Türkiye’de yerel siyasetin üzerine son iki yılda yalnızca soruşturma dosyaları değil, ağırlaşan bir tutukluluk gölgesi çöktü: 14 Ağustos 2026 itibarıyla en az 29 seçilmiş belediye başkanı cezaevinde; kimi “rüşvet”, kimi “irtikap”, kimi “ihaleye fesat”, kimi “örgüt”, kimi de “terör” suçlamalarıyla yargılanıyor. Fakat bu hikâyenin görünmeyen tarafında başkanların yanında tutuklanan belediye çalışanları, başkan yardımcıları, bürokratlar ve iştirak yöneticileri var. Asıl soru artık yalnızca kimin suçlu olduğu değil; seçilmiş bir yerel yönetimin ne zaman bir adliye dosyasına, bir kentin ne zaman bir soruşturma haritasına dönüştüğü.
Bir Kentin Başkanını Tutuklamak
Bir belediye başkanı tutuklandığında yalnızca bir insanın özgürlüğü kısıtlanmaz.
Bir makam boşalır.
Bir meclis yeni bir başkanvekili seçer.
Bir kaymakam belediyenin kapısından içeri girer.
Bir kentin karar mekanizması değişir.
Ve en önemlisi, sandıkta kurulmuş siyasal temsil ilişkisi ile devletin ceza hukuku arasındaki sınır yeniden çizilir.
Türkiye’nin son iki yılı tam da bu sınırın üzerinde geçiyor.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra başlayan ve özellikle 2025’ten itibaren hızlanan operasyonlar, CHP’li belediyeleri ülkenin en yoğun soruşturma alanlarından birine dönüştürdü. İstanbul’dan Antalya’ya, Adana’dan Bursa’ya, İzmir’den Ankara’ya, Uşak’tan Mersin’e kadar uzanan dosyalarda belediye başkanları “rüşvet”, “irtikap”, “ihaleye fesat karıştırma”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “zimmet”, “görevi kötüye kullanma”, “malvarlığı değerlerini aklama” ve bazı dosyalarda “terör örgütüne yardım” gibi ağır suçlamalarla karşı karşıya bırakıldı.
Hukuken önemli olan şu: Bunların tamamı iddia ve suçlama. Tutuklama bir mahkûmiyet değildir. Cezaevinde geçen her gün, kişiyi suçlu ilan eden bir hüküm değil, mahkemenin uyguladığı bir koruma tedbiridir.
Fakat siyaset açısından başka bir gerçek daha vardır:
Bir seçilmiş başkan cezaevinde kaldığı her gün, onu seçen yurttaşın temsil hakkı da fiilen askıya alınmış olur.
509 Günlük Bir Sessizlik
Bugün bu listenin başında Ekrem İmamoğlu var.
23 Mart 2025’te tutuklanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, 14 Ağustos 2026 itibarıyla 509 gündür tutuklu.
İmamoğlu hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “rüşvet”, “irtikap”, “ihaleye fesat karıştırma”, “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” ve çok sayıda başka suçlama bulunuyor.
Fakat İmamoğlu dosyasını yalnızca bir belediye başkanının dosyası olarak okumak mümkün değil.
Çünkü İBB davasında yüzlerce kişi sanık sandalyesinde.
Temmuz ayında ilk duruşma süreci tamamlandığında dosyada 414 sanık ve 59 tutuklu bulunuyordu. Tutuklular arasında yalnızca seçilmiş bir belediye başkanı değil, belediye ve iştiraklerinde görev yapan çeşitli isimler de bulunuyor. İBB Halkla İlişkiler Şube Müdürü Serap Karay ve eski Medya A.Ş. çalışanı Ceyda Kıryak gibi belediye çalışanları da bu uzun tutukluluk zincirinin parçası oldu.
Burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bir belediyeyi yönetmek, ne zaman bir suç örgütü yönetmekle eş anlamlı hale gelir?
Ve bu sorunun cevabını yalnızca savcılık iddianamesine değil, bağımsız ve adil yargılamanın sonunda ortaya çıkacak hükme bırakmak gerekmiyor mu?
509 Gün Sonra Hâlâ Aynı Hücre
İmamoğlu yalnız değil.
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık da 23 Mart 2025’ten beri tutuklu. 509 gün.
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan da aynı gün tutuklandı. Onun dosyasında “PKK/KCK silahlı terör örgütüne yardım” suçlaması bulunuyor. O da 509 gündür cezaevinde.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat 17 Ocak 2025’te tutuklandı. 14 Ağustos itibarıyla 574 gündür cezaevinde.
Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler ise 4 Mart 2025’te tutuklandı; kısa süreli tahliyenin ardından yeniden tutuklandı ve toplam tutukluluk süresi açısından 528 günlük bir zamana yayılan bir dosyanın içinde bulunuyor.
Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün ile Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin tutuklulukları da 437 güne ulaştı.
Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı yaklaşık 396 gündür, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek 405 gündür, Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara ise yaklaşık 402 gündür tutuklu.
Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in tutukluluğu yaklaşık 440 gün.
Bu rakamlar artık bir hukuk dosyasının takviminden daha fazlası.
Bunlar insan ömrünün parçaları.
Bir çocuğun büyüdüğü süre.
Bir annenin oğlunu beklediği süre.
Bir belediye çalışanının her sabah aynı başkanlık binasına gidip başkanının odasının boş olduğunu gördüğü süre.
Bir kentin seçtiği insanın makam koltuğunda oturamadığı süre.
2026: Tutuklama Haritası Anadolu’ya Yayılıyor
2026’ya gelindiğinde operasyonların temposu düşmedi; tersine coğrafyası genişledi.
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan 2 Mart’ta “icbar suretiyle irtikap” suçlamasıyla tutuklandı. Daha sonra dosyaya “nitelikli dolandırıcılık” ve “cinsel saldırı” suçlamaları da eklendi. 14 Ağustos itibarıyla yaklaşık 165 gündür cezaevinde.
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım 30 Mart’ta “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “ihaleye fesat karıştırma”, “icbar suretiyle irtikap” ve “rüşvet” suçlamalarıyla tutuklandı. 137 gündür cezaevinde.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey 4 Nisan’da tutuklandı. Hakkındaki suçlamalar arasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme” ve “rüşvet” bulunuyor. 132 gündür tutuklu.
Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel 22 Nisan’dan beri, Eşme Belediye Başkanı Yılmaz Tozan 21 Nisan’dan beri tutuklu.
Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay 26 Mayıs’ta, Buca Belediye Başkanı Görkem Duman 6 Haziran’da, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu 10 Haziran’da, Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat 19 Haziran’da, Silifke Belediye Başkanı Mustafa Turgut ise 22 Haziran’da tutuklandı.
Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin 30 Haziran’da, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner 15 Temmuz’da tutuklandı.
İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in tutuklanması Temmuz sonundaki dalganın bir başka halkasını oluşturdu.
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş 31 Temmuz’da tutuklandı.
Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu 3 Ağustos’ta tutuklandı.
Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek ise 7 Ağustos’ta cezaevine gönderildi.
Böylece son iki haftada üç belediye başkanı daha cezaevine girdi. Dedetaş 14 gündür, Beşikçioğlu 11 gündür, Çiçek ise yalnızca 7 gündür tutuklu.
Takvim artık haftalarla değil, günlerle ilerliyor.
Üsküdar’da Başkanın Yanında 16 Kişi
Sinem Dedetaş’ın dosyası, “başkan” ile “belediye” arasındaki hukuki ve siyasi bağın ne kadar genişlediğini gösteren örneklerden biri.
Dedetaş, “rüşvet”, “irtikap” ve “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme” iddiaları kapsamında tutuklandı.
Fakat dosya Dedetaş’tan ibaret değildi.
Soruşturmanın önceki iki dalgasında 16 kişi tutuklanmıştı. Bunlar arasında Belediye Başkan Yardımcısı Filiz Deveci ile Kent A.Ş. Genel Müdürü Nazım Akkoyunlu da bulunuyordu.
Yani burada da karşımıza aynı manzara çıkıyor:
Bir başkan.
Bir başkan yardımcısı.
Bir iştirak yöneticisi.
Mimarlar.
Belediye bürokratları.
Özel kalem.
Ve dosyanın çevresinde genişleyen bir insan halkası.
Soruşturmanın hukuki sonucu ne olursa olsun, bu tablo bize bir şeyi gösteriyor: Belediye operasyonları artık yalnızca başkanların değil, belediye kurumunun tamamının kriminalizasyonu üzerinden ilerleyen geniş dosyalara dönüşmüş durumda.
