back to top
Ana Sayfa Haberler Mahkeme Salonunda İşkence Ve Tehdit İddiaları

Mahkeme Salonunda İşkence Ve Tehdit İddiaları

İBB davasının 47’nci gün duruşmasında Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in gözaltı ve tutukluluk sürecine ilişkin anlattıkları, yargılamanın içeriğinin ötesine geçerek Türkiye’de hukuk devleti, insan hakları ve adil yargılanma tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Türker, çıplak aramaya maruz bırakıldığını, çocukları üzerinden tehdit edildiğini ve psikolojik baskı gördüğünü öne sürerken, Ekrem İmamoğlu ise iddiaların bağımsız biçimde soruşturulması çağrısında bulundu.

İnsan Hakları Tartışmasını Büyüten İddialar

Silivri’de görülen ve kamuoyunda “İBB Davası” olarak bilinen yargılamanın 47’nci gününde savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, gözaltı ve tutukluluk sürecinde yaşadıklarına ilişkin çarpıcı iddialarda bulundu.

Türker, Vatan Emniyet’te gözaltında bulunduğu sırada çıplak aramaya maruz kaldığını öne sürerek, bir polisin kendisine “cinsel organını aç” ve “arkanı dön, eğil” şeklinde talimat verdiğini anlattı. Bu uygulamanın güvenlik amacıyla değil, insan onurunu zedelemeye yönelik bir muamele gibi hissettirdiğini ifade eden Türker, yaşadıklarının psikolojik etkilerinden hâlâ kurtulamadığını söyledi.

Duruşma salonunda zaman zaman gözyaşlarına hâkim olamayan Türker’in ifadeleri, izleyiciler ve sanıklar arasında da duygusal anların yaşanmasına neden oldu.

Çocuklar Üzerinden Baskı İddiası

Türker’in savunmasında en dikkat çeken bölümlerden biri ise bir savcıyla arasında geçtiğini iddia ettiği diyalog oldu.

Tutuklandıktan sonra SEGBİS aracılığıyla yeniden ifade vermesi için çağrıldığını anlatan Türker, avukatına danışmak istediğini söylemesi üzerine savcının kendisine çocuklarını bir daha göremeyebileceğini söylediğini ve velayeti kendisinde bulunan reşit olmayan çocuklarının devlet kurumlarına alınabileceği yönünde ifadeler kullandığını öne sürdü.

Bir anne olarak en büyük baskının çocukları üzerinden kurulduğunu belirten Türker, bu sözlerin kendisinde derin bir travma yarattığını ifade etti. Söz konusu iddialar hakkında duruşmada resmi bir yanıt verilmedi.

“Suç Örgütü Üyesiysem Delili Nerede?”

Savunmasının önemli bir bölümünü hakkındaki suçlamalara ayıran Türker, yöneticilik yaptığı dönemde Medya AŞ’nin mali yapısını düzeltmeye çalıştığını, şirketin göreve geldiğinde zarar ettiğini ve özellikle pandemi döneminde ciddi mali zorluklarla mücadele ettiğini anlattı.

Kendisine yöneltilen suç örgütü üyeliği, rüşvet ve dolandırıcılık suçlamalarını reddeden Türker, dosyada kendisi aleyhine somut bir delil ya da tanık ifadesi bulunmadığını savundu. İddianamede ileri sürülen örgütsel yapıyla arasında nasıl bir bağ kurulduğunun açıklanamadığını belirten Türker, “Eğer bir örgüt varsa ve ben de üyesiysem bunun delilleri ortaya konulmalıdır” dedi.

İmamoğlu’ndan Yargıya Soruşturma Çağrısı

Duruşmada söz alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ise Türker’in anlattıklarının yalnızca bireysel bir mağduriyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Özellikle gözaltı ve tutukluluk sürecinde ileri sürülen muamele iddialarının ciddi olduğunu vurgulayan İmamoğlu, mahkeme heyetine seslenerek bu iddiaların bağımsız bir soruşturmaya konu edilip edilmeyeceğini sordu.

İmamoğlu, Türker’in anlattıklarını “hukuk devleti açısından son derece ağır iddialar” olarak nitelendirirken, bu tür beyanların yalnızca duruşma tutanaklarında kalmaması gerektiğini ifade etti. Yaşananların toplumun adalete olan güvenini doğrudan etkilediğini savunan İmamoğlu, ilgili kişi ve kurumlar hakkında gerekli incelemelerin yapılması çağrısında bulundu.

Davanın Ötesinde Bir Hukuk Sınavı

İBB davası başlangıçta belediye iştirakleri ve kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili iddialar üzerinden şekillense de, duruşmalarda ortaya çıkan tanıklıklar ve savunmalar yargı sürecinin başka boyutlarını da görünür hale getiriyor.

Türker’in anlattıkları doğruysa, bu durum yalnızca bir ceza soruşturmasının değil, gözaltı uygulamalarının, tutuklama süreçlerinin ve savcılık yöntemlerinin de sorgulanmasını gerektirecek ciddi insan hakları ihlali iddiaları anlamına geliyor. İddiaların doğru olmaması halinde ise böylesine ağır suçlamaların neden ve nasıl ortaya atıldığı sorusu önem kazanıyor.

Bu nedenle davanın geleceğini belirleyecek temel mesele yalnızca sanıklar hakkındaki suçlamalar değil; aynı zamanda hukuk devletinin temel ilkeleri olan insan onuru, adil yargılanma hakkı ve kamu otoritesinin hesap verebilirliği olacak gibi görünüyor.