Ay ve Güneş Herkesin Lambasıdır


Özgürlük kavramı felsefe sözlüklerinde “kişinin kendi kendisini belirlemesi, denetlemesi, yönlendirmesi ve düzenlemesi durumu, bireyin kendisini, dış baskı, etki ya da zorlamalardan bağımsız olarak, kendi arzu edilir ideallerine, motiflerine ve isteklerine göre yönlendirmesi” olarak tanımlanmaktadır. Kişinin kendi ideallerine yürüyebilmesi, ülküsünü gerçekleştirmesi için özgür olması gerekir. Öte yandan kişi ancak ötekinin varlığında özgürdür; yani kişinin içsel ve dışsal koşullarını kendi iradesi doğrultusunda şekillendirerek ötekiyle yoğurması gerekir. Hegel’in dediği gibi, kişinin özgürlüğü diğerlerinin özgürleşmesi kadardır. Toplumdaki bir kişinin bile ötekileştirilmesi, köleleştirilmesi toplumdaki diğer kişilerin de bu konuma getirilmesi demektir. Bu anlamda, ölürken bile ilkelerinden ödün vermeyen, duruşuyla Anadolu topraklarında yüzyıllar boyunca toplumsal mücadelenin simgesi haline gelen, 18 Aralık ölüm yıl dönümünde anmadan geçemediğimiz Şeyh Bedreddin’den bahsetmek istiyorum. 1359 Simavna doğumlu Şeyh Bedreddin müridleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’le birlikte Osmanlı idaresinden memnun olmayan köylüleri ve yoksul dervişleri de yanına alarak isyan başlatmış, ancak bu başkaldırı şiddetle bastırılmış ve bunun sonucunda Şeyh Bedrettin 1416 yılında Edirne’de Serez çarşısında çırılçıplak idam edilmiştir.

ay ve güneş herkesin lambasıdır;
hava herkesin havasıdır;
su herkesin suyudur da,
ekmek neden herkesin ekmeği değildir?
acı niye herkesin acısı değildir.’

Sözleriyle tanınan Şeyh Bedreddin İslam tasavvufunun Vahdet-I Vücut okuluna mensup ünlü bir İslam alimiydi. İbn-i Arabi’ye ait olduğu kabul edilen Vahdet-i Vücut düşüncesinin, Hallac-I Mansur gibi düşünürlerde olduğu gibi Şeyh Bedreddin’de de bireysel ve toplumsal bir baş kaldırı ahlakının alt yapısını oluşturduğu iddia edilir. Yaşamı hakkında bildiklerimiz büyük oranda torunu Hafız Halil’in yazdığı “Menâkıbnâme”ye dayanmaktadır.  Hakkında pek çok olumlu ve olumsuz yorumlar yazılmıştır.

Sonuçta pek çok görüş farklılığına karşın, Şeyh Bedreddin’I hemen hemen bütün Osmanlı tarihçileri büyük bir bilgin olarak kabul ederler. Kimi İslam hukukçusu onun düşüncelerini eleştirirken, kimi çevreler de özgürlükçü ve eşitlikçi ilkeleri, özel mülkiyeti reddeden, ortak mülkiyeti savunan önerileriyle onu sosyalist bir önder olarak kabul ederler; doktrinlerini ve önerilerini günümüz sosyalizm anlayışı ve ilkeleri çerçevesinde değerlendirirler ve yöntemlerini bu anlamda benimserler.  A. Cerrahoğlu, “Şeyh Bedreddin – Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri” adlı bilimsel çalışmasında, farklı görüşler belirterek incelemelerde bulunmuş, bu konuda daha ileri çalışmalar yapılması gereğine vurgu yapmıştır:

“Şeyh Bedreddin, yaşadığı devrin en büyük şahsiyetlerinden ve insanlık tarihinin ölümsüz simalarından biridir. Bununla beraber, bugüne kadar, hakkında yazılan –ve gerçek ilmî değer taşıyan- eserler yok denecek kadar azdır. (…) Bu arada, yüzyılların yığdığı ve kökleştirdiği hatalı hükümleri birer birer sökmek ve ayıklamak, başka bir deyişle, zemini tesviye etmek işi de var. Bedreddin hakkında, tarih boyunca verilen hükümler ilmî tahlil ve tenkit süzgecinden geçirilmelidir ki, mesele her anlamda ortaya konulabilsin.”

Geçen yıl bu zamanlar, (Sanırım ölüm yıl dönümüne denk gelmişti.) Yücel Turgut’un, Nazım Hikmet – Şeyh Bedreddin Destanından uyarlayarak oynadığı gösteriye gittiğimi hatırlıyorum. Sedat Demirsoy’un yönettiği, Ali Ötünç’ün bağlamasıyla eşlik ettiği tek kişilik oyunda Yücel Turgut tok sesi, vurguları ve selamlayışıyla, daha da ötesi Nazım’ın o büyülü seslenişiyle bizleri, yani seyirciyi adeta bir girdap gibi oyunun içine çekerek zamanda yolculuğuna çıkarmıştı. Neredeyse bütün sanatsal etkinliklere ara verdiğimiz bu günlerde hatırladığım bu güzel sanat olayının zihnimdeki yansımasıyla umuyorum ki evlere kapandığımız bu günler sona erdiğinde bu büyülü atmosferi tekrar daha geniş seyircilerle buluşturur Yücel Turgut.

Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü…

Nazim Hikmet – Şeyh Bedrettin Destanı

Müge BULUÇ
Latest posts by Müge BULUÇ (see all)