Eskişehir’in Odunpazarı ilçesinde Eczacıbaşı Grubu’na bağlı Esan Madencilik’in bentonit ocağını genişletmek için aldığı ÇED olumlu kararı mahkeme tarafından iptal edildi. Bakanlığın onay verdiği projede bilirkişi incelemesi teknik eksiklikleri, doğal ve kültürel varlıklara yönelik riskleri ortaya koyarken maden sahasındaki pasa yığınlarının yağışla çöktüğü belirlendi. Demirli ve Seklice köylülerinin itirazlarıyla başlayan hukuk mücadelesi, yalnızca bir maden projesinin genişlemesini durdurmadı; şirket yatırımlarına verilen çevre izinlerinin nasıl hazırlandığını, denetlendiğini ve bu süreçte yaşam alanlarını koruma sorumluluğunun neden yurttaşların omuzlarına bırakıldığını da tartışmaya açtı.
NHA – ESKİŞEHİR | 6 Kasım 2026
Eskişehir’in Odunpazarı ilçesine bağlı Demirli ve Seklice köylerinde faaliyet gösteren bentonit madeninin kapasitesinin artırılmasına yönelik Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı yargıdan döndü. Eczacıbaşı Grubu bünyesindeki Esan Eczacıbaşı Endüstriyel Hammaddeler Sanayi ve Ticaret AŞ tarafından işletilen maden ocağı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 7 Kasım 2025 tarihinde verdiği onay, açılan dava sonucunda iptal edildi.
TEMA Vakfının açtığı davaya bölge halkı ve çeşitli çevre örgütleri de katıldı. Mahkeme sürecinde hazırlanan bilirkişi raporunda ÇED dosyasındaki teknik hatalar ile projenin doğal ve kültürel varlıklar üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkiler belirlendi. 8 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirilen keşifte ise sahadaki pasa yığınlarının yağışın etkisiyle çöktüğü gözlemlendi.
Karar, bölge halkının uzun süredir dile getirdiği çevresel risklerin yargısal incelemeye konu edilmesi bakımından önem taşıyor. Ancak ÇED olumlu kararının iptali, mevcut maden işletmesinin bütün faaliyetlerinin sona erdiği anlamına gelmiyor. İptal edilen işlem, kapasite artışına verilen çevresel onay. Mevcut işletmenin faaliyet koşulları, sahadaki hasarın giderilmesi ve rehabilitasyon yükümlülükleri ise ayrıca değerlendirilmesi gereken konular arasında bulunuyor.
Bakanlığın Onayladığı Projede Çökme Yaşandı
Esan’ın işlettiği RN: 89519 ruhsat numaralı bentonit ocağı, yaklaşık 1.997 hektarlık ruhsat alanı içinde bulunuyor. Kapasite artışı için hazırlanan proje yaklaşık 170 hektarlık ÇED alanını kapsıyordu. Açık ocak yöntemiyle işletilen madende yıllık 100 bin ton cevher üretimi gerçekleştirilirken proje kapsamında yaklaşık bir milyon metreküp pasa oluşması ve toplam 2 milyon 100 bin ton kazı yapılması öngörülüyordu.
Bentonit, başta sanayi üretimi olmak üzere farklı alanlarda kullanılan ekonomik değeri yüksek bir kil minerali. Ancak açık ocak madenciliği, cevhere ulaşmak için toprak ve kaya tabakalarının kaldırılmasını, geniş alanların kazılmasını ve üretim sırasında ortaya çıkan pasa malzemesinin depolanmasını gerektiriyor. Bu faaliyetlerin ormanlar, tarım alanları, su kaynakları ve yerleşimler üzerindeki etkileri, işletmenin bulunduğu bölgenin özelliklerine göre değerlendirilmek zorunda.
Demirli’de tartışma konusu olan risklerden biri, pasa depolama alanlarının güvenliği. Mayıs ayında maden sahasında meydana gelen toprak kayması ve yarıklar, bölge halkı tarafından görüntülendi. Köylüler, pasa malzemesinin çevredeki arazilere yayıldığını ve yağışlarla birlikte toprak ve su kaynaklarının zarar görebileceğini belirtti.
Bilirkişi keşfinde de pasa yığınlarının yağışla çöktüğünün gözlemlenmesi, bu kaygıların somut bir dayanağı bulunduğunu gösterdi. Bununla birlikte malzemenin su kaynaklarına hangi miktarda karıştığı veya kalıcı bir kirlenmeye yol açıp açmadığı, kamuoyuna açıklanmış ölçüm sonuçlarıyla henüz kesinleştirilmiş değil. Bu nedenle sahada bağımsız toprak ve su analizleri yapılması, mevcut risklerin belirlenmesi açısından önem taşıyor.
Asıl dikkat çekici nokta, çevresel etkileri önceden değerlendirmekle görevli Bakanlığın olumlu karar verdiği bir projede, yargı sürecinde teknik eksikliklerin ve ciddi çevresel risklerin ortaya çıkarılmış olması. Bu durum, ÇED raporlarının yalnızca hazırlanıp onaylanmasının değil, içerdiği bilgilerin bağımsız biçimde denetlenmesinin de belirleyici olduğunu gösteriyor.
Köylülerin İtirazları Karşılıksız Kaldı
Demirli ve Seklice sakinlerinin madenin genişletilmesine yönelik itirazları mahkeme kararından çok önce başladı. Bölge halkı, Ağustos 2025’te Eskişehir Valiliğine başvurarak kapasite artışının durdurulmasını istedi. Köylüler, maden faaliyetlerinin tarım alanlarını, meraları, su kaynaklarını ve gündelik yaşamlarını etkilediğini belirtti.
Demirli sakini Hatice Dağlı, o dönemde yaptığı açıklamada sebze ve meyve üretiminde yaşadıkları sorunları, sağlık kaygılarını ve maden sahasının giderek genişlemesini gündeme getirdi. Köylüler açısından sorun yalnızca belirli bir arazinin madenciliğe açılması değildi. Üretim yaptıkları toprakların, hayvanlarını otlattıkları meraların ve yaşamlarını sürdürdükleri çevrenin geleceği söz konusuydu.
5 Kasım’da mahkeme kararının ardından bir araya gelen mahalle muhtarları, köylüler ve çevre örgütleri, iptali uzun süredir yürüttükleri mücadelenin sonucu olarak değerlendirdi. Demirli Mahallesi Muhtarı Abdullah Mermer, karardan duydukları memnuniyeti dile getirirken 2025 yılında yaptıkları başvuruların karşılık bulmadığını belirtti.
Seklice Mahallesi Muhtarı Enver Furtın ise yer üstündeki yaşamın yer altı zenginliğinden daha değerli olduğunu vurguladı. Bu açıklama, madencilik yatırımlarının ekonomik getirisiyle kırsal bölgelerdeki üretim ve yaşam koşulları arasındaki anlaşmazlığın özünü ortaya koyuyor.
Şirketin Kazancı, Toplumun Üstlendiği Maliyet
Madencilik yatırımları, şirketler açısından hammadde üretimi ve ekonomik gelir anlamına geliyor. Ancak açık ocak işletmelerinin çevresel etkileri yalnızca yatırımcı şirketin bilançosuyla sınırlı kalmıyor. Toprağın kaldırılması, orman alanlarının parçalanması, su rejiminin değişmesi ve pasa depolama sahalarının oluşturulması, bölgedeki tarımsal üretimi ve yerel halkın yaşam koşullarını etkileyebiliyor.
Bu nedenle bir maden projesinin ekonomik değeri hesaplanırken yalnızca çıkarılacak cevherin miktarına ve satış gelirine bakılması yeterli değil. Kaybedilebilecek tarım alanları, su kaynaklarının korunması için gereken harcamalar, bozulan arazinin yeniden kullanılabilir hale getirilmesi ve üretim sona erdikten sonra devam edebilecek çevresel riskler de değerlendirilmek zorunda.
Demirli’de yaşananlar, bu maliyetlerin kimin tarafından üstlenileceği sorusunu somutlaştırıyor. Şirket kapasite artışı için izin alırken çevresel risklere itiraz etmek, başvuru yapmak, dava açmak ve hukuki süreci izlemek bölge halkı ile çevre örgütlerinin çabasını gerektirdi. Bakanlığın verdiği olumlu karar ise ancak yargı denetimi sonucunda iptal edildi.
Bu tablo, çevre koruma sorumluluğunun kamu kurumları tarafından yatırımın başlangıcında yeterince yerine getirilmediği durumlarda, zararın önlenmesi için gereken hukuki ve toplumsal yükün yurttaşlara aktarılabildiğini gösteriyor.
ÇED sisteminin temel amacı, çevresel zararı ortaya çıktıktan sonra tespit etmek değil, yatırımların olası etkilerini önceden belirleyerek gerekli önlemleri almak. Demirli’deki bilirkişi bulguları, bu amacın ne ölçüde gerçekleştirildiğinin sorgulanmasını gerektiriyor.
İptal Kararı Yetmez, Maden Sahası Onarılmalı
ÇED olumlu kararının iptal edilmesinin ardından çevre örgütleri, maden sahasının gecikmeden rehabilite edilmesini istedi. Özellikle çöken pasa yığınlarının güvenli hale getirilmesi, çevreye yayıldığı belirtilen malzemenin incelenmesi ve zarar görmüş alanların yeniden düzenlenmesi talepleri öne çıkıyor.
Yerel çevre temsilcileri, kapasite artışı gerçekleşmesi halinde on binlerce ağacın bulunduğu ormanlık alanın etkilenebileceğini belirtiyor. Ancak korunacak ağaç sayısının ve mevcut hasarın kesin büyüklüğünün belirlenmesi için saha ölçümlerine ihtiyaç bulunuyor.
Şirketin rehabilitasyon yükümlülüklerinin hangi takvimle yerine getirileceği, Bakanlığın mevcut işletmede yeni bir denetim yapıp yapmayacağı ve çevresel risklere ilişkin ölçüm sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılıp paylaşılmayacağı henüz açıklığa kavuşmuş değil.
Eskişehir’de verilen yargı kararı, maden yatırımlarının denetiminde önemli bir sınırı görünür hale getirdi. Bir şirketin yatırım yapma hakkı, çevresel etkilerin değerlendirilmesinden ve kamu kurumlarının denetim sorumluluğundan bağımsız değil. Aynı şekilde bölge halkının yaşam alanını koruma hakkı da ancak uzun davalar sonucunda kullanılabilecek bir hak olarak görülemez.
Demirli ve Seklice köylülerinin mücadelesi kapasite artışına verilen onayı durdurdu. Ancak mevcut maden sahasındaki çevresel sorunların giderilmesi, şirketin yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve kamu kurumlarının denetim sorumluluğunun açıklığa kavuşturulması hâlâ gerekiyor.
Bakanlığın olumlu karar verdiği bir projede çevresel riskler ancak köylülerin açtığı davayla ortaya çıkarılıyorsa, doğayı korumakla yükümlü kamu otoritesi neden zararın önlenmesinde değil, yurttaşların itirazları karşısında verdiği izni savunmakta yer alıyor?
- NHA / TEMA Vakfı, BirGün, Evrensel, ANKA Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı, Anadolu Gazetesi, Sonhaber Eskişehir, Eskişehir Yenigün, Eskişehir Durum, Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu.



















