Türkiye’de sermaye birikimi, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana devlet yatırımları, kamu kredileri, teşvikler, özelleştirmeler ve kamu ihaleleriyle iç içe gelişti. AKP döneminde kamu işletmelerinin satışları yaklaşık 64 milyar dolarlık tahsilata ulaşırken altyapı yatırımları, işletme hakkı devirleri, Hazine garantileri, kamu arazileri ve finansal düzenlemeler sermaye aktarımının başlıca alanları oldu. Son yirmi dört yılda kamu mülkiyetinin değişimiyle birlikte büyük sermaye gruplarının faaliyet alanları da yeniden şekillendi.
Türkiye’de sermaye birikiminin tarihi, yalnızca fabrikalar kuran, ticaret yapan ve yatırımlarını büyüten iş insanlarının tarihi değil. Devletin topladığı vergilerle kurduğu işletmelerin, kamu bankalarından sağladığı kredilerin, sanayi ve ticaret için verdiği ayrıcalıkların, kent toprakları üzerinde aldığı kararların ve üretimden elde edilen gelirin farklı toplumsal kesimler arasında paylaşılmasının da tarihi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlet eliyle oluşturulan sanayi altyapısı, sonraki dönemlerde özel girişimlerin büyümesini destekledi. 1980 sonrasında kamu işletmelerinin özelleştirilmesi, finans piyasalarının serbestleştirilmesi ve emek piyasalarının yeniden düzenlenmesiyle sermaye birikiminin koşulları değişti. AKP’nin 2002 sonunda iktidara gelmesinden sonra ise kamu işletmelerinin satışları, altyapı projelerinin özel şirketlerce işletilmesi, kamu alımları ve kentsel dönüşüm uygulamaları aynı ekonomik dönemin başlıca unsurları haline geldi.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 2025 faaliyet raporunda yer alan yıllık tahsilat verilerine göre 1986–2003 dönemindeki özelleştirme gelirleri yaklaşık 7,8 milyar dolardı. 2004–2025 döneminde yıllık tahsilatların toplamı yaklaşık 64,5 milyar dolara ulaştı. Böylece 1986’dan bu yana elde edilen özelleştirme gelirlerinin büyük bölümü AKP iktidarı döneminde gerçekleşti. Aynı dönemde devletin ekonomi içindeki rolü bütünüyle küçülmedi; doğrudan işletmecilik yaptığı bazı alanlardan çekilirken özel şirketlerin yatırım, finansman ve işletme koşullarını belirleyen kamu kararları devam etti.
Cumhuriyet Öncesinden Devralınan Sermaye Yapısı
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ticaret, bankacılık, dış borçlanma, demiryolları ve liman işletmeciliği büyük ölçüde uluslararası sermaye ilişkileri içinde gelişti. 19. yüzyılda yabancı sermayeli bankalar, demiryolu şirketleri ve ticaret kuruluşları ekonomik yaşamda önemli yer tuttu. İmparatorluğun dış borçlarının yönetimi için 1881’de kurulan Düyun-u Umumiye İdaresi, belirli kamu gelirlerinin alacaklıların denetimine bırakıldığı bir yapıya dönüştü.
1908 sonrasında İttihat ve Terakki yönetiminin millî iktisat politikalarıyla Müslüman-Türk girişimci kesimlerin güçlendirilmesi hedeflendi. Birinci Dünya Savaşı sırasında uygulanan el koyma, tasfiye ve mülkiyet devri politikaları, özellikle Ermeni nüfusun zorla yerinden edilmesi ve mallarına el konulmasıyla birlikte, mülkiyet yapısında büyük değişikliklere yol açtı. Bu süreçte el değiştiren taşınmazlar, işletmeler ve ticari varlıklar, sonraki dönemin sermaye birikimi üzerinde etkili oldu.
