YENİ Parti İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, komedyen Deniz Göktaş’ın 88 günlük tutukluluğu üzerinden Türkiye’de ifade ve düşünce alanının daralmasını tartışmaya açtı. Rızvanoğlu, 2025 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Joel Mokyr’in çalışmalarına atıf yaparak, ülkelerin asıl gücünün yalnızca sermaye ve teknoloji değil, fikirlerin özgürce dolaşabildiği bir düşünce ortamı olduğunu savundu.
Rızvanoğlu, sosyal medya hesabından yayımladığı “Deniz Göktaş üzerine bir makale: AKP’nin, Türkiye’nin ENTELEKTÜEL SERMAYESİNE karşı savaşı!” başlıklı değerlendirmesinde, Nobel ödüllü ekonomist Joel Mokyr’in endüstri devrimi üzerine çalışmalarını Türkiye’deki düşünce ve ifade ortamıyla ilişkilendirdi.
Mokyr, 2025 Nobel Ekonomi Ödülü’ne Philippe Aghion ve Peter Howitt ile birlikte, yeniliklerin ekonomik büyümeyi nasıl sürüklediğine ilişkin çalışmaları nedeniyle layık görülmüştü. Nobel Komitesi, Mokyr’in çalışmalarında sürdürülebilir ekonomik büyümenin temel koşullarından biri olarak “yararlı bilginin sürekli akışına” ve toplumsal değişime açık bir yapıya dikkat çekiyor.
Rızvanoğlu: Entelektüel Birikim Ülkenin En Güçlü Sermayesidir
Rızvanoğlu, bu yaklaşım üzerinden Türkiye’de düşüncenin, eleştirinin ve mizahın karşılaştığı baskının yalnızca bir özgürlük meselesi olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. Ona göre bilgi ne kadar serbest dolaşır, yerleşik kabuller ne kadar sorgulanabilir ve farklı fikirler ne kadar rahat karşı karşıya gelebilirse toplumun kendisini değiştirme ve yeni çözümler üretme kapasitesi de o kadar yükseliyor.
“Düşünceyi susturmak, o kaldıracı kendi elimizle indirmek yani ilerlemeyi durdurmak demek” diyen Rızvanoğlu, Türkiye’de doğruyu söylemenin giderek riskli hale geldiğini ve bunun ekonomik, bilimsel ve toplumsal gelişme açısından da sonuçlar doğurduğunu savundu.
Rızvanoğlu’nun yazısının merkezine ise komedyen Deniz Göktaş’ı yerleştirdi. Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisindeki ifadeler nedeniyle 88 gün tutuklu kaldı ve 28 Eylül’de İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Savcılık, Göktaş’ın üç ayrı suçtan cezalandırılmasını ve tahliyesini istedi. Mahkeme ise Göktaş’a iki suçtan toplam 18 ay 35 gün hapis cezası vererek tahliyesine karar verdi.
“Mizah Mahkeme Salonunda Delil Konusu Olursa”
Rızvanoğlu, Göktaş dosyası üzerinden asıl tartışmanın yalnızca bir komedyenin sahnede kullandığı sözlerle sınırlı olmadığını belirterek şu soruyu ortaya koydu: “Bir toplumda mizahın kendisi mahkeme salonunda delil konusu olmaya başladığında, o toplumun düşünme biçimine ne olur?”
Mizahın yalnızca eğlendiren bir sanat olmadığını belirten Rızvanoğlu, mizahın iktidarı, toplumu, sınıfları, alışkanlıkları ve tabuları dışarıdan görme imkânı sağladığını savundu. Ona göre bir toplumun kendisine gülebilmesi, aynı zamanda kendisini sorgulayabilmesinin de yollarından biri.
Bu noktada tarihsel bir karşılaştırma yapan Rızvanoğlu, Antik Atina’da Aristophanes gibi komedya yazarlarının siyasal figürleri ve kamusal yaşamı sahne üzerinden eleştirebildiğini hatırlattı. Türkiye’de ise bugün gazetecilerden akademisyenlere, sanatçılardan avukatlara kadar farklı alanlarda çalışan insanların iktidarı rahatsız eden soruları güvenlik kaygısı yaşamadan sorabilmesinin önemine dikkat çekti.
“Soru Sormak Üretim Kapasitesinin Parçasıdır”
Rızvanoğlu’na göre soru sormak, şüphe etmek, mevcut bilgiyi sorgulamak, yanlışlanabilir fikirler ortaya koymak ve farklı görüşlerin rekabet etmesini sağlamak yalnızca demokratik hayatın değil, bilimsel ve ekonomik üretimin de temel unsurları arasında bulunuyor.
Bu nedenle ifade alanındaki daralmanın yalnızca siyasi muhalefet açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Rızvanoğlu, akademi, medya ve kamusal tartışma alanındaki baskının Türkiye’nin entelektüel birikimini de etkilediğini savundu.
Rızvanoğlu, bu görüşünü Freedom House’un 2026 Türkiye raporundaki değerlendirmelerle de ilişkilendirdi. Raporda üniversitelerde siyasi müdahalenin sürdüğü, akademisyenlerin hassas konularda araştırma yaparken baskı ve otosansürle karşılaşabildiği ve 2025’te yapılan düzenlemeyle Cumhurbaşkanı’nın rektör atama yetkisinin yeniden güçlendirildiği belirtiliyor. Raporda ayrıca İFÖD verilerine dayanılarak Türkiye’de 2024 yılında 311 binden fazla internet adresinin engellendiği aktarılıyor.
Türkiye Basın Özgürlüğünde 163’üncü Sırada
Rızvanoğlu, Türkiye’deki tabloyu Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi üzerinden de değerlendirdi. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer alıyor. Türkiye’nin 2025’teki sırası ise 159’du.
Freedom House da Türkiye’de internet sansürü ve ifade alanındaki baskının yaygın olduğunu, insanların kamusal alanda görüşlerini açıklarken daha temkinli davrandığını ve bunun daha geniş bir otosansür ortamına katkıda bulunduğunu belirtiyor.
Rızvanoğlu, bütün bu verilerin Türkiye’de entelektüel hayatın sona erdiği anlamına gelmediğini özellikle vurgularken, ülkede hâlâ güçlü gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar, yazarlar ve araştırmacılar bulunduğunu ancak bu kesimlerin üzerinde ciddi bir baskı olduğunu savundu.
Yazısını Sokrates’in “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez” sözüne gönderme yaparak tamamlayan Rızvanoğlu, Deniz Göktaş örneğini Türkiye’nin düşünme, sorgulama ve kendisiyle yüzleşme kapasitesi üzerinden daha geniş bir tartışmanın parçası haline getirdi.
Rızvanoğlu’nun paylaşımındaki temel soru ise Göktaş davasının ötesine geçiyor: Bir ülke, kendisini eleştirenleri, kendisine gülenleri ve yeni sorular soranları susturarak ekonomik ve toplumsal olarak ne kadar ilerleyebilir?












