CHP’de 38. Olağan Kurultay sonrası başlayan ve mutlak butlan kararıyla yeni bir boyut kazanan yönetim krizinde akademisyen Prof. Dr. Uğur Emek, çalışmalarının kullanılmasına karşı çıktığı Kemal Kılıçdaroğlu’nun telefon aramalarını kamuoyuyla paylaşarak “Lütfen beni bir daha aramayın” dedi.
Mutlak Butlan Sonrası Yeni Gerilim
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verilen mutlak butlan kararı sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık görevine dönmesinin önü açılırken, parti içindeki tartışma yalnızca siyasal aktörler arasında değil, Kılıçdaroğlu yönetimine mesafeli duran akademisyen ve kamuoyu figürleri arasında da büyüyor.
Bu isimlerden Prof. Dr. Uğur Emek, daha önce Kılıçdaroğlu yönetiminin akademik çalışmalarından ve konuşmalarından yararlanmasına açık biçimde itiraz etmişti. Emek, söz konusu yönetimi “antidemokratik biçimde CHP’ye atanan butlan yönetimi” olarak nitelendirerek, “Hiçbir araştırmamı ve konuşmamı kullanmasına izin vermiyorum” açıklamasında bulunmuştu.
Emek’in son çıkışı ise bu itirazın yalnızca fikri ve akademik bir mesafe olmadığını gösterdi. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Kılıçdaroğlu’nun kendisini telefonla aradığını duyuran Emek, arama kayıtlarını da paylaşarak CHP’nin eski genel başkanına doğrudan bir çağrıda bulundu.
“Lütfen Beni Bir Daha Aramayın”
Emek, görüşmenin ardından yaptığı paylaşımda Kılıçdaroğlu’nun sosyal medya hesabını da etiketleyerek, “Lütfen beni bir daha aramayın” ifadelerini kullandı. Böylece daha önce kamuoyuna açıkladığı “çalışmalarımın kullanılmasına izin vermiyorum” tavrını, doğrudan Kılıçdaroğlu ile yaşadığı iletişim üzerinden yeniden gündeme taşıdı.
Bu çıkış, CHP’deki yönetim tartışmasının yalnızca kurultay iradesi, mahkeme kararları ve parti yönetimi ekseninde yaşanmadığını da ortaya koyuyor. Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık görevine dönmesi ihtimali etrafında şekillenen süreç, parti içinde ve dışında farklı kesimlerin demokratik meşruiyet, temsil ve siyasal sorumluluk konularındaki itirazlarını da görünür hale getiriyor.
Emek’in tavrı aynı zamanda akademik üretimin siyasal mücadelede nasıl kullanılacağına ilişkin ayrı bir tartışmayı gündeme getiriyor. Bir akademisyenin araştırmalarının veya kamuoyuna yaptığı açıklamaların, kendi siyasi pozisyonuyla çelişen bir yönetim tarafından kullanılmasına itiraz etmesi, CHP’deki mevcut krizin kişiler arasındaki siyasi rekabeti aşan bir meşruiyet tartışmasına dönüştüğünü gösteriyor.
CHP’de Meşruiyet Tartışması Derinleşiyor
CHP’de kurultay iradesi ile yargı süreci üzerinden ortaya çıkan yönetim tartışması, parti içindeki farklı aktörlerin tutumlarıyla giderek daha karmaşık bir görünüm kazanıyor. Kılıçdaroğlu cephesinin “hukuki sürecin sonucu” olarak değerlendirdiği dönüşüm, karşı çıkan kesimler açısından ise seçilmiş yönetimin yargı kararıyla değiştirilmesi şeklinde okunuyor.
Uğur Emek’in çıkışı bu açıdan küçük görünen ancak siyasal anlamı daha geniş bir ayrışmanın işareti. Çünkü tartışma artık yalnızca “CHP’yi kim yönetecek?” sorusuyla sınırlı değil; hangi siyasi meşruiyetin esas alınacağı, parti tabanının iradesinin nasıl değerlendirileceği ve akademik-kamusal üretimin siyasal amaçlarla kullanılıp kullanılamayacağı sorularını da beraberinde getiriyor.
Kılıçdaroğlu’nun Emek’i neden aradığı ve görüşmede ne konuşulduğuna ilişkin ayrıntılar ise kamuoyuna yansımış değil. Emek’in açıklaması, bu nedenle görüşmenin içeriğinden çok, kendisinin ortaya koyduğu siyasal ve kişisel mesafe üzerinden anlam kazanıyor.
CHP’deki mutlak butlan tartışması devam ederken, Emek’in “Lütfen beni bir daha aramayın” çıkışı da parti içindeki krizin yalnızca mahkeme salonlarında değil, akademi, siyaset ve kamuoyu alanında da yeni çatışma hatları ürettiğini gösteren son örneklerden biri oldu.