Cumhuriyet, savaşların ardından yıpranmış bir ekonomi, sınırlı sanayi kapasitesi, yetersiz ulaşım ağı ve sermaye birikimi sorunuyla kuruldu. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde özel girişimciliğin geliştirilmesi öne çıkarılırken devlet, kredi, altyapı ve sanayi yatırımlarıyla ekonomik yapılanmada etkin rol üstlendi.
Devlet Eliyle Sanayi, Özel Sermayeye Birikim
Cumhuriyet’in ilk döneminde Türkiye İş Bankası’nın 1924’te kurulması, 1927 tarihli Teşvik-i Sanayi Kanunu ve 1930’larda devletçilik politikalarının genişlemesi, özel sermaye ile kamu yatırımları arasındaki ilişkinin temel adımları oldu.
1933’te kurulan Sümerbank ve 1935’te kurulan Etibank, sanayi ve madencilik alanlarında üretim kapasitesinin geliştirilmesinde önemli görevler üstlendi. Şeker fabrikaları, dokuma tesisleri, demir-çelik işletmeleri, enerji ve ulaştırma yatırımları kamu kaynaklarıyla oluşturuldu.
Devlet, bir yandan doğrudan üretim yaparken diğer yandan özel işletmelere altyapı, hammadde, enerji, kredi ve pazar olanakları sağladı. Kamu yatırımlarının çevresinde ticaret, taşımacılık, inşaat ve yan sanayi alanlarında özel şirketler gelişti.
İkinci Dünya Savaşı döneminde uygulanan Varlık Vergisi ve çalışma yükümlülükleri, farklı toplumsal kesimler üzerinde eşit olmayan sonuçlar doğurdu. Özellikle gayrimüslim tüccar ve işletme sahiplerinin karşılaştığı ağır vergi yükü, mülkiyet kayıplarına ve işletmelerin el değiştirmesine yol açtı.
1950’lerden itibaren Demokrat Parti yönetimi özel girişimciliği, tarımda makineleşmeyi, karayolu yatırımlarını ve dış finansmanı öne çıkardı. Tarımsal üretimde makineleşme artarken kırsal nüfusun kentlere göçü hızlandı. Kamu yatırımları ve kamu bankalarının kredi politikaları, özel sanayi ve ticaret sermayesinin büyümesinde etkili olmaya devam etti.
Planlı Kalkınmadan 24 Ocak Kararlarına
1960 sonrasında Devlet Planlama Teşkilatının kurulması ve beş yıllık kalkınma planlarının uygulanmasıyla ithal ikameci sanayileşme politikaları güçlendi. Otomotiv, dayanıklı tüketim malları, kimya, metal ve makine sanayisinde özel sektör yatırımları, kamu tarafından sağlanan koruma ve teşviklerle genişledi.
Koç, Sabancı, Eczacıbaşı ve diğer büyük sermaye grupları bu dönemde farklı sanayi kollarında büyürken kamu işletmeleri enerji, demir-çelik, petrokimya, madencilik ve ara malı üretiminde önemli yer tuttu. İthalat kısıtlamaları, gümrük korumaları, döviz tahsisleri ve yatırım teşvikleri sanayi işletmelerinin faaliyet koşullarını belirledi.
1970’lerin sonunda döviz darboğazı, yüksek enflasyon ve dış ödeme sorunları ekonomik krizi derinleştirdi. 24 Ocak 1980 kararlarıyla ihracata dayalı büyüme, fiyat serbestleşmesi, ücretlerin baskılanması ve dış ticaretin açılması yönünde yeni bir program benimsendi.
12 Eylül 1980 askerî darbesinin ardından sendikal faaliyetler sınırlandırıldı, grevler durduruldu ve toplu pazarlık düzeni yeniden yapılandırıldı. 1982 Anayasası ve sonraki iş mevzuatı, emek-sermaye ilişkilerinin yeni çerçevesini oluşturdu.
