back to top
Ana Sayfa Haberler Bilim ve Teknoloji Camus’nun Çekmecede Bıraktığı Cinayet

Camus’nun Çekmecede Bıraktığı Cinayet

Albert Camus’nun ölümünden sonra yayımlanan ilk roman taslağı Mutlu Ölüm, yalnızca bir cinayet hikâyesi değil; mutluluk adına ahlakın, sevginin ve insan ilişkilerinin feda edildiği karanlık bir düşünce deneyini ortaya koyuyor. Simon Lea’ya göre bu eser, Camus’nun daha sonra Yabancı ile aşacağı felsefi ve etik sınırların izlerini taşıyan en rahatsız edici metinlerinden biri.

Yayımlanmayan Romanın Sırrı

Fransız yazar ve düşünür Albert Camus denildiğinde akla ilk gelen eserlerden biri kuşkusuz Yabancı olur. Ancak Camus’nun bu başyapıtından önce kaleme aldığı ve yaşamı boyunca yayımlamadığı başka bir roman vardı: Mutlu Ölüm.

Felsefe araştırmacısı Simon Lea tarafından yayımlanan kapsamlı incelemeye göre, Camus bu romanın tam bir taslağını tamamlamış olmasına rağmen çalışmayı rafa kaldırarak dikkatini Yabancı‘ya yöneltti. Roman ancak Camus’nun 1960’taki ölümünden sonra, 1971 yılında okurla buluşabildi.

Bu tercih yalnızca edebi bir karar değildi. Lea’ya göre Camus’nun metni yayımlamaktan vazgeçmiş olması, romandaki fikirlerle arasına bilinçli bir mesafe koyduğunu düşündürüyor.

Nietzsche’nin Gölgesindeki Bir Deney

Mutlu Ölüm, Camus’nun gençlik döneminde yoğun biçimde etkilendiği Friedrich Nietzsche düşüncesinin izlerini taşıyor.

Romanın başkahramanı Patrice Mersault, hayatını nasıl yaşayacağını Nietzsche’nin fikirleri üzerinden anlamlandırmaya çalışan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ancak burada dikkat çekici olan nokta, Camus’nun daha sonraki eserlerinde geliştireceği absürdizm anlayışının henüz olgunlaşmamış olması.

Simon Lea’ya göre roman, Nietzsche’nin bireysel özgürlük ve kader sevgisi fikirlerinin edebi bir laboratuvarı gibi okunabilir. Ancak bu laboratuvarın sonucu, Camus’nun daha sonra savunacağı insani duyarlılıklardan oldukça uzak bir tablo ortaya çıkarıyor.

Mutluluk İçin İşlenen Cinayet

Romanın ilk ve en sarsıcı yönü, merkezindeki cinayet.

Patrice Mersault, zengin ama çift bacak amputasyonu nedeniyle yatağa bağımlı yaşayan Roland Zagreus’u öldürür ve parasını çalar. Cinayet önceden planlanmıştır. Üstelik amacı ideolojik ya da duygusal değil, son derece nettir: Para kazanmak ve çalışmak zorunda kalmadan mutlu olmak.

Zagreus’un evindeki para sandığını, intihar mektubunu ve silahı bilen tek kişi Patrice’tir. Bu nedenle işlenen suç dışarıdan bakıldığında bir intihar gibi görünür.

Roman boyunca şu soru açık bırakılır: Zagreus gerçekten ölmek istemiş ve Patrice’i buna yönlendirmiş midir, yoksa Patrice yalnızca fırsatı değerlendiren bir katil midir?

Camus kesin bir yanıt vermez. Ancak Patrice’in cinayeti herhangi bir vicdan azabı yaşamadan meşrulaştırması romanın ahlaki gerilimini oluşturur.

Başkaları Sadece Araçtır

Romanın ikinci çarpıcı yönü ise Patrice’in insanlara yaklaşımıdır.

Patrice için sevgi, dostluk ve bağlılık mutluluğun önündeki engellerdir. Roman boyunca kadınlarla ilişkiler kurar ancak onları birer birey olarak değil, kendi mutluluk projesinin parçaları olarak görür.

Özellikle Lucienne ile kurduğu ilişki bunun en açık örneğidir. Evlendiği kadını hayatına ortak etmek yerine, yalnızca ihtiyaç duyduğunda yanında görmek ister.

Patrice’in dünyasında başkalarının duyguları ahlaki bir değer taşımaz. Nitekim romanda açıkça dile getirdiği görüşlerden biri şudur: “Başkalarının hisleri üzerimde hiçbir etkiye sahip değil.”

Bu yaklaşım, Camus’nun sonraki eserlerinde geliştireceği insan dayanışması fikrinin tam karşısında durur.

Taş Gibi Yaşamanın Peşinde

Patrice’in aradığı mutluluk da alışılmış anlamda bir mutluluk değildir.

Onun ideali; düşünmeden, sorgulamadan, başkalarına karşı sorumluluk hissetmeden yaşamak, güneşin ısıttığı ve yağmurun soğuttuğu bir taş gibi var olmaktır.

Cinayetle elde ettiği para sayesinde çalışmak zorunda kalmaz ve yıllar boyunca bu hedef doğrultusunda yaşamaya çalışır.

Ancak ortaya çıkan tablo özgürleşmiş bir insan değil, toplumsal ilişkilerden kopmuş, yalnızlaşmış ve neredeyse içgüdüsel bir varoluşa çekilmiş bir karakterdir.

Simon Lea, Patrice’in yaşamını “yalnız bir sürüngenin kayalıkta güneşlenmesine benzeyen bir hayat” olarak tanımlıyor.

Yabancı İle Arasındaki Kritik Fark

Mutlu Ölüm ile Yabancı arasındaki benzerlikler dikkat çekici olsa da iki romanın merkezindeki ahlaki yaklaşım kökten farklıdır.

Patrice Mersault bilinçli biçimde cinayet işler. Parayı ister. Mutluluğu satın almaya çalışır.

Buna karşılık Meursault, işlediği cinayetin ardından insan varoluşuna dair derin bir farkındalığa ulaşır. Dahası, insanların ona yönelttiği tüm eleştirilere rağmen çevresindeki kişiler tarafından sevilen ve yardımsever biri olarak tasvir edilir.

Lea’ya göre Camus’nun asıl felsefi sıçraması burada gerçekleşir. Mutlu Ölüm bireysel mutluluğu her şeyin üstüne koyarken, Yabancı insanın anlamsızlık karşısındaki durumunu çok daha karmaşık ve insani bir düzlemde ele alır.

Camus’nun Vazgeçtiği Fikirler

Bugünden bakıldığında Mutlu Ölüm, Camus’nun yayımlamak istemediği bir taslak olmanın ötesinde bir anlam taşıyor.

Roman, mutluluğun para, yalnızlık ve mutlak bireysel özgürlükle elde edilebileceği fikrini son sınırına kadar götürüyor. Ancak bu yolculuğun sonunda ortaya çıkan şey özgür bir insan değil; sevgiden, dayanışmadan ve etik sorumluluktan arınmış bir yalnızlık.

Belki de Camus’nun romanı yayımlamaktan vazgeçmesinin nedeni tam olarak buydu: Patrice Mersault’un ulaştığı mutluluğun, aslında insan olmanın kaybı pahasına elde edilmiş olması.


  • TB / TheCollector – Simon Lea’nın Orijinal Makalesi