Edirne Cezaevi’nden el yazısıyla kaleme aldığı mesajı kamuoyuyla paylaşan Selahattin Demirtaş, dokuz yıllık tutukluluk sürecinde en fazla zorlandığı konunun kendisine ait olmayan söz ve düşüncelerin kendi görüşüymüş gibi dolaşıma sokulması olduğunu belirterek, “Hiç kimsenin benim adıma konuşma yetkisi yoktur” ifadeleriyle siyasi temsil tartışmalarına doğrudan müdahale etti.
Cezaevinden Gelen Mesajda En Sert Vurgu: Temsil Yetkisi
Edirne Kapalı Cezaevi’nde yaklaşık dokuz yıldır tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından paylaşılan el yazısı mektubunda hem kişisel tutumunu hem de kamuoyuna yönelik önemli bir uyarısını dile getirdi.
Demirtaş, uzun tutukluluk sürecinin “bin bir zorluğu” olduğunu kabul etmekle birlikte, halkın özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinin parçası olmanın bu zorluklara karşı kendisine dayanma gücü verdiğini ifade ediyor. Ancak metnin asıl ağırlık merkezi, cezaevi koşullarından çok dışarıda yürütülen siyasi tartışmalara yönelik itirazında toplanıyor.
“Benim adıma konuşma yetkisi hiç kimsede yoktur” cümlesi, mektubun hem siyasi hem de hukuki açıdan en güçlü mesajı olarak öne çıkıyor.
Dolaylı Bir Polemik Ve Siyasi Mesafe Çizgisi
Demirtaş, imasında dahi bulunmadığı sözlerin ve düşüncelerin kendisine mal edilerek kamuoyuna aktarılmasının kendisini en çok zorlayan mesele olduğunu söylüyor. Bu ifadeler, son dönemde özellikle muhalefet kulislerinde ve medya organlarında sıkça gündeme gelen “Demirtaş’ın mesajı”, “Demirtaş’ın desteği”, “Demirtaş’ın yorumu” şeklindeki iddialara yönelik açık bir mesafe koyma girişimi olarak okunuyor.
Mektupta dikkat çeken noktalardan biri de niyet tartışmasına girmemesi. Demirtaş, bu tür açıklamaları yapanların niyetini sorgulamadığını belirtirken, buna rağmen kamuoyunun şundan emin olması gerektiğini vurguluyor: Kendi düşüncelerini gerektiğinde zaten doğrudan kamuoyuyla paylaşıyor ve kendisinin doğrudan paylaşmadığı hiçbir açıklama, yorum ya da düşünce kendisini bağlamıyor.
Bu yaklaşım, yalnızca kişisel bir rahatsızlığın ifadesi değil; aynı zamanda siyasi temsilin sınırlarını yeniden çizen bir deklarasyon niteliği taşıyor.
“Başım Dik Girdim, Başım Dik Çıkarım” Mesajı
Mektubun bir diğer dikkat çekici bölümü ise kişisel duruşuna ilişkin ifadeler.
Demirtaş, cezaevine “onuruyla ve başı dik” girdiğini, onurunu kimseye çiğnetmeden yine başı dik çıkacağını ya da ömrünün sonuna kadar içeride kalacağını söylüyor ve “Benim için bunun alternatifi yoktur” ifadesini kullanıyor.
Bu cümleler, yalnızca kişisel bir kararlılık beyanı değil, aynı zamanda siyasi pazarlık, geri adım veya kişisel kurtuluş arayışına ilişkin kamuoyunda zaman zaman dolaşıma giren spekülasyonlara karşı da dolaylı bir cevap niteliği taşıyor.
Görüşme Trafiğine Sınır Getiren Karar
Mektubun sonunda yer alan en somut karar ise görüşme düzenine ilişkin.
Demirtaş, bundan sonra kendi arkadaşları hariç siyasetçi ve avukatlarla görüşmeyeceğini açıklıyor. Gerekçe olarak ise yıllardır devam eden çarpıtma ve suistimalleri gösteriyor. Cezaevinde olmanın yarattığı iletişim dezavantajı nedeniyle her yanlış bilginin düzeltilmesinin ayrı bir külfete dönüştüğünü belirten Demirtaş, bu yöntemin önüne geçebilmek için görüşme trafiğini daraltma kararı aldığını duyuruyor.
Bu tercih, yalnızca bireysel bir tedbir değil; kamuoyu önünde kendi siyasi iradesini üçüncü kişiler üzerinden kurulan yorumlardan bağımsızlaştırma çabası olarak değerlendirilebilir.
Siyasi Mesajın Satır Araları
Demirtaş’ın paylaşımı, ilk bakışta kişisel bir açıklama gibi görünse de, satır aralarında daha geniş bir siyasal tartışmaya işaret ediyor.
Türkiye siyasetinde cezaevindeki aktörler adına yapılan yorumlar, aktarılan kulis bilgileri ve doğrulanması güç iddialar uzun süredir siyasi tartışmaların önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Demirtaş ise bu mektupla, kendi siyasal öznesini yeniden tanımlıyor ve temsil yetkisinin yalnızca kendisine ait olduğunu ilan ediyor.
“Benim doğrudan paylaşmadığım hiçbir açıklama beni bağlamaz” vurgusu, yalnızca bugüne dönük bir düzeltme değil; bundan sonraki süreçte de Demirtaş adına yapılacak yorumların meşruiyetini sorgulayan güçlü bir siyasi çerçeve oluşturuyor.

- Selahattin Demirtaş’ın Edirne Kapalı Cezaevi’nden sosyal medya hesabı üzerinden paylaşılan el yazısı mesajı (24 Haziran 2026).











