back to top
Ana Sayfa Haberler Bilim ve Teknoloji Buzun İçinden Çıkan Cinayet

Buzun İçinden Çıkan Cinayet

Beş bin yıl boyunca Alpler’in buzları altında saklı kalan Ötzi’nin bedeni, bugün yalnızca tarih öncesi bir insanı değil; şiddetin, kaçışın ve hayatta kalma mücadelesinin en eski adli dosyalarından birini anlatıyor. Yeni araştırmalar, Bakır Çağı’nda yaşayan “Buz Adam”ın ölümünden önceki son 24 saati neredeyse dakika dakika yeniden kurarken, insanlık tarihinin en eski siyasi ve toplumsal çatışmalarından birine de ışık tutuyor.

Son Yolculuğun İzleri

1991 yılında Alman dağcılar Erika ve Helmut Simon tarafından Ötztal Alpleri’nde bulunan Ötzi’nin bedeni, arkeoloji tarihinin en büyük keşiflerinden biri olarak kabul ediliyor. Yaklaşık MÖ 3300 yılına tarihlenen doğal mumya, Avusturya ile İtalya sınırındaki 3 bin 210 metre yükseklikte donmuş halde bulundu.

Ancak Ötzi’yi sıradan bir arkeolojik bulgu olmaktan çıkaran şey, ölümüne ilişkin olağanüstü ayrıntılar oldu. Son otuz yılda genetik uzmanlarından adli tıp araştırmacılarına, paleobotanikçilerden radyologlara kadar onlarca bilim insanı, onun yaşamının son saatlerini yeniden inşa etti.

2007’de yayımlanan çalışmalar, Ötzi’nin sindirim sisteminde bulunan polenleri inceleyerek ölümünden önce geçtiği coğrafyaları belirledi. Buna göre Ötzi, kısa süre içinde binlerce metre irtifa değiştirerek vadilerden yüksek buz bölgelerine kaçmıştı. Araştırmacılar bu hareketliliğin sıradan bir göç ya da pastoral rota değil, açık biçimde bir kaçış olduğunu düşünüyor.

Kaçışın Anatomisi

Bilim insanlarına göre Ötzi’nin son günü, düzenli bir yolculuktan çok bir kovalamacayı andırıyor. Önce daha alçak rakımlara inmiş, ardından yeniden yüksek dağlara tırmanmıştı. Bu düzensiz hareket, bir saldırıdan kaçtığı ihtimalini güçlendirdi.

2022’de yapılan yeni bryofit (yosun ve ciğerotu) analizleri de aynı tabloyu destekledi. Ötzi’nin bedeninin çevresinde bulunan bitkilerin büyük kısmı, daha düşük rakımlardan taşınmıştı. Bu durum, onun kısa sürede hızla yükseldiğini gösteriyordu.

Araştırmacılar, bugün “felaket teorisi” olarak bilinen yaklaşımın giderek güçlendiğini belirtiyor: Ötzi muhtemelen kendi topluluğu içinde yaşanan şiddetli bir çatışmanın ardından dağlara kaçmıştı.

Bu yorum, tarih öncesi toplumların sanıldığı kadar “barışçıl” olmayabileceğine dair tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı. Çünkü Ötzi’nin hikâyesi, devletlerden ve ordulardan çok önce bile insan topluluklarının iktidar, mülkiyet ve şiddet ekseninde çatışabildiğini gösteriyor.

Ölmeden Önceki Son Yemek

Ötzi’nin ölümünden hemen önce büyük bir öğün yemesi ise araştırmacıları en fazla şaşırtan ayrıntılardan biri oldu.

2009 yılında yapılan yeni BT taramalarıyla midesi yeniden tespit edildi ve içeriğinin neredeyse tamamen dolu olduğu ortaya çıktı. 2018’de yayımlanan kapsamlı analizler, Ötzi’nin son yemeğinde Alp dağ keçisi yağı ve eti, kızıl geyik eti ve einkorn buğdayı tükettiğini gösterdi.

Midesindeki içeriğin yaklaşık yüzde 46’sının yağ olması dikkat çekti. Bilim insanlarına göre bu kadar yüksek yağ oranı, aşırı soğuk ve yüksek irtifada hayatta kalmak için bilinçli bir enerji depolama yöntemiydi.

Ancak burada kritik soru şu oldu: Hayatı tehlikede olan bir insan neden böylesine ağır bir yemek yerdi?

Araştırmacılar iki olasılık üzerinde duruyor. İlki, Ötzi’nin yüksek geçide ulaştığında güvende olduğunu düşünmesi. İkincisi ise fiziksel tükenmişliğin onu durmaya zorlaması.

Her iki ihtimal de aynı gerçeğe işaret ediyor: Ötzi artık kaçamayacak kadar yorulmuştu.

Şiddetin Sessiz Kanıtları

Ötzi’nin bedenindeki yaralar, ölümünün tek bir saldırının sonucu olmadığını gösteriyor.

Sağ elindeki derin kesik, ölümünden bir ya da iki gün önce yaşanmış yakın mesafeli bir çatışmaya işaret ediyor. Adli uzmanlar, bu yaranın savunma sırasında oluştuğunu düşünüyor. Yani Ötzi büyük ihtimalle bir saldırıyı engellemeye çalışmıştı.

Bu bulgu, onun günler süren bir gerilim ve kovalamacanın içinde olduğu ihtimalini güçlendirdi.

Son darbeyi ise sol omzundan giren bir ok verdi. Yapılan üç boyutlu analizler, okun ana atardamarlardan birini parçaladığını ve birkaç dakika içinde ölümüne yol açtığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, ok sapının daha sonra çıkarıldığını belirtiyor. Bunun Ötzi tarafından mı yoksa saldırganı tarafından mı yapıldığı hâlâ bilinmiyor.

Başındaki travma ise yere düşerken kayalara çarpma ya da ölümden hemen önce başına alınan ikinci bir darbeyi düşündürüyor.

Tarih Öncesinden Bugüne Ulaşan Hakikat

Ötzi’nin hikâyesi yalnızca arkeolojik bir keşif değil; insanlığın en eski kırılmalarından birinin anatomisi olarak değerlendiriliyor.

Bugün bilim insanları, polenlerden DNA kalıntılarına, mide içeriğinden damar hasarlarına kadar onlarca farklı veriyi birleştirerek beş bin yıllık bir cinayeti çözmeye çalışıyor. Ortaya çıkan tablo ise şaşırtıcı derecede tanıdık: Kaçış, korku, şiddet, hayatta kalma çabası ve arkadan gelen ölümcül bir saldırı.

Buzların altında saklanan beden, modern insanlığa şu gerçeği hatırlatıyor: Teknoloji değişse de, iktidar ve şiddetin tarihi insanlık kadar eski.

Kaynaklar

  • Quaternary Science Reviews
  • PLOS ONE
  • Current Biology
  • International Journal of Legal Medicine
  • Innsbruck Üniversitesi araştırmaları
  • Eurac Research Mummy Institute
  • Zürih Üniversitesi Adli Tıp Çalışmaları