back to top
Ana Sayfa Haberler Fon Krizinde İktidarın Savunma Hattı: Yolsuzluk Tartışması Nasıl “İyi Sınav”a Dönüştü?

Fon Krizinde İktidarın Savunma Hattı: Yolsuzluk Tartışması Nasıl “İyi Sınav”a Dönüştü?

Fon soruşturması 19 Ağustos’ta başlatılmış, savcılığın “gizli” yürütülmesini istediği soruşturma yazısının Pusula Finans Holding’e sızdığı ve ardından milyarlarca liralık yurt dışı para transferlerinin gerçekleştiği iddia edilmişken, kamuoyunun dosyadan esas olarak eylül ayındaki krizle haberdar olması yeni bir soruyu gündeme getiriyor: İktidar çevreleri ve iktidara yakın gazeteciler, muhalefet dosyayı kamuoyunun önüne taşıdıktan sonra neden “kim, ne yaptı?” sorusu yerine “AKP bu krizden iyi çıktı” anlatısına yöneldi?

Fon krizinin ilk günlerinden itibaren kamuoyunun önüne çıkan tablo, sıradan bir piyasa dalgalanmasından çok daha kapsamlıydı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 19 Ağustos tarihli müzekkeresinde bazı Borsa İstanbul hisselerinde yaklaşık 100 kata varan olağan dışı fiyat hareketleri ve bu hareketlerin fonlar üzerinden gerçekleştirilmiş olabileceği değerlendirmeleri yer aldı. Savcılık, SPK’den bilgi isterken soruşturmanın gizli yürütülmesini de istedi.

Ancak bu gelişmenin kamuoyuna yansıması hemen gerçekleşmedi. Medyascope’un kronolojisine göre soruşturma 19 Ağustos’ta başladı, kamuoyu ise özellikle 9 Eylül’de Tera Yatırım’ın Pusula Finans Holding’i devralma görüşmelerini duyurması ve 16 Eylül’de Borsa İstanbul’daki sert düşüşün ardından dosyadan haberdar oldu. 17 Eylül’de SPK’nın 131 fonun tasfiye sürecini başlatmasıyla kriz artık gizli bir soruşturma olmaktan çıkıp yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren büyük bir ekonomik gündeme dönüştü.

İktidar Ne Zaman Haberdardı, Kamuoyu Ne Zaman Öğrendi?

Buradaki zaman çizelgesi, fon krizinin bugün nasıl anlatıldığı açısından kritik.

19 Ağustos’ta savcılık soruşturmayı başlatıyor. Yazıda bazı hisselerde olağan dışı fiyat hareketleri tespit edildiği belirtiliyor. Aynı yazının içeriğinin Pusula Finans Holding’e sızdırıldığı ve ardından Pusula yöneticileri Serdar Turhan ile Muhammed Yarız’ın yüksek tutarlı yurt dışı para transferleri yaptığı T24’te yayımlanan haberlerde aktarılıyor. Turhan’ın 24 Ağustos’ta yaklaşık 1 milyar 198 milyon lira, Yarız’ın 1 Eylül’de yaklaşık 2 milyar 889 milyon lira transfer ettiği bilgisi soruşturmanın önemli başlıklarından biri haline geldi.

Burada kritik nokta şu: Soruşturmanın başladığı tarih ile kamuoyunun krizi öğrendiği tarih arasında haftalar var.

Üstelik gizli soruşturma yazısının sızdığı iddiası da bu zaman aralığının tam ortasında duruyor. Yazının kim tarafından sızdırıldığına ilişkin kamuoyuna açıklanmış kesin bir resmi tespit bulunmuyor. Fakat “sızıntı oldu mu?” sorusunun kendisi artık fon krizinin temel başlıklarından biri.

Tam da bu nedenle gazeteci Nergis Demirkaya’nın İlke TV’de dile getirdiği “Asıl merak edilen iktidar cephesinde bu sızıntı kimden, nereden?” sorusu önem kazanıyor.

Çünkü tartışmanın yönü burada değişiyor.

Kimin ne yaptığı, ne kadar kazandığı ve denetim mekanizmalarının neden çalışmadığı sorularının yanına, hatta önüne, “Bilgi iktidar içerisinden nasıl çıktı?” sorusu yerleşiyor.