1980’lerin ikinci yarısında özelleştirme programları başlatıldı. 1989’da sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesiyle Türkiye’nin uluslararası finans piyasalarıyla ilişkisi genişledi. 1990’larda kamu borçlanması, yüksek faizler, bankacılık faaliyetleri ve kamu işletmelerinin satışları ekonomik tartışmaların başlıca konuları arasına girdi.
2001 Krizi ve AKP’ye Devredilen Ekonomik Program
2001 ekonomik krizi sırasında çok sayıda banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredildi. Bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması, kamu bankalarının görev zararlarının tasfiyesi ve mali sektörün sermaye ihtiyacının karşılanması için kamu kaynakları kullanıldı.
IMF ve Dünya Bankası destekli program kapsamında bankacılık düzenlemeleri, mali disiplin, özelleştirmeler ve bağımsız düzenleyici kurumlar öne çıktı. Kasım 2002 seçimlerinin ardından iktidara gelen AKP, bu programın temel unsurlarını sürdürdü.
2002 sonrasında enflasyonun gerilemesi, uluslararası sermaye girişlerinin artması, Avrupa Birliği üyelik süreci ve küresel finansman koşulları yatırımları destekledi. Aynı dönemde kamu işletmelerinin satışları hızlandı; telekomünikasyon, petrol rafinerileri, enerji dağıtımı, limanlar ve başka sektörlerde büyük mülkiyet değişiklikleri gerçekleşti.
AKP Döneminde Özelleştirmelerin Bilançosu
Özelleştirme İdaresinin kayıtlarında 2006 yılında yaklaşık 9,6 milyar dolar, 2007 yılında 8,8 milyar dolar, 2013 yılında 6,7 milyar dolar ve 2014 yılında 6 milyar dolar özelleştirme tahsilatı yer aldı. 2005–2016 dönemi, kamu işletmelerinin satışlarından yüksek tutarlı gelirlerin elde edildiği yılları kapsadı.
Bu dönemde Türk Telekom, TÜPRAŞ, PETKİM, TEKEL’in sigara bölümü, kamuya ait elektrik dağıtım şirketleri, termik santraller, hidroelektrik santraller, limanlar ve çeşitli kamu taşınmazları özel şirketlere devredildi.
2005’te Türk Telekom’un yüzde 55 hissesi 6,55 milyar dolara Oger Telecom’a satıldı. Aynı yıl TÜPRAŞ’ın yüzde 51 kamu payı, Koç-Shell ortak girişimine 4,14 milyar dolar bedelle devredildi.
TÜPRAŞ ihalesine Koç-Shell ortaklığının yanı sıra Çalık Enerji-Indian Oil ortaklığı, OYAK, Zorlu Grubu ve başka yerli-yabancı şirketler katıldı. Satışın ardından Türkiye’nin petrol rafinajındaki en büyük işletmesinin kontrolü özel sermayeye geçti.
PETKİM’in yüzde 51 kamu hissesi 2008’de SOCAR-Turcas ortaklığına devredildi. TEKEL’in sigara üretim varlıkları British American Tobacco tarafından satın alındı. Elektrik dağıtım bölgelerinin özelleştirilmesiyle kamuya ait dağıtım şirketlerinin işletmesi özel şirketlerin kontrolüne geçti.
Bu satışlarla birlikte kamu işletmelerinin gelecekteki üretim gelirleri, yatırım kararları ve işletme faaliyetleri yeni sahiplerinin yönetimine bırakıldı. Devlet ise satış bedellerini tahsil etti ve ilgili sektörlerde düzenleyici, denetleyici veya sözleşme tarafı olarak varlığını sürdürdü.
Türk Telekom: Satıştan Banka Borçlarına, Yeniden Kamu Kontrolüne
Türk Telekom’un özelleştirilmesi, AKP dönemindeki en büyük mülkiyet değişikliklerinden biri oldu.
Şirketin yüzde 55 hissesi 2005’te Oger Telecom’a devredildi. Satın alma sürecinde kullanılan finansman ve sonraki yıllarda yapılan borçlanmalar, Türk bankalarını da işlemin tarafı haline getirdi.
