Bozulan ekosistemler ve göç

Son zamanların en sık duyduğumuz olgulardan biridir küresel ısınma, iklim değişikliği. Doğanın dengelerinin değiştiği artık herkesin kabul ettiği bir olgudur. Kutup bölgesinde yüksek buz dağlarının eridiği gerçeğini artık herkes kabul ediyor. Bunun dünyamız için bir felaket olduğunu bilmeyen yok. Ancak bu konuda ciddi tedbirlerin alınması bir yana, Kuzey Kutbu’nda artan petrol aramalarıyla küresel ısınma ve buzulların erime süreci hızlandırılmakta.

Sanayi Devrimi kapitalizmin tarih sahnesine çıkışı ile insanlığın en doğal yaşam alanları hızla geriye dönüşü olmayacak bir biçimde yaşanmaz hale getirirken, soluduğumuz hava ve içme suları artan oranlarda hızla kirlenmeden payını aldı. 1712’de kömürle başlayan fosil yakıtların giderek artan oranda endüstride ve tarımda kullanımı fosil yakıtlara bağımlığı getirmiştir. Bu bağımlılık ile birlikte insan yaşamı hiç olmadığı kadar kolaylaşmıştır. Ancak bu kolaylığın geriye döndürülemez bir de bedeli olmuştur.

Petrol, doğal gaz ve uranyum kullanımı öncesi doğanın, su ve havanın kirliliğinin olmadığı, ve dünyanın daha yaşanılası bir yer olduğu düşünülebilir. Gerçekten de Sanayi Devrimi öncesi dünya daha temiz hava, su kaynaklarına sahipti. Gürültü kirliği bu düzeyde kesinlikle değildi. Ancak tarihten kolaylıkla öğrenebileceğimiz gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullandığı dönemde insanlık için özelikle yoksullar için altın çağ sayılmayacak kadar zorluklarla doluydu. Enerji krizleri ile gündeme gelen yoksulluğun artması açlıktan en çok etkilenen yine yoksullar ve emekçiler olmuştur. Buradaki temel sorun, fosil yakıtların kullanımı değil, kapitalist sistemin kar hırsı ile doğa ve insanı hiç hesaba katılmamış olmasıdır. Özelikle günümüzde yenilenebilir enerji kaynakları bu kadar gelişmiş ve çoğu kez fosil enerji kaynaklarına alternatif olabileceği bilinirken küresel sermaye ve şirketler tarafından kar hesapları yapılarak görmezden gelinebilmekte.

KÖMÜR

İlk buharlı makine yapımı 1712 yılında İngiliz Tohomas Newcomen tarafından gerçekleştirildi. Kömürle suyun ısıtılması ile elde edilen buhar gücünün mekanik güce dönüştürülmesi prensibine dayanıyordu. Bu buluşun İngiltere’de gerçekleşmiş olması anlamlıydı. Çünkü ülke bu yıllarda bir enerji krizi içindeydi.

Odun kömürünün kullanımı kısa zamanda ormanların yok olma riskini oluşturmuştu. Ancak kömür ocaklarında, derine indikçe çıkan su, daha derinden kömür çıkarılmasını engelliyordu. Thomas Newcomen mucidi olduğu makineyi İngiltere’nin en büyük kömür ocağında kurup yer altı sularını pompalayarak çıkararak fosil yakıtın hızla gelişmesinin de yolunu açtı. 1712’de 3 milyon ton olan kömür çıkarımı, 1750 yılında 6 tona çıkarken yüzyıl sonunda bu miktar 10 tonu bularak İngiltere’yi ilk modern ekonomik enerji gücü yapıyordu[1].

Kömür üretiminin hızlı artışı, kömür çıkarmada yer altı sularının pompalanmasından başka, kömürün buhar üretiminde kullanılmasıyla sanayinin gelişmesine büyük bir ivme kazandır. Buharlı makilerin gelişmesi, trenlerin çalıştırılması için kullanılmasını bir sonraki büyük adım olacaktı.

