6–12 Eylül haftasında Türkiye’nin farklı kentlerinden kadınlara yönelik şiddet haberleri geldi. Kadınların erkekler tarafından öldürülmesi veya öldürülmeye teşebbüs edilmesinin yanı sıra şüpheli kadın ölümleri ve geçmiş dönemde işlenen kadın cinayetlerine ilişkin davalar da haftanın gündeminde yer aldı.
Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet, 6–12 Eylül haftasında farklı kentlerden gelen haberlerle bir kez daha ülke gündemine taşındı. Manisa’da bir erkek eşi ile kızını bıçaklayarak ağır yaraladı, Isparta’da boşanma aşamasındaki bir kadın silahla vuruldu, İstanbul’da kadınlara yönelik darp vakaları yaşandı. Van’da 25 yaşındaki Nurten Merter’in ölümü ise şüpheli ölüm olarak soruşturulurken, önceki dönemlerde işlenen kadın cinayetlerine ilişkin davalarda da kararlar çıktı.
Hafta boyunca basına yansıyan olaylar, kadınlara yönelik şiddetin yalnızca cinayetlerden ibaret olmadığını, cinayete teşebbüs, darp, tehdit ve şiddet döngüsünün farklı biçimlerde sürdüğünü ortaya koydu.
Manisa’da anne ve kızı bıçaklandı
Manisa’nın Salihli ilçesinde D.K. isimli erkek, eşi N.K. ile 24 yaşındaki kızı N.K.’yi bıçakladı. Ağır yaralanan anne ve kızı hastaneye kaldırılırken, saldırının ardından şüpheli gözaltına alındı.
Adana’da ise bir kadın sokak ortasında bir grup erkeğin saldırısına uğradı. Cep telefonu kamerasına yansıyan görüntülerde kadının yere düştüğü ve saldırının sürdüğü görüldü.
İstanbul Beyoğlu’nda da 23 yaşındaki Özlem Ç.’nin birlikte olduğu erkek tarafından sokak ortasında darbedildiği görüntüler ortaya çıktı. Kadının şikâyetçi olmaması üzerine şüpheli savcılık kararıyla serbest bırakıldı.
Adıyaman’da ise bir kadının erkek arkadaşı tarafından darbedildiğini gören U.Y. isimli genç, saldırıya müdahale etmek istediği sırada bıçaklandı.
Boşanma aşamasındaki kadın silahla vuruldu
Isparta’nın Keçiborlu ilçesinde iki çocuk annesi Özlem Ö., boşanma aşamasında olduğu Bahri Ö. tarafından tabancayla vurularak ağır yaralandı. Kadın hastaneye kaldırılırken, saldırgan aynı silahla yaşamına son verdi.
Kadın cinayetleri ve cinayet girişimlerinde boşanma ve ayrılık süreçlerinin taşıdığı risk, çok sayıda vakada olduğu gibi bu olayda da ortaya çıktı.
Nurten Merter’in ölümü soruşturuluyor
Van’ın Muradiye ilçesinde 25 yaşındaki Nurten Merter’in ölümü de haftanın dikkat çeken olayları arasında yer aldı.
Merter, 2 Eylül’de ailesiyle yaşadığı evde hareketsiz halde bulundu ve hastaneye kaldırıldı. Durumu ağırlaşan Merter, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaşı Tıp Merkezi’nde yaşamını yitirdi. Ölümle ilgili soruşturma sürerken olay basına şüpheli kadın ölümü olarak yansıdı.
Kadınların ölümünün intihar, kaza veya başka bir nedenle gerçekleştiğine ilişkin ilk değerlendirmelerin soruşturma sonucuyla kesinleşmesi gerektiği, özellikle şüpheli ölümlerde delillerin eksiksiz toplanmasının önem taşıdığı bir kez daha gündeme geldi.
Ayşe Tokyaz dosyasında ağırlaştırılmış müebbet
Haftanın adli gündeminde önceki dönemde işlenen kadın cinayetlerine ilişkin davalar da yer aldı.