OTAŞ, 2013’te bankalardan 4,75 milyar dolar tutarında kredi kullandı. Kredi geri ödemelerinin aksamasının ardından alacaklı bankalar şirket hisseleri üzerinde işlem başlattı. 2018’de Türk Telekom’un yüzde 55 hissesi, alacaklı bankaların oluşturduğu özel amaçlı şirkete geçti.
2022’de Türkiye Varlık Fonu söz konusu yüzde 55 hisseyi satın aldı. Böylece 2005’te özelleştirilen çoğunluk hissesi, bankacılık sistemi üzerinden geçen bir sürecin ardından yeniden kamu kontrolüne döndü.
Özelleştirme sürecinde Türk Telekom’un faaliyetlerinden hissedarlara temettü ödemeleri yapıldı. Şirketin 2018’de yayımladığı açıklamaya göre 2006 ile Haziran 2018 arasında OTAŞ’a yaklaşık 6,54 milyar dolar karşılığı temettü ödendi. Aynı dönemde kamu hisselerine de temettü dağıtıldı.
Satış bedeli, temettü ödemeleri, bankaların kredi alacakları ve Türkiye Varlık Fonunun sonraki satın alma işlemi, aynı şirket etrafında farklı dönemlerde gerçekleşen büyük sermaye hareketlerini oluşturdu.
Kamu İhaleleri ve Yeni Müteahhitlik Sermayesi
AKP döneminde kamu yatırımlarının büyümesiyle inşaat, ulaştırma, enerji ve altyapı alanlarında faaliyet gösteren şirketlerin kamu sözleşmeleri içindeki ağırlığı arttı.
2003’te yürürlüğe giren 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, sonraki yıllarda çok sayıda değişikliğe uğradı. Açık ihale, belli istekliler arasında ihale, pazarlık usulü ve çeşitli istisna kapsamındaki alımlar, kamu harcamalarının şirketlere yönelmesinde farklı yöntemler olarak kullanıldı.
Sayıştay Dergisi’nde 2026’da yayımlanan ve 2003–2025 dönemindeki Kamu İhale Kurumu raporlarını inceleyen araştırma, kamu alımlarında kullanılan ihale yöntemlerinin yıllar içindeki dağılımını ortaya koydu. Pazarlık usulü ve ilansız pazarlık kapsamındaki işlemler, ihale sistemine yönelik tartışmalarda öne çıktı.
Kamu ihaleleri yoluyla büyüyen inşaat ve altyapı şirketleri arasında Cengiz, Limak, Kalyon, Kolin ve Makyol gibi gruplar çeşitli büyük projelerde yer aldı. Bu şirketler farklı dönemlerde karayolları, havalimanları, enerji tesisleri, demiryolları ve başka kamu yatırımlarında yüklenici veya işletmeci olarak görev üstlendi.
Kamu ihalelerinde sözleşme bedelleri, iş artışları, süre uzatımları, fiyat farkları ve işletme dönemindeki gelirler, şirketlerin kamu kaynaklarıyla kurduğu ekonomik ilişkinin ayrı kalemlerini oluşturdu.
Kamu-Özel İşbirliği: Mülkiyet Değil, Uzun Süreli Gelir Hakkı
2000’li yıllardan itibaren büyük altyapı yatırımlarında yap-işlet-devret, yap-kirala-devret ve diğer kamu-özel işbirliği modelleri yaygınlaştı.
İstanbul Havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu, 1915 Çanakkale Köprüsü ve şehir hastaneleri bu dönemin büyük projeleri arasında yer aldı.