Ahmet Hakan’ın “İyi Sınav” Formülü

Fon krizinin kamuoyuna mal olmasının ardından iktidara yakın medya içerisinde en dikkat çekici savunma biçimlerinden biri Ahmet Hakan’ın 28 Eylül tarihli yazısında ortaya çıktı.

Hakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “sorumluluğu olanlardan hukuk önünde hesap sorulacağı” yönündeki sözlerini ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’in vatandaşların birikimlerinin istismarına izin verilmeyeceğine ilişkin açıklamasını öne çıkardı. Ardından Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifasını ve malvarlığına tedbir konulmasını göstererek, “AK Partililer de bu olayda iyi bir sınav verdi” sonucuna ulaştı.

Hakan’ın kurduğu mantık oldukça basit:

İddialar ortaya çıktı, soruşturma açıldı, bir AKP yöneticisi istifa etti, malvarlığına tedbir konuldu; o halde iktidar gerekli tepkiyi verdi ve “iyi sınav”dan geçti.

Fakat burada cevapsız kalan daha eski bir soru var:

Bu sınav ne zaman başladı?

19 Ağustos’ta savcılığın SPK’ye gizli soruşturma yazısı gönderdiği biliniyorsa, 16 Eylül’de borsa krizi patlayana, muhalefet dosyayı yüksek sesle gündeme taşıyana ve kamuoyu milyarlarca liralık para hareketlerini öğrenene kadar iktidarın siyasi ve idari sorumluluk makamlarında bulunanlar ne yaptı?

Hakan’ın “iyi sınav” dediği şey, soruşturmanın kamuoyu tarafından öğrenilmesinden sonraki gelişmeleri anlatıyor.

Oysa gazeteciliğin ve kamu denetiminin sorduğu soru, yalnızca “Kriz patladıktan sonra ne yaptınız?” değildir.

Kriz patlamadan önce ne biliyordunuz ve ne yaptınız?

Selvi’nin Anlatısında Erdoğan Merkezde

Abdulkadir Selvi’nin 28 Eylül tarihli yazısında ise savunma hattı başka bir biçimde kuruluyor.

Selvi, fon krizinin ortaya çıkmasından bu yana görüştüğü AKP milletvekillerinin “infial halinde” olduğunu yazdı. “Kim en ufak bir usulsüzlük yaptıysa hesabının sorulmasını istiyorlar” diyen Selvi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrını ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in açıklamalarını “umut verici” olarak niteledi. Ayrıca AKP’nin Meclis açıldığında fon krizinin araştırılması için önerge verebileceğini yazdı.

Selvi bununla da yetinmedi; “Pandoranın kutusu yeni açıldı” diyerek soruşturmanın derinleşebileceğini, yeni tutuklamaların gelebileceğini ve Erdoğan’ın “bazı kelleleri uçurabileceğini” yazdı.

Burada da benzer bir siyasi anlatı kuruluyor:

Sorun iktidarın kendisi değil, iktidarın içerisindeki bazı kişiler. Çözümün adresi de yine iktidarın başındaki Erdoğan.

Böylece sistemin denetim sorumluluğu ile siyasi sorumluluk arasındaki ilişki geri plana itiliyor ve kriz, “Erdoğan’ın müdahale ederek temizleyeceği bir yapı içindeki kötü kişiler” hikâyesine dönüştürülüyor.

Bu anlatının doğal sonucu da şu oluyor:

AKP iktidarının denetim başarısızlığı tartışılmak yerine Erdoğan’ın hesap soruculuğu tartışılıyor.

Oysa AKP Kulislerinde Başka Sorular da Soruluyordu

İlginç olan, iktidara yakın gazetecilerin “iyi sınav” anlatısının AKP kulislerinin tamamını yansıtmaması.

Cumhuriyet’in 24 Eylül tarihli kulis haberinde AKP çevrelerinden aktarılan değerlendirmelerde “Bu kadar para toplanırken kim denetledi?”, “Kim göz yumdu?”, “Kim kapıları açtı?”, “Varsa kim korudu, kim kolladı?” soruları açık biçimde dile getirildi.

Aynı kulislerde, soruşturmanın yalnızca fon yöneticileriyle sınırlı kalmaması, varsa bürokratik ve siyasi bağlantıların da araştırılması gerektiği belirtildi. Bazı AKP kaynakları, süreçte sorumluluk makamında bulunanların hesap vermesi gerektiğini de savundu.

