CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol’un Parti Meclisi toplantısında yaptığı değerlendirmeler, parti içindeki gerilimi sona erdirmeyi amaçlayan uzlaştırıcı bir dil taşısa da, tartışmaların merkezindeki temel meseleye ilişkin açık bir pozisyon ortaya koymaması dikkat çekti. Seçilmiş parti yönetiminin yargı kararıyla tasfiye edilmesi karşısında “iki taraf da hata yaptı” çizgisinde kurulan siyasal denge arayışı, parti içindeki hukuk ve meşruiyet tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Krizin Nedeni İle Sonucu Aynılaştıran Yaklaşım
CHP Parti Meclisi toplantısının ardından açıklama yapan Gürsel Erol, yaşanan bölünmenin aşılması için olağan veya olağanüstü kurultay çağrısında bulunurken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aday olmayacağını açıklaması gerektiğini söyledi.
Erol’un açıklamaları ilk bakışta uzlaştırıcı ve parti bütünlüğünü önceleyen bir yaklaşım olarak görülebilir. Ancak CHP’de günlerdir süren tartışmaların merkezinde yalnızca kişisel anlaşmazlıklar ya da siyasi rekabet bulunmuyor. Tartışmanın odağında, milyonlarca seçmenin iradesiyle oluşan siyasi bir yönetimin yargı süreçleri üzerinden değiştirilmesi ve bunun parti içinde yarattığı meşruiyet krizi yer alıyor.
Bu nedenle birçok partili açısından mesele, “iki tarafın da hataları” ile açıklanabilecek sıradan bir iç çekişme değil; demokratik temsil ve siyasi iradenin korunup korunmayacağı sorusu olarak görülüyor.
Ortada Durmak Her Zaman Tarafsızlık Değildir
Erol’un açıklamalarında dikkat çeken nokta, yaşanan krizin sonuçlarına ilişkin eleştiriler getirilirken krizin kaynağına ilişkin net bir değerlendirmeden kaçınılması oldu.
Genel Merkez önündeki protestoları, makam araçlarının teşhir edilmesini ve disiplin süreçlerini eleştiren Erol, parti içindeki kutuplaşmaya dikkat çekti. Ancak aynı açıklamada, CHP’nin seçilmiş yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına yol açan sürece ve bu sürecin yarattığı meşruiyet tartışmasına ilişkin açık bir siyasi tutum ortaya koymadı.
Oysa hukuk ve demokrasi tartışmalarında tarafsızlık çoğu zaman iki taraf arasında eşit mesafede durmak anlamına gelmez. Bir tarafta seçilmiş organlar ve kurultay iradesi, diğer tarafta ise bu iradeyi ortadan kaldıran bir yargı müdahalesi tartışması bulunduğunda, “herkes biraz haklı, herkes biraz haksız” yaklaşımı sorunun özünü görünmez hale getirebilir.
Birlik Çağrısı mı, Hesaplaşmadan Kaçış mı?
Erol’un sıkça vurguladığı “partiyi bölmeyelim” çağrısı, CHP tabanında geniş karşılık bulan bir kaygıyı yansıtıyor. Ancak son dönemde parti içinde yükselen itirazların önemli bir bölümü, bölünme tehlikesinden çok, yaşanan sürecin normalleştirilmesi tehlikesine dikkat çekiyor.
Çünkü parti içindeki birçok isim açısından bugün yaşanan kriz, kişisel liderlik rekabetinden değil, siyasi meşruiyetin nasıl tanımlanacağı meselesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle birlik çağrılarının, yaşananlara ilişkin açık bir siyasal ve etik değerlendirme içermediği ölçüde, çözüm üretmek yerine mevcut belirsizliği uzatabileceği ifade ediliyor.
Bir başka deyişle, tarafları aynı ölçüde eleştiren söylem, ilk bakışta uzlaştırıcı görünse de güç ilişkilerinin eşit olmadığı durumlarda fiilen statükoyu koruyan bir işlev görebiliyor.
Tarihin Soracağı Asıl Soru
Gürsel Erol açıklamasında, CHP’nin bölünmesine katkı sunanlardan tarihin hesap soracağını söyledi.
Ancak CHP içindeki tartışmalarda giderek daha fazla dillendirilen soru farklı: Tarih yalnızca partiyi bölenleri mi yargılayacak, yoksa demokratik meşruiyet tartışmasının yaşandığı bir dönemde açık tutum almaktan kaçınanları da mı değerlendirecek?
Siyaset tarihinde kimi zaman taraf olmak kutuplaşmayı derinleştirmek anlamına gelir. Ancak kimi zaman da tarafsızlık görüntüsü altında kurulan denge siyaseti, hukuksuzluk iddiaları karşısında sessiz kalmanın başka bir biçimine dönüşebilir.
CHP’de bugün yaşanan tartışma da tam olarak bu sorunun etrafında şekilleniyor: Birliği savunmak ile meşruiyeti savunmak arasında tercih yapılması gereken bir eşikte, ortada durmak gerçekten tarafsızlık mı, yoksa fiilen güçlüden yana kurulmuş bir denge mi?
- Tarafsızlık Kılıfı Altında Hukuksuzluğa Mesafe Koymayan Siyaset - 11 Haziran 2026
- Adaletin Kaybolduğu Yerde Bir Annenin Sesi ve Yurtsuzlaşan Yurttaş - 10 Haziran 2026
- Bazen Susmak da Bir Konuşmadır - 8 Haziran 2026
Toplumsal Bellek sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.












