan etkiliyor.
Çünkü sendikalar yalnızca ücret pazarlığı yapan yapılar değil; çalışanların karar alma süreçlerine katılımını sağlayan demokratik kurumlar olarak da kabul ediliyor.
Yapay Zekâ Çağında Eski Sorunlar Büyüyor
Dijital dönüşüm ve yapay zekâ, çalışma yaşamını kökten değiştirmeye hazırlanırken, işçi hakları tartışması da yeni bir boyut kazanıyor.
Algoritmaların yönettiği platform ekonomisi, uzaktan çalışma modelleri ve otomasyon, üretkenliği artırırken çalışanların haklarını aynı ölçüde güçlendirmiyor.
Aksine birçok ülkede teknoloji yatırımları büyürken sosyal koruma mekanizmalarının geride kaldığı görülüyor.
ITUC’un raporu da tam bu noktaya dikkat çekiyor: Teknolojik ilerleme, güçlü sendikal haklar ve etkin sosyal politikalarla desteklenmediğinde, gelir eşitsizliğini daha da derinleştirebiliyor.
Demokrasi İle Emek Hakları Aynı Zeminde Buluşuyor
Raporun en dikkat çekici yönlerinden biri ise emek hakları ile demokratik standartlar arasındaki güçlü ilişkiyi ortaya koyması.
Yargı bağımsızlığının zayıfladığı, ifade özgürlüğünün sınırlandığı ve sivil toplumun baskı altında olduğu ülkelerde sendikal hakların da hızla gerilediği görülüyor.
Bu nedenle emek mücadelesi yalnızca ücret artışı talebinden ibaret değil; hukukun üstünlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve demokratik katılımın korunmasına ilişkin daha geniş bir mücadelenin parçası olarak öne çıkıyor.
Asıl Soru Büyümenin Kim İçin Olduğu
Küresel ekonomi büyümeye devam ediyor.
Şirketlerin piyasa değerleri rekor kırıyor.
Yapay zekâ milyarlarca dolarlık yeni yatırımları beraberinde getiriyor.
Ancak aynı dünyada milyonlarca çalışan, temel örgütlenme hakkını kullanırken baskıyla karşılaşıyor.
Bu tablo, ekonomik büyümenin tek başına toplumsal refah üretmediğini bir kez daha gösteriyor.
Çünkü bir ülkenin kalkınmasını yalnızca milli gelir değil; emeğe verdiği değer, hukukun güvencesi ve çalışanların haklarını ne ölçüde koruyabildiği belirliyor.
ITUC’un 2026 Küresel Haklar Endeksi de tam olarak bunu hatırlatıyor: Geleceğin ekonomisi konuşulurken, geleceğin demokrasisi ve emeğin hakları ihmal edildiğinde, büyüme rakamları toplumun tamamı için ortak bir refaha dönüşemiyor.
- Büyüyen Dünya, Küçülen Haklar: Emeğin Küresel Alarmı - 29 Haziran 2026
- Özgür Özel Buğday Tarlasında: “Diyarbakır’ın Asıl Gündemi Geçim Mücadelesi” - 26 Haziran 2026
- Kayyum Listesindeki Gizem: Bir Şirket Nasıl Birkaç Saatte Yok Oldu? - 23 Haziran 2026











