back to top
Ana Sayfa Haberler Abdulkadir Selvi’nin “Gazeteciliği”: Haber mi, Algı Yönetimi mi?

Abdulkadir Selvi’nin “Gazeteciliği”: Haber mi, Algı Yönetimi mi?

Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi’nin son aylardaki köşe yazıları, iktidarla muhalefet arasındaki siyasal mücadelenin basına nasıl yansıdığını gösteren dikkat çekici örnekler içeriyor. Özellikle Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu hakkındaki yazılarında yargı kulisleri, isimsiz kaynaklardan aktarılan bilgiler, henüz kanıtlanmamış suçlamalar ve parti içi çatışma senaryoları öne çıkıyor. Medyascope’un incelemesine göre Selvi, yalnızca 28 günde İmamoğlu hakkında 10 yazı kaleme aldı. Son olarak Emir Sarıgül’ün Özgür Özel’e ilişkin iddiasını gündeme taşıyan Selvi’nin yazıları, gazetecilikte haber ile yorumun, doğrulanmış bilgi ile duyumun ve kamuoyunu bilgilendirmekle siyasal algı oluşturmanın sınırlarını tartışmaya açıyor.

Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi’nin son dönemde yayımladığı köşe yazıları, özellikle muhalefet partileri ve yöneticileri hakkında kullandığı haber kaynakları, iddiaları sunuş biçimi ve siyasal değerlendirmeleri nedeniyle tartışılıyor. Selvi’nin yazılarında CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, CHP’nin iç ilişkileri ve muhalefeti ilgilendiren yargı süreçleri geniş yer tutuyor.

Bu yazılarda dikkat çeken ortak özelliklerden biri, doğruluğu henüz bağımsız biçimde ortaya konmamış kulis bilgilerinin siyasal gelişmelerin olası sonuçlarıyla birlikte sunulması. Kaynağı açıklanmayan görüşmeler, parti içindeki anlaşmazlık iddiaları, yargı çevrelerinden edinildiği belirtilen bilgiler ve henüz verilmemiş mahkeme kararlarına ilişkin senaryolar, yazıların önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Gazetecilikte kulis bilgisi kullanılması tek başına sorunlu değil. Siyaset ve yargı haberlerinde kimliğinin açıklanmasını istemeyen kaynaklardan yararlanılması da olağan bir yöntem. Ancak bu bilgilerin doğrulanması, iddialarla olguların ayrılması ve hakkında iddia ortaya atılan kişilerin yanıtlarına yer verilmesi, haberin güvenilirliği bakımından belirleyici önem taşıyor.

Selvi’nin yazılarının incelenmesini gerekli kılan da yalnızca muhalefeti eleştirmesi değil, bu eleştirilerin hangi bilgilerle desteklendiği ve okuyucuya nasıl sunulduğu.

Özgür Özel Hakkında Soruşturma Yok, İddialar Var

Selvi’nin 5 Kasım’da yayımlanan yazısı, kullandığı gazetecilik yönteminin güncel örneklerinden biri oldu. Yazının konusu, başka bir soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Emir Sarıgül’ün, babası Mustafa Sarıgül’ün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e toplam 350 bin dolar verdiği yönündeki iddiasıydı.

Selvi, Özgür Özel hakkında soruşturma açıldığına ilişkin haberlerin doğrulanmadığını açıkça belirtti. Ancak Emir Sarıgül’ün ifadesindeki iddiaların incelenmeye başlandığını öğrendiğini yazdı. Kamera görüntülerinin, telefonların baz kayıtlarının ve HTS verilerinin incelenebileceğini, iddiaların delillerle desteklenmesi durumunda Özel hakkında fezleke düzenlenebileceğini aktardı.

Burada birbirinden ayrılması gereken üç konu bulunuyor: Emir Sarıgül’ün iddiası, savcılığın bu iddiayı inceleyip incelemediği ve iddiayı doğrulayabilecek somut delillerin bulunup bulunmadığı.

Selvi’nin yazısında Özgür Özel hakkında açılmış bir soruşturma bulunmadığı belirtilmesine rağmen olası delil araştırmaları ve fezleke ihtimali geniş yer tutuyor. Böylece henüz doğrulanmamış bir suçlama, gerçekleşebilecek yargısal işlemler üzerinden siyasal gündemin konusu haline geliyor.

Emir Sarıgül’ün ifadesi, iddianın varlığını gösteriyor; ancak iddianın doğru olduğunu kanıtlamıyor. Bir şüphelinin başka bir kişi hakkındaki beyanının güvenilirliği, bağımsız delillerle ve karşı tarafın açıklamalarıyla değerlendirilmek zorunda.

Bu nedenle haberin merkezinde yalnızca iddianın içeriğinin değil, hangi bölümünün doğrulandığının da bulunması gerekiyor.

Yirmi Sekiz Günde İmamoğlu Hakkında On Yazı

Selvi’nin Ekrem İmamoğlu hakkındaki yazıları da başka bir tartışmanın konusu oldu. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın 10 Eylül 2026’da yaptığı incelemeye göre Selvi, 14 Ağustos ile 8 Eylül arasındaki 28 günde İmamoğlu’nu konu alan 10 köşe yazısı yayımladı.

Bu yazıların başlıklarında İmamoğlu’nun siyasal etkisinin sona erdiği, cezaevinde güç kaybettiği, partisinde anlaşmazlıklar yaşandığı ve siyasal geleceğinin belirsizleştiği yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Selvi, 20 Ağustos’ta İmamoğlu’nun Silivri’deki son dönemini, 24 Ağustos’ta siyasal geleceğinin sona erdiği yönündeki görüşünü, 27 Ağustos’ta ise siyasi etkisinin çöktüğü iddiasını işledi. Eylül ayındaki yazılarında Özgür Özel ile İmamoğlu arasındaki ilişkilerin bozulduğunu ileri sürdü.

Bir siyasetçi hakkında sık yazı yazılması, tek başına gazetecilik ihlali oluşturmuyor. Ancak kısa bir zaman diliminde aynı siyasetçinin etkisini kaybettiği yönündeki yorumların tekrarlanması, haberlerin hangi somut gelişmelere dayandığı sorusunu önemli hale getiriyor.

İmamoğlu’nun siyasal gücünün azaldığı veya partisinde yalnızlaştığı iddiaları, doğrulanabilir gelişmelerle desteklenmediğinde, haberden çok siyasal öngörü niteliği taşıyor. Bu öngörülerin kesinleşmiş gelişmeler gibi sunulması ise okuyucunun olguyla yorum arasındaki ayrımı yapmasını güçleştiriyor.

CHP İçinden Geldiği Söylenen Bilgiler

Selvi’nin 21 Nisan 2026 tarihli yazısında, Özgür Özel’in İmralı’ya temsilci göndermeyi istediği ancak Ekrem İmamoğlu’nun bunu engellediği ileri sürüldü. İddia, adı açıklanmayan CHP kaynaklarına dayandırıldı.

Aynı yazıda CHP’nin kurultay sürecine ilişkin pazarlıklar yaptığı, Özel’in İmamoğlu’nun ekibini tasfiye edeceği yönünde söz verdiği ancak bu sözün yerine getirilmediği öne sürüldü.

Bu iddiaların doğru olup olmadığı, yalnızca isimsiz kaynaklardan aktarılan sözlerle belirlenemiyor. Görüşmelerin kimler arasında gerçekleştiği, hangi tarihte yapıldığı ve iddia edilen anlaşmaların somut dayanakları kamuoyuna sunulmuş değil.

Benzer bir anlaşmazlık Temmuz 2025’te de yaşandı. Selvi, CHP’nin Meclis’te kurulacak komisyona katılmak için Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılmasını şart koştuğunu yazdı. Özgür Özel ise böyle bir ön koşul ileri sürmediklerini açıkladı.

Selvi, Özel’in açıklamasının ardından CHP’nin tutuksuz yargılama ve kayyum uygulamalarının sona erdirilmesine ilişkin taleplerini gündeme getirmeyi sürdürdü.

Burada önemli olan, bir gazetecinin siyasetçinin açıklamasını mutlaka doğru kabul etmesi değil. Önemli olan, karşılıklı açıklamalardan hangisinin hangi belgeyle desteklendiğini araştırması ve doğrulanamayan bilgiyi doğrulanmış bir olay gibi sunmaması.

Yargı Kararlarından Önce Siyasal Sonuçlar

Selvi’nin CHP kurultayına ilişkin yazıları da aynı yöntem tartışmasının bir başka örneğini oluşturuyor. Mart ve Nisan 2026’da yayımlanan yazılarında, kurultay davalarında mutlak butlan kararı çıkması halinde CHP’de yaşanabilecek gelişmeleri değerlendirdi.

Selvi, olası mahkeme kararının ardından parti yönetiminde değişiklikler yaşanabileceğini, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden yönetime gelebileceğini ve CHP’yi yeni bir iç mücadele döneminin bekleyebileceğini yazdı.

Yargı süreçlerinin olası siyasal sonuçlarını değerlendirmek gazeteciliğin ve köşe yazarlığının meşru alanlarından biri. Ancak mahkeme tarafından henüz verilmemiş bir kararın gerçekleşmesi beklenen gelişme olarak sürekli gündemde tutulması, okuyucuda kararın kaçınılmaz olduğu izlenimini yaratabiliyor.

Özgür Özel, Selvi’nin bu yazılarına tepki gösterdi. Selvi ise kurultay davasına ilişkin değerlendirmelerini sürdürdü.

Yargı kulislerinden edinilen bilgilerin kamuoyuna aktarılmasında, bir kaynağın görüşüyle mahkemenin vereceği karar arasındaki ayrımın korunması gerekiyor. Özellikle siyasi partilerin yönetimini ve seçilmiş kişilerin görevlerini ilgilendiren davalarda bu ayrım daha da önem kazanıyor.

Yanlışlanan Bilgi Ve Gazetecinin Sorumluluğu

Selvi’nin haber ve yorumlarında kaynak denetimi bakımından dikkat çeken bir başka olay, Ekim 2026’da sermaye piyasalarındaki fon soruşturması sırasında yaşandı.

Selvi, Borsa İstanbul tarafından soruşturmayı yürüten birimlere gönderilen raporda, şüpheli yatırım fonları hakkında 2025 yılından bu yana 130 kez uyarı yapıldığının belirtildiğini yazdı. Sermaye Piyasası Kurulu ise bu iddiayı yalanladı.

SPK’nin açıklaması, Selvi’nin aktardığı bilginin resmî kurum tarafından doğrulanmadığını gösteriyor. Bu durum, iddianın kesin olarak neden ortaya çıktığını veya hangi kaynaktan edinildiğini açıklamıyor; ancak kamuoyuna sunulan bilginin doğruluğu konusunda açık bir uyuşmazlık bulunduğunu ortaya koyuyor.

Gazetecilik açısından böyle durumlarda yalnızca ilk bilginin yayımlanması değil, ardından gelen yalanlamanın değerlendirilmesi, varsa belgelerin incelenmesi ve yanlışlığın saptanması halinde düzeltilmesi de önem taşıyor.

Selvi’nin yazıları içinde muhalefete yönelik iddiaların yanı sıra kamu kurumlarının işlemlerini sorgulayan örnekler de bulunuyor. Bu nedenle bütün yazılarının yalnızca iktidarı savunmak veya muhalefeti hedef almak amacıyla kaleme alındığını kesin biçimde söylemek mümkün değil.

Ancak incelenen yazılarda, özellikle Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu söz konusu olduğunda doğrulanmamış kulis bilgilerinin, siyasal ihtimallerin ve yargısal senaryoların belirgin ağırlık taşıdığı görülüyor.

Gazetecilikle Siyasal Algı Arasındaki Sınır

Abdulkadir Selvi’nin yazılarında ortaya çıkan temel sorun, iktidara yakın bir siyasal çizgide bulunması değil. Gazetecilerin siyasal görüşleri olabilir; hükümetleri destekleyebilir, muhalefeti eleştirebilir ve köşe yazılarında açıkça taraf tutabilirler.

Ancak siyasal görüş açıklamakla haber vermek aynı faaliyet değil. Köşe yazısında yapılan yorumun hangi olguya dayandığı, okuyucunun bunu anlayabileceği biçimde ortaya konulmalı.

Bir siyasetçi hakkında ileri sürülen suçlama, henüz doğrulanmamışsa iddia olarak kalır. Bir mahkemenin verebileceği karar, karar açıklanıncaya kadar ihtimaldir. Parti içinden geldiği söylenen bilgi, bağımsız kaynaklarla desteklenmedikçe kulis bilgisidir. Gazetecinin görevi, bu ayrımları ortadan kaldırmak değil, görünür kılmaktır.

Selvi’nin son aylardaki yazılarında ise muhalefet yöneticilerinin geleceği, parti içindeki ilişkileri ve yargı süreçleri hakkında sık sık olumsuz senaryoların gündeme getirildiği görülüyor. Bu tekrarın okuyucular üzerinde belirli bir siyasal algı oluşturabileceği değerlendirilebilir. Ancak böyle bir etkinin gerçekten oluştuğunu veya yazarın bunu bilinçli bir kampanya olarak planladığını söylemek için yalnızca köşe yazılarının içeriği yeterli değil.

Bunun için daha geniş bir içerik incelemesi, yazılarda kullanılan kaynakların karşılaştırılması ve iddiaların sonraki gelişmelerle ne ölçüde doğrulandığının belirlenmesi gerekiyor.

Yine de mevcut örnekler önemli bir gazetecilik sorununu ortaya koyuyor. Kamuoyuna doğrulanmış bilgi sunmak yerine olası gelişmelerin sürekli tekrarlanması, siyasal tartışmanın gerçek olaylardan çok beklentiler ve söylentiler üzerinden yürütülmesine yol açabiliyor.

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu hakkında ileri sürülen iddiaların incelenmesi elbette gazeteciliğin görevi. Aynı şekilde iktidar yöneticileri hakkındaki iddiaların da aynı ölçütlerle araştırılması gerekiyor. Burada belirleyici olan, gazetecinin kimin hakkında yazdığı değil, hangi iddiayı hangi kanıtla desteklediği.

Abdulkadir Selvi’nin son dönem yazıları, bu ölçütün Türkiye’deki siyasal gazetecilikte ne kadar önemli olduğunu yeniden gösteriyor.

Bir gazeteci, adı açıklanmayan kaynaklardan aldığı bilgileri, henüz verilmemiş yargı kararlarını ve doğrulanmamış siyasal iddiaları sürekli aynı kişilerin aleyhine gündeme taşıdığında, kamuoyunu bilgilendirmekle kamuoyunda belirli bir kanaat oluşturmak arasındaki sınır nerede başlıyor?


  • NHA / Hürriyet – Abdulkadir Selvi’nin 2025–2026 tarihli köşe yazıları, T24, Medyascope – Ruşen Çakır’ın 10 Eylül 2026 tarihli incelemesi, Diken – 6 Ekim 2026 tarihli SPK açıklaması haberi, Sözcü, Cumhuriyet, Yeniçağ, ABC Gazetesi, ŞOK Gazetesi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kamuoyuna yansıyan açıklamaları.