Kamu-özel işbirliği projelerinde özel şirketler yatırım finansmanını ve inşaatı üstlenirken sözleşmelere göre belirli sürelerle işletme geliri, kullanım bedeli, kira veya hizmet ödemesi elde edebiliyor. Bazı projelerde kamu tarafından talep, gelir veya ödeme garantileri sağlanıyor.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının kamu-özel işbirliği veritabanında enerji, karayolu, havalimanı, liman, sağlık ve turizm alanlarında yüzlerce sözleşmeli proje bulunuyor. Kayıtlarda 102 enerji, 50 karayolu, 24 liman, 21 havalimanı ve 18 sağlık projesi yer alıyor.
Bu projelerde kamu tarafından yapılan ödemeler, sözleşme süreleri, garanti edilen kullanım miktarları, gerçekleşen talep ve şirketlerin işletme gelirleri farklı kalemler oluşturuyor.
Bazı projelerde garanti edilen geçiş veya kullanım miktarına ulaşılamadığı dönemlerde kamu bütçesinden ödeme yapıldı. Şehir hastanelerinde ise kullanım bedeli ve hizmet ödemeleri uzun süreli sözleşmeler kapsamında bütçeye yansıdı.
Projelere ilişkin toplam yatırım tutarları kamuoyuyla paylaşılmakla birlikte bütün sözleşmelerin yıllara göre gerçekleşen ödeme, gelir ve yükümlülüklerini aynı kapsamda gösteren ayrıntılı bir şirket bazlı bilanço kamuya açık değil.
Kamu Arazileri, İmar Kararları ve Kent Rantı
Sermaye aktarımının bir başka alanı, kamu arazileri ile kentlerdeki imar kararları oldu.
TOKİ, belediyeler, Hazine ve çeşitli kamu kurumlarının taşınmazları üzerinde konut, ticaret, turizm ve karma kullanım projeleri geliştirildi. Kamuya ait arsaların satışı, gelir paylaşımı karşılığı inşaat sözleşmeleri ve imar planı değişiklikleri, kent topraklarının ekonomik değerini etkiledi.
Özelleştirme İdaresinin kayıtlarına göre 1986’dan 2025’e kadar yapılan yaklaşık 5,7 milyar dolarlık gayrimenkul satışının 5,6 milyar dolarlık bölümü 2003–2025 döneminde gerçekleşti.
Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve kıyı bölgelerinde sanayi, depo, askerî alan veya kamu hizmeti amacıyla kullanılan bazı taşınmazların işlevleri değiştirildi. Bu alanların bir bölümünde konut, alışveriş merkezi, otel ve ticari yapı projeleri geliştirildi.
İmar değişiklikleriyle oluşan değer artışının ne kadarının kamuya, ne kadarının taşınmaz sahiplerine ve proje geliştiricilerine kaldığı, kentleşme politikalarına ilişkin tartışmaların başlıca konuları arasında yer aldı.
Enerji ve Madencilikte İşletme Hakları
Enerji ve madencilik alanları, AKP döneminde hem özelleştirmelerin hem de yeni yatırım izinlerinin yoğunlaştığı sektörler oldu.
Elektrik dağıtım şirketlerinin tamamının özelleştirilmesiyle dağıtım hizmetleri özel şirketler tarafından yürütülmeye başlandı. Kamuya ait bazı termik ve hidroelektrik santralleri satıldı veya işletme hakları devredildi.
Madencilikte ruhsatlandırma, orman alanlarında verilen izinler, enerji yatırımları için yapılan kamulaştırmalar ve çevresel etki değerlendirmesi kararları, şirketlerin üretim olanaklarını belirledi.
Özellikle kömür, altın, bakır ve diğer madenlerde faaliyet gösteren büyük şirketler, kamu tarafından verilen ruhsatlar ve arazi kullanım izinleri kapsamında yatırımlarını genişletti. Bu süreçte tarım arazileri, ormanlar, su havzaları ve yerleşim alanları üzerindeki etkiler nedeniyle çok sayıda yerel itiraz ve dava gündeme geldi.
Enerji şirketlerine yapılan kapasite, teşvik ve destek ödemeleriyle tüketicilerden tahsil edilen elektrik bedelleri de sektörün gelir yapısında yer aldı.
Vergi Politikaları, Teşvikler ve Kamu Kredileri
AKP dönemindeki sermaye birikiminin bir başka ayağını vergi düzenlemeleri, yatırım teşvikleri ve kamu finansmanı oluşturdu.
Şirketlere verilen yatırım teşvik belgeleri kapsamında vergi indirimi, sigorta primi desteği, faiz veya kâr payı desteği, gümrük vergisi muafiyeti ve KDV istisnası gibi uygulamalar yürütüldü. Bölgesel teşvik sistemleriyle sanayi yatırımlarının belirli illere yönlendirilmesi hedeflendi.
Kamu bankaları da konut, inşaat, sanayi, ihracat ve tarım sektörlerinin finansmanında önemli rol üstlendi. Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank’ın kredi politikaları farklı dönemlerde üretim ve yatırım kararları üzerinde etkili oldu.
Vergi harcamaları kapsamında uygulanan muafiyet, istisna ve indirimler bütçe belgelerinde toplu olarak yer aldı. Ancak bu avantajların şirket bazında dağılımı bütün kalemlerde kamuoyuna açık biçimde yayımlanmadı.
Büyük ölçekli yatırımlara verilen teşvikler, kamu ihalelerinden elde edilen gelirler ve kamu bankalarından kullanılan krediler aynı şirket grubunun farklı faaliyetlerinde bir araya gelebildi. Bu ilişkilerin bütününü ortaya koyan şirket bazlı, uzun dönemli ve karşılaştırılabilir bir kamu veri tabanı bulunmuyor.
Kur Korumalı Mevduat ve Finansal Gelir Aktarımı
2021 sonunda uygulamaya konulan kur korumalı mevduat sistemi, finansal varlık sahiplerine döviz kurundaki artışa karşı kamu destekli koruma sağladı.
Sistemde kur farkı yükümlülükleri belirli dönemlerde Hazine ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından karşılandı. Ağustos 2023 sonunda kur korumalı mevduat bakiyesi yaklaşık 3,4 trilyon liraya ulaştı.
Sonraki dönemde uygulanan düzenlemelerle kur korumalı mevduat hesaplarının büyüklüğü azaltıldı. Ancak uygulamanın Hazine bütçesi ve Merkez Bankası bilançosu üzerindeki etkileri farklı dönemlerde ayrı kalemlerde izlendi.
Kur korumalı mevduattan yararlanan hesap sahiplerinin gelir ve servet gruplarına göre dağılımı kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklanmadı. Sisteme yapılan toplam kamu kaynaklı ödemelerin hesap büyüklüklerine göre dağılımı da aynı kapsamda yayımlanmadı.
Bu nedenle uygulamanın hangi gelir ve servet gruplarına ne kadar ödeme sağladığını ortaya koyan bütünlüklü bir dağılım hesabı bulunmuyor.
Emek Gelirlerinin Payı ve Sermaye Birikimi
Sermaye birikiminin bir başka göstergesi, üretimden elde edilen katma değerin ücretler, işletme gelirleri ve diğer gelir kalemleri arasında nasıl dağıldığı.
TÜİK’in yıllık millî gelir hesaplarına göre işgücü ödemelerinin gayrisafi katma değer içindeki payı 2022 yılında yüzde 26,3’e geriledi. Bu oran 2023’te yüzde 32,5’e, 2024’te yaklaşık yüzde 37’ye yükseldi. Son yıllık hesaplarda 2025 oranı yüzde 36,6 olarak açıklandı.
Net işletme artığı ve karma gelirin payı ise 2025’te yüzde 44,3 oldu. Karma gelir kalemi, şirket kârlarının yanı sıra kendi hesabına çalışanların emek ve sermaye gelirlerini de içeriyor.