İngiltere’de başlayan bu gelişmenin kıta Avrupa’sına yayılması çok sürmedi. Gelişme bir kez başlamış ve artık durdurulması olanaksızdı. Almanya hızla aynı yolu izledi. Fosil yakıtların artan oranda sanayi ve tarımda kullanılması refahın göreceli artışını sağlamasının yanı sıra dünya nüfusunun da artmasını beraberinde getirdi.

İsa’nın doğduğu günlerde 300 milyon olan dünya nüfusu, 1600 yıllarında iki katına çıkarak 600 milyona ulaşabildi. 1800’de ilk kez dünyada yaşayan insan sayısı 1 milyar olabildi. Bundan sonraki dönemde dünya nüfusu hiç olmadığı kadar hızlı artmaya başladı. 1927’de 2 milyar olan dünya nüfusu, 1959’da 3 milyar olurken, 1974’te dünyada 4 milyar insan yaşamaya başlamıştı.

Fosil enerji kaynaklarının artan oranda kullanımı ile 1987’de 5 milyar, 1999’da 6 milyar oldu. 2011 yılında ise dünya da yaşayan insan sayısı 7 milyar oldu.[2] Hızlı artan nüfus dünyanın karşı karşıya kaldığı günümüzün sorunlarının da tetikleyeni oldu. Ancak bu olumsuzlukların yanında getirdikleri de yadsınmaz bir gerçektir. Günümüzde kıtlık ve açlık fosil yakıtlar ile elde edilen üretimle daha az insanlığın gündemine giren bir sorun olmaya başladı. Artan dünya nüfusu da zaten bunun bir göstergesi olmakta.

Orta Çağda soylu sınıfların yaşamlarının ötesinde bir yaşama ve beslenme olanaklarına sahibiz. Fosil yakıtların dünya ekonomisi ve nüfusu üzerindeki etkilerini bize ait özgün çevrileri ile alıntıladığımız Daniele Ganser çalışmasında son derece haklı olarak günümüzde bir öğrencinin sınırlı harçlığıyla bir iki saat içinde Berlin’den, Barselona’ya seyahat edebildiğini, bu olanağa orta çağda kralların bile sahip olamadığını belirtiyor.

Evet, gerçekten de fosil yakıtların kullanımı yaşamı kolaylaştırmış dünyayı küçültmüştür, ama dünyanın ekosistemlerinin bozulmasında da temel itici rol oynamıştır.

Bu petrolün fosil yakıtlar arasına girmesi ile daha da hızlanmıştır. “1900’de dünyada 150 milyon varil petrol üretilmişti. 2000’de ise, 180 katı geçen bir artışla, 28 milyar varil petrol çıkarıldı. Bu, petrolün kömürün tahtını yıkarak, dünyanın en önemli enerji kaynağı haline geldiği bir yüzyıl oldu.”[3]

Petrol, kömür üretiminin toplumsal yaşama ve ekonomiye etkisinden daha büyük bir etkide bulundu. Gıda üretiminden sanayi üretimine ve oradan nüfus artışına birçok alanda etkisini hissettirdi. Şehirler her biri milyonlarca insanın yaşadığı devasa büyüklükte kentlere dönüştü. Tahıl üretimi dünyanın kırında yaşayanların azalmasına rağmen hızlı bir artış gösterdi. Geçmişin yaygın ve yoğun kır nüfusu göç yollarına çıkarak kentlere, oradan da gelişmiş ülkelere doğru uzanan bir göç hareketinin içine girdi.


[1] Daniele GANSER, Europa Im Erdölrausch, Die Folgen einer gefährlichen Abhängigkeit sf.29

[2] Daniele GANSER, Europa Im Erdölrausch, Die Folgen einer gefährlichen Abhängigkeit sf.33

[3] Lester R. Brown, Plan B 3,0 Uygarlığı Kurtarmak İçin Harekete Geçmek, İş Bankası Yayınları, sf. 27

Hasan KAYA
Latest posts by Hasan KAYA (see all)