Yani iktidar çevrelerinin kendi içerisinde bile tartışma yalnızca “vurguncular yakalansın” düzeyinde değildi.

“Kim denetledi?” sorusu da soruluyordu.

Bu ayrım önemli.

Çünkü bir finansal yapı yıllarca büyürken denetim mekanizmaları çalışmadıysa, yalnızca son aşamada tutuklama yapılması tek başına denetim sorumluluğu meselesini ortadan kaldırmıyor.

Asıl Rahatsız Edici Nokta: 19 Ağustos

Fon krizinin en rahatsız edici kronolojisi burada başlıyor.

19 Ağustos.

Savcılık SPK’ye yazıyor.

Bazı hisselerde olağan dışı hareketlerden söz ediyor.

Fonlar üzerinden gerçekleşmiş olabilecek işlemlerin incelenmesini istiyor.

Soruşturmanın gizli yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.

Sonra bu yazının içeriğinin Pusula Finans Holding’e sızdığı iddia ediliyor.

Ardından milyarlarca liralık yurt dışı para transferleri gündeme geliyor.

Sonra 9 Eylül’de Pusula’nın Tera’ya devri konuşuluyor.

16 Eylül’de borsa sert biçimde düşüyor.

17 Eylül’de SPK 131 fonun tasfiyesine karar veriyor.

Ve kamuoyu ancak bundan sonra dosyanın büyüklüğünü öğreniyor.

İşte burada “AKP iyi sınav verdi” cümlesi, ister istemez başka bir soruyla karşılaşıyor:

Sınav 16 Eylül’de mi başladı, yoksa 19 Ağustos’ta mı?

Eğer sınav 19 Ağustos’ta başladıysa, 16 Eylül’e kadar geçen yaklaşık bir aylık süreçte kimler ne biliyordu?

Bu bilgi hangi kurumlarda vardı?

Kimler bilginin kapsamına erişebiliyordu?

Savcılığın “gizli” dediği bir yazı nasıl oldu da soruşturmanın merkezindeki şirkete ulaşabildi?

Ve en önemlisi, bu bilgiler muhalefete ulaşmadan önce iktidar içerisindeki kimlerin bilgisi dahilindeydi?

“İyi Sınav” Demek İçin Önce Soruları Yanıtlamak Gerekmiyor Mu?

Burada mesele Ahmet Hakan’ın veya Abdulkadir Selvi’nin iktidarı savunup savunmadığından çok daha büyük.

Mesele, bir siyasi iktidarın kendi döneminde gerçekleşen büyük bir finansal krizi nasıl tarif ettiği.

Birinci tarif şöyle:

“Kim suç işlediyse yakalayacağız.”

İkinci tarif ise:

“Bu yapı nasıl büyüdü, kim denetledi, neden zamanında müdahale edilmedi, siyasi ve bürokratik bağlantıları var mı, soruşturma bilgileri kimlere sızdı?”

İlk tarif sonuçlara bakıyor.

İkincisi nedenlere.

İlk tarifte Erdoğan’ın müdahalesi başarı olarak sunuluyor.

İkincisinde ise Erdoğan dahil bütün yönetim mekanizmasının 19 Ağustos’tan itibaren ne bildiği ve ne yaptığı sorusu ortaya çıkıyor.

Bu nedenle Ahmet Hakan’ın “AK Partililer de iyi bir sınav verdi” değerlendirmesi, yalnızca bir siyasi yorum olarak kalmıyor. Aynı zamanda fon krizinin hangi zaman diliminden itibaren değerlendirildiği konusunda da bir tercih ortaya koyuyor.

Yolsuzluk Tartışması Neden Sızıntı Tartışmasına Dönüşüyor?

Fon krizinin bugün geldiği noktada iki ayrı tartışmanın birbirine karıştığı görülüyor.

Birincisi, yüz binlerce yatırımcının parasının, fonların, şirketlerin, olağan dışı hisse hareketlerinin ve milyarlarca liralık para transferlerinin nasıl gerçekleştiği.

İkincisi ise bu yapıya ilişkin bilgilerin kim tarafından kamuoyuna veya muhalefete ulaştırıldığı.

İkinci sorunun gündeme gelmesi elbette meşru.

Ancak birinci soruyu gölgede bıraktığı anda siyasi iletişimin yönü değişiyor.

Yolsuzluk veya usulsüzlük iddialarının kendisi yerine, bu iddiaların muhalefetin eline nasıl geçtiği konuşulmaya başlanıyor.

Tam da Nergis Demirkaya’nın işaret ettiği noktada düğümlenen mesele bu.

“Kim sızdırdı?”

“Şirket mi sızdırdı?”

“Parti içindeki güç odaklarından biri mi sızdırdı?”

“İktidar içerisindeki bir hesaplaşmanın ürünü mü?”

Bu soruların her biri araştırılabilir.

Fakat bunların hiçbiri şu sorunun yerine geçemez:

Bu yapı nasıl oldu da bu kadar büyüdü?

Sızıntıyı Araştırmak Başka, Sorumluluğu Tartışmak Başka

Üstelik 19 Ağustos tarihli yazının sızdığı iddiası gerçekten araştırılması gereken ciddi bir konu. Çünkü devletin soruşturma mekanizması içerisindeki gizli bir belgenin soruşturmanın merkezindeki aktörlere ulaşması, başlı başına açıklama gerektiren bir durum.

Fakat sızıntının kaynağını araştırmakla, sızıntı sayesinde kamuoyunun haberdar olduğu iddiaları tartışmanın dışına itmek aynı şey değil.

Tam tersine, iki soru birlikte sorulmalı:

Kim sızdırdı?

Ve:

Sızdırılmasına gerek kalmadan, devletin denetim mekanizmaları neden daha önce harekete geçmedi?

Çünkü eğer savcılık 19 Ağustos’ta olağan dışı hareketleri görmüşse, mesele yalnızca 19 Ağustos’tan sonra kimlerin bilgi aldığı değildir.

Mesele, 19 Ağustos’tan önce bu hareketlerin kimlerin gözünün önünde gerçekleştiğidir.

Fon Krizinin Gerçek Sınavı Nerede?

Bugün iktidara yakın medyanın bir bölümünde anlatılan hikâye, “Erdoğan müdahale etti, AKP içerisinde hesap sorulmasını isteyenler çıktı, Fatma Betül Sayan Kaya istifa etti, soruşturma genişledi ve iktidar iyi sınav verdi” biçiminde kuruluyor. Ahmet Hakan’ın “iyi sınav” değerlendirmesi ve Selvi’nin Erdoğan’ın “kelleleri uçurabileceği” yönündeki yazısı bu anlatının iki farklı örneğini oluşturuyor.

Fakat bu anlatının dışında bırakılan daha zor sorular var.

19 Ağustos’ta ne biliniyordu?

Kimler biliyordu?

Soruşturma bilgisi kimlere ulaştı?

Neden kamuoyu ancak eylül ayında haberdar oldu?

Soruşturma başlamadan önce hangi denetim mekanizmaları çalıştı veya çalışmadı?

Fon yapısının büyümesine kimler izin verdi?

Siyasi ve bürokratik bağlantılar gerçekten araştırılacak mı?

Ve belki de en önemlisi:

İktidar bugün soruşturmanın başlamasını başarı olarak anlatmadan önce, soruşturmanın başlamasına neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayabilecek mi?

Çünkü bir yönetimin başarısı yalnızca kriz patladıktan sonra kaç kişinin gözaltına alındığı veya kaç kişinin istifa ettiğiyle ölçülmez.

Kriz patlamadan önce neyi gördüğü, neyi görmediği, neyi bildiği ve ne yaptığı da bu hesabın parçasıdır.

Fon krizinde bugün asıl görünür hale gelen çelişki tam burada duruyor:

Muhalefet dosyayı kamuoyunun önüne taşıdıktan sonra “iyi sınav verdik” demek kolaydır. Asıl sınav ise kamuoyu henüz hiçbir şey bilmiyorken başlamıştı.

Ve o sınavın kâğıdında hâlâ yanıtlanmamış sorular var.

Yolsuzluğun kendisi mi araştırılacak, yoksa yolsuzluğu kamuoyuna taşıyan sızıntının kaynağı mı daha fazla konuşulacak?

Türkiye’nin önündeki asıl mesele belki de artık budur.


  • TB / T24, Cumhuriyet, Medyascope, Reuters, Bianet, İlke TV.