Ücretlerin üretimden aldığı paydaki değişim, enflasyon, istihdam yapısı, asgari ücret düzenlemeleri, verimlilik ve işletme gelirlerindeki hareketlerle birlikte gerçekleşti.
1980 sonrasında sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık sisteminde yapılan değişiklikler, 2000’li yıllarda taşeron çalışmanın yaygınlaşması ve sonraki dönemde farklı güvencesiz istihdam biçimlerinin büyümesi, emek piyasasının yapısını değiştirdi.
Kamu işletmelerinin özelleştirilmesiyle bazı işyerlerinde personel azaltımı, iş sözleşmelerinin değişmesi ve sendikal örgütlenmeye ilişkin uyuşmazlıklar yaşandı. TEKEL işçilerinin 2009–2010 yıllarındaki direnişi, özelleştirme sonrasında çalışanların karşılaştığı koşulların en çok tartışılan örneklerinden biri oldu.
Sermayenin El Değiştirmesi ve Büyük Grupların Yeniden Konumlanması
AKP dönemindeki sermaye birikimi yalnızca yeni şirketlerin büyümesiyle sınırlı kalmadı. Cumhuriyet’in önceki dönemlerinde güçlenen büyük holdingler de özelleştirmelerden, kamu ihalelerinden, enerji yatırımlarından ve finansal piyasalardan yararlandı.
Koç Grubu TÜPRAŞ’ın çoğunluk hissesini devralırken Sabancı Grubu enerji dağıtımı ve üretimi alanındaki faaliyetlerini genişletti. SOCAR, PETKİM ve STAR Rafinerisi yatırımlarıyla Türkiye’nin petrokimya ve rafinaj sektöründe önemli bir konuma ulaştı.
Cengiz, Limak, Kalyon, Kolin ve başka inşaat-enerji grupları kamu altyapı projeleri, enerji yatırımları ve işletme sözleşmeleriyle faaliyet alanlarını genişletti. Uluslararası sermaye grupları da bankacılık, perakende, sanayi, telekomünikasyon ve enerji sektörlerinde satın alma ve ortaklıklar gerçekleştirdi.
Rekabet Kurumunun 2025 yılı raporuna göre o yıl 416 birleşme, devralma ve özelleştirme işlemi incelendi. Türkiye kökenli hedef şirketleri kapsayan ve özelleştirmeler dışında kalan 162 işlemin bildirilen toplam bedeli yaklaşık 466,1 milyar lira oldu. Aynı yıl incelenen 19 özelleştirme işleminin bildirilen toplam bedeli yaklaşık 108 milyar liraydı.
Bu rakamlar, kamu varlıklarının satışlarının yanı sıra özel şirketler arasında gerçekleşen satın alma ve birleşmelerin de mülkiyet yapısını değiştirmeyi sürdürdüğünü ortaya koyuyor.
2026’da Kamu Yatırımları ve Devam Eden Sermaye İlişkileri
2026 yılı Kamu Yatırım Programında toplam 13 bin 887 projeye 1 trilyon 920,8 milyar lira ödenek ayrıldı. Programda ulaştırma ve haberleşme yatırımları yüzde 26,5 ile en yüksek payı aldı. Madencilik yatırımlarının payı ise yüzde 18 olarak açıklandı.
Kamu yatırımları bütçe kaynaklarıyla yürütülürken projelerin bir bölümü özel şirketler tarafından ihale sözleşmeleri kapsamında gerçekleştiriliyor. Aynı dönemde kamu-özel işbirliği projelerinin işletme süreleri, kira ve hizmet ödemeleri, özelleştirme işlemleri ve kamu taşınmazlarının satışları devam ediyor.
Böylece kamu kaynaklarının özel sermayeyle ilişkisi yalnızca işletmelerin mülkiyetinin devrinden oluşmuyor. Kamu tarafından yapılan altyapı yatırımları, özel şirketlere verilen uzun süreli işletme hakları, kredi ve teşvik düzenlemeleri, imar kararları ve finansal yükümlülükler de bu ilişkinin parçaları arasında yer alıyor.
Yirmi Dört Yıllık Bilanço: Hangi Varlıklar, Hangi Gelirler, Hangi Şirketler?
Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana devlet yatırımlarıyla oluşturulan üretim tesisleri, bankacılık ve ulaştırma altyapısı, enerji kuruluşları ve kamu taşınmazları farklı dönemlerde özel sermayenin kullanımına açıldı. 1980 sonrasında başlayan özelleştirme programı, 2002 sonrasında en yüksek tahsilat dönemini yaşadı.
AKP iktidarı döneminde kamu işletmelerinin mülkiyeti el değiştirdi, bazı kamu hizmetleri uzun süreli özel işletme sözleşmelerine bağlandı, büyük altyapı yatırımları özel şirketler tarafından gerçekleştirildi. Kamu bankaları, yatırım teşvikleri, vergi düzenlemeleri ve finansal destek uygulamaları da ekonomik faaliyetlerin finansmanında kullanıldı.
Bu döneme ilişkin resmî kayıtlarda özelleştirme tahsilatları, kamu yatırımları, kamu-özel işbirliği projeleri, vergi harcamaları ve çeşitli destek programları ayrı ayrı yer alıyor. Ancak aynı şirketlerin bu kanallardan elde ettiği toplam kamu kaynaklarını, üstlendikleri yükümlülükleri, kamuya yaptıkları ödemeleri ve yıllar içindeki net ekonomik kazanımlarını birlikte gösteren kapsamlı bir bilanço yayımlanmış değil.
Özelleştirme gelirleriyle kamu-özel işbirliği projelerinin sözleşme tutarları, vergi avantajları ve kredi büyüklükleri farklı ekonomik işlemleri ifade ediyor. Bunların tamamının toplanmasıyla doğrudan bir servet transferi tutarı hesaplanamıyor. Şirket bazında net aktarımın belirlenebilmesi için kamu tarafından sağlanan kaynaklarla şirketlerin yatırımlarının, ödemelerinin, üstlendikleri risklerin ve elde ettikleri gelirlerin aynı dönemler için karşılaştırılması gerekiyor.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında kamu yatırımlarıyla oluşturulan üretim kapasitesinden 1980 sonrası özelleştirmelere, 2001 krizindeki banka kurtarma işlemlerinden AKP dönemindeki kamu-özel işbirliği projelerine kadar devlet, sermaye birikiminin farklı aşamalarında belirleyici rol üstlendi.
Bugün kamu işletmelerinin satışlarından elde edilen gelirlerin büyük bölümü AKP dönemine ait. Kamu hizmetlerinin özel şirketlerce işletilmesine ilişkin uzun süreli sözleşmeler yürürlükte. Kamu yatırımları ve teşvikler devam ediyor. Buna karşılık kamu kaynaklarıyla kurulan bu ekonomik ilişkilerin şirket bazında toplam bilançosu henüz kamuoyunun önünde değil.
Türkiye’de kamu eliyle oluşturulan varlıkların, kamu kaynaklarıyla finanse edilen yatırımların ve uzun süreli işletme haklarının hangi şirketlere, hangi koşullarda ve ne büyüklükte ekonomik kazanç sağladığını gösteren bütünlüklü hesap ne zaman açıklanacak?
- NHA / Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2025 Faaliyet Raporu, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, TÜİK Millî Gelir Hesapları, Kamu İhale Kurumu, Sayıştay Dergisi, Rekabet Kurumu 2025 Birleşme ve Devralma Görünüm Raporu, TBMM tutanakları ve araştırma önergeleri, Dünya Bankası Türkiye Ekonomi Raporları, Cumhuriyet, BirGün, T24, Reuters, Anadolu Ajansı, İz Gazete, akademik iktisat tarihi araştırmaları — 1923–31 Ekim 2026.





