Etimesgut: Başkan Ve 39 Kişi
Erdal Beşikçioğlu’nun dosyası bu açıdan daha da çarpıcı.
30 Temmuz’da Etimesgut Belediyesi’ne operasyon düzenlendi. Başsavcılığın açıklamasına göre 42’si belediye görevlisi, 13’ü firma yetkilisi olmak üzere 55 kişi gözaltına alındı.
Mahkeme daha sonra Beşikçioğlu’nun da aralarında bulunduğu 40 kişinin tutuklanmasına karar verdi.
Dosyadaki suçlamalar; ihalelerde usulsüzlük, sahte belge düzenleme, imar ve ruhsat işlemleri üzerinden menfaat temini iddialarıyla bağlantılı olarak “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “zimmet”, “rüşvet”, “irtikap”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “edimin ifasına fesat karıştırma” başlıklarında toplanıyor.
40 tutuklu.
Bir belediye başkanı.
Başkan yardımcıları.
İhale komisyonu üyeleri.
Belediye görevlileri.
Firma yetkilileri.
Ve artık başka bir soru daha beliriyor:
Bir belediyede 40 insanın aynı anda “suç örgütü” içerisinde olduğu iddiası, yalnızca o insanların değil, o kurumun tamamının nasıl yönetildiğine ilişkin olağanüstü ağır bir iddia değil midir?
Bu nedenle bu dosyaların hızlı değil, şeffaf ve gerçek anlamda bağımsız biçimde görülmesi gerekir.
Bayrampaşa’da 26 Kişi Aynı Gün
Bayrampaşa Belediyesi’nde de benzer bir tablo yaşandı.
Belediye Başkanı Hasan Mutlu, 16 Eylül 2025’te tutuklandı. Aynı dosyada başkanla birlikte 25 kişi daha tutuklandı. Yani ilk dalgada toplam 26 kişi cezaevine gönderildi.
Mutlu’nun dosyasında “rüşvet alma”, “kamu kurum ve kuruluşlarının ihalesine fesat karıştırma” ve “zimmet” suçlamaları bulunuyor. Kendisiyle birlikte belediye çalışanlarının da aynı dosyada tutuklanması, operasyonların bireysel bir suçlama çerçevesinden kurumsal bir çerçeveye doğru genişlediğini gösteriyor.
Sonraki dalgalarda Mutlu’nun yakın çevresinden isimlerin de tutuklandığı görüldü.
Bir belediye başkanının kardeşine kadar uzanan bir soruşturma zinciri oluştu.
Böylece belediye binası, hukuki anlamda yalnızca kamu hizmetinin yürütüldüğü bir yer olmaktan çıkıp, soruşturmanın bütün aktörlerinin birbirine bağlandığı bir dosya haritasına dönüşüyor.
Silifke’de Başkanla Birlikte Bürokrasi De Tutuklandı
Silifke’deki dosya ise başka bir ayrıntıyı ortaya koyuyor.
Mustafa Turgut 22 Haziran’da tutuklandığında yanında belediye başkan yardımcıları, özel kalem müdürü, ayniyat müdürü ve belediye spor kulübü yöneticileri de tutuklandı.
Soruşturma; rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, suç örgütü kurma ve yönetme, örgüte üye olma, edimin ifasına fesat karıştırma ve görevi kötüye kullanma iddiaları üzerinden yürütülüyor.
Burada da başkanlık makamı ile kurum arasındaki çizgi silikleşiyor.
Bir belediye başkanının suçlandığı dosya, kısa sürede başkan yardımcısından özel kaleme, ayniyat müdüründen muhasebe birimine kadar uzanıyor.
İddiaların doğruluğunu mahkeme belirleyecek.
Ama toplumun bilmesi gereken başka bir gerçek var:
Tutuklu olanların hepsi birer “dosya numarası” değil.
Onların her birinin bir ailesi, bir işi, bir mesleği, bir geçmişi ve onları seçmiş bir kenti var.
Adliye Koridorlarında Kaybolan Belediye
Bir belediye başkanının tutuklanmasını yalnızca “başkan tutuklandı” diye haberleştirmek, meselenin yarısını anlatmaktır.
Çünkü başkanın arkasında bir kurum vardır.
Kurumun arkasında binlerce çalışan.
Çalışanların arkasında aileleri.
Belediyenin arkasında ise milyonlarca yurttaş.
İBB dosyasında 414 sanığın bulunması bu açıdan çarpıcıdır. Aziz İhsan Aktaş dosyasında ise 200 sanık üzerinden yürüyen bir dava söz konusudur. Bu dosyalarda belediye başkanlarıyla birlikte belediye çalışanları, bürokratlar, iştirak yöneticileri, iş insanları ve başka kamu görevlileri de yargılamanın parçasıdır.
Bir noktadan sonra mesele “kaç kişi tutuklandı?” sorusundan çıkıyor.
Bir kentin yönetim kapasitesi ne kadar tutuklandı?
Çünkü kamu yönetimi yalnızca başkanın makamından ibaret değildir.
Bir belediyenin hafızası vardır.
İmar müdürlüğünde çalışan mühendis o hafızanın bir parçasıdır.
İhale birimindeki memur başka bir parçasıdır.
Başkan yardımcısı başka.
İştirak yöneticisi başka.
Ve hepsi birden tutuklandığında, yalnızca insanlar değil, kurumun karar alma kapasitesi de sarsılır.
Tutukluluk Bir Zaman Biçimidir
Türkiye’de tutukluluğu yalnızca hukuki bir kavram olarak konuşuyoruz.
Oysa tutukluluk aynı zamanda bir zaman biçimidir.
509 gün, insan hayatında çok uzun bir zamandır.
574 gün, daha da uzun.
437 gün, bir çocuğun bir sınıftan diğerine geçtiği zamandır.
332 gün, bir insanın neredeyse bir yılını cezaevinde geçirmesidir.
151 gün, bir mevsimin değişmesidir.
11 gün ise henüz yeni başlamış bir hayat askısının ilk günleridir.
Hukuk, zamanı soyut bir sayı olarak görür.
İnsan ise zamanı yaşar.
Bu nedenle tutukluluğun hukukiliği yalnızca “mahkeme karar verdi” cümlesiyle ölçülemez. Tutuklama tedbirinin gerekliliği, ölçülülüğü ve somut gerekçeleri her aşamada yeniden sorgulanmalıdır.
Çünkü tutukluluk uzadıkça, hukuki tedbir ile fiili cezalandırma arasındaki mesafe daralır.
Ve adalet, o dar mesafede nefes almakta zorlanır.
Sandık Cezaevine Giremez
Türkiye’nin yerel seçimlerinde milyonlarca insan oy kullandı.
O oyların her biri bir isimden fazlasını seçti.
Bir belediye başkanını seçerken aslında bir yönetim biçimini, bir kent tasavvurunu, bir kamusal hizmet anlayışını seçti.
Şimdi o oylarla seçilmiş onlarca başkan cezaevinde.
Kimi hakkında rüşvet iddiası var.
Kimi hakkında ihale suçlaması.
Kimi hakkında örgüt suçlaması.
Kimi hakkında terör suçlaması.
Kimi hakkında zimmet.
Kimi hakkında irtikap.
Eğer bu suçlamaların herhangi biri doğruysa, hukuk elbette işlemelidir.
Ama hukuk yalnızca suçlama üretme gücü değildir.
Hukuk aynı zamanda suçlamanın kanıtlanmasını, savunmanın yapılmasını ve hükmün bağımsız bir mahkeme tarafından verilmesini gerektirir.
Tam da bu nedenle seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması konusunda asıl savunulması gereken şey “başkanların suçsuzluğu” iddiasından önce hukukun kendisidir.
Çünkü bugün bir başkanın suçsuzluğu tartışılır.
Yarın başka bir başkanın.
Öbür gün başka bir siyasi partinin.
Fakat hukukun tarafsızlığı kaybolursa, geriye herkesin korkabileceği bir boşluk kalır.
İktidar Değişebilir, Hukukun Hafızası Kalır
Türkiye’nin siyasal tarihinde iktidarlar değişti.
Partiler büyüdü, küçüldü.
Belediyeler el değiştirdi.
Kayyumlar geldi, başkanvekilleri seçildi.
Fakat hukuk düzeninin asıl sınavı iktidarın kimin elinde olduğu değil, iktidarın elindeki devlet gücünