Bağımsız Maden İş, Doruk Madencilik işçilerine hükümet temsilcileri ve holding yönetimi tarafından verilen ödeme taahhütlerinin tutulmadığını açıklayarak 1 Haziran’da Ankara’da yeniden kitlesel direniş başlatacaklarını duyurdu; süreç, Türkiye’de sermaye-devlet ilişkileri ile emek mücadelesi arasındaki yapısal gerilimi yeniden görünür hale getirdi.
Bakanlık Garantili Sözler Yerine Getirilmedi
Bağımsız Maden İş Sendikası’nın yaptığı açıklamaya göre, 12 Nisan’da başlayan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran Doruk Madencilik işçilerinin direnişi, 28 Nisan’da hükümet yetkilileri ve şirket yönetimiyle yapılan görüşmeler sonrası sona erdirilmişti.
Sendika, görüşmelere İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı temsilcilerinin yanı sıra holding yöneticilerinin de katıldığını; tüm hak edişlerin ve alacakların 15 Mayıs’a kadar ödeneceğinin taahhüt edildiğini belirtti.
Açıklamaya göre bazı ücretler ve toplu iş sözleşmesi farkları ödense de işçilerin önemli bölümünün tazminat ve diğer hak edişleri hâlâ karşılanmadı. Sendika, verilen tarihler boyunca sürekli yeni erteleme kararlarıyla karşılaştıklarını ve şirketin yükümlülüklerini sistematik biçimde geciktirdiğini savundu.
“Garantörlük” Tartışması Büyüyor
Sendikanın açıklamasında dikkat çeken en önemli noktalardan biri, sürecin yalnızca şirketle işçiler arasındaki bir uyuşmazlık olarak değil; doğrudan kamu otoritelerinin garantör olduğu bir müzakerenin başarısızlığı olarak tanımlanması oldu.
Bağımsız Maden İş, üç ayrı bakanlığın gözetiminde yürütülen sürece rağmen şirketin verdiği sözleri yerine getirmediğini vurgulayarak, artık hiçbir taahhüde ve hiçbir “garantörlüğe” güvenmediklerini açıkladı.
Bu çıkış, Türkiye’de son yıllarda giderek yaygınlaşan “arabulucu devlet” modelinin işçi sınıfı açısından nasıl sonuçlar doğurduğu tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Çünkü süreçte devlet yalnızca düzenleyici değil; aynı zamanda şirket adına güvence veren siyasi aktör konumuna da yerleşmiş durumda.
“Sarı Sendikaya 10 Milyon TL” İddiası
Sendikanın açıklamasında yer alan en sert suçlamalardan biri ise “sarı sendika” iddiası oldu. Açıklamada, işçilerin kesinleşmiş alacakları ödenmezken şirket tarafından başka bir sendikaya 10 milyon TL ödeme yapıldığı öne sürüldü.
Bağımsız Maden İş, bu ödemenin yıllardır işçilerin hak kayıplarına aracılık eden yapıya verilen bir “sus payı” olduğunu savundu. İşçilerin aylardır beklediği tazminatların ödenmemesine rağmen bu transferin yapılmış olması, sendika tarafından sürecin bilinçli biçimde suistimal edildiğinin göstergesi olarak değerlendirildi.
Bu iddia, Türkiye’de sendikal yapıların bağımsızlığı ve işveren-sendika ilişkileri konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirecek nitelikte.
Ankara’da Yeni Direniş Hazırlığı
Bağımsız Maden İş, açıklamanın sonunda 1 Haziran’da Ankara’da güçlü bir direniş başlatacaklarını ilan etti. Sendika, yalnızca holding merkezini değil; sürecin garantörü olarak gördükleri kamu kurumlarını da protestoların hedefi haline getireceklerini duyurdu.
“Garantör kurumların önü de holding merkezi de direniş alanıdır” mesajı, mücadelenin artık yalnızca işverenle ücret pazarlığı boyutunu aştığını; doğrudan siyasal sorumluluk tartışmasına dönüştüğünü gösteriyor.
Türkiye’de madencilik sektöründe son yıllarda artan işçi eylemleri, ücret krizleri ve hak kayıpları düşünüldüğünde, Doruk Madencilik işçilerinin yeniden başlatacağı direnişin emek hareketi açısından sembolik etkisinin büyümesi bekleniyor.



