22 yaşındaki üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz’ın öldürülmesine ilişkin davada eski polis memuru Cemil Koç, mahkeme tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Tokyaz’ın öldürülerek cesedinin bavul içinde yol kenarına bırakıldığı iddiasıyla görülen davada mahkeme, sanığı kadına karşı tasarlayarak ve canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme suçundan cezalandırdı.
İki Özbek kadının öldürülmesi davasında karar
İstanbul Ümraniye’de Özbekistan vatandaşı Durdona Khakımova ve Sayyora Ergashaliyeva’nın öldürülmesine ilişkin davada da karar çıktı.
Mahkeme, iki kadını öldürdükleri ve cesetlerini farklı ilçelerdeki çöp konteynerlerine bıraktıkları belirtilen Dilshod Turdimurotov ile Gofurjon Kamalkhodjaev’e, iki kadın açısından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Sanıklara ayrıca ikişer kez yedişer yıl hapis cezası uygulandı.
Tuğba Yavaş dosyası yeniden değerlendirilecek
Çanakkale’de 2024 yılında beşinci kattaki evinin balkonundan düşerek yaşamını yitiren 39 yaşındaki restoratör Tuğba Yavaş’ın ölümüyle ilgili davada da önemli bir gelişme yaşandı.
Eşi hakkında yürütülen ve başlangıçta “başkasını intihara yönlendirme” suçlamasına dayanan dosyada mahkeme görevsizlik kararı verdi. Dosyanın “eşe karşı kasten öldürme” suçlaması kapsamında Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesine karar verildi.
Karar, kadın ölümlerinin ilk değerlendirmeyle “intihar” veya “kaza” olarak kabul edilmesi yerine, olayın bütün yönleriyle araştırılmasının önemini yeniden gündeme getirdi.
Ağustos verileri de tabloyu ağırlaştırıyor
6–12 Eylül haftasında basına yansıyan olayların tamamı, Türkiye’deki kadın cinayetlerinin boyutunu tek başına ortaya koyabilecek bir istatistik oluşturmasa da, bir önceki aya ilişkin veriler şiddetin sürekliliğini gösteriyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Ağustos 2026 verilerine göre, ay boyunca 22 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 33 kadının ölümü ise şüpheli olarak kayıtlara geçti. Platformun verilerine göre kadın cinayetlerinin önemli bölümü kadınların kendi evlerinde gerçekleşti.
Farklı kurumların kullandığı yöntem ve kaynaklar nedeniyle kadın cinayeti ve şüpheli kadın ölümü sayılarına ilişkin veriler değişebiliyor. Ancak farklı çalışmaların ortaklaştığı nokta, kadınların önemli bölümünün kendilerini tanıyan veya yakın ilişki içinde oldukları erkeklerin şiddetine maruz kaldığı.
6–12 Eylül haftasının haberleri de bu tabloyu doğrulayan çok sayıda örnek ortaya koydu. Şiddetin adresleri değişse de olayların ortak noktası değişmedi: Kadınlar evlerinde, sokakta, ayrılık sürecinde, çalışma ve sosyal yaşam alanlarında erkek şiddetinin hedefi oldu.
Kadın cinayetlerine ilişkin davalarda verilen ağır cezalar ise cinayetin ardından başlayan adalet sürecinin bir bölümünü oluşturuyor. Ancak haftanın olayları, asıl sorunun kadınların öldürülmesinden sonra verilen cezalarla sınırlı olmadığını gösteriyor. Tehdit, darp, takip, silahlı saldırı, ayrılık sürecindeki şiddet ve şüpheli ölümler, cinayetlerin öncesindeki risk alanlarının hâlâ yeterince etkili biçimde yönetilemediğine işaret ediyor.
6–12 Eylül haftasının kadın gündemi, kadın cinayetlerinin münferit olaylardan oluşmadığını; şiddetin farklı biçimlerde ve farklı kentlerde süreklilik gösteren bir toplumsal sorun olduğunu bir kez daha ortaya koydu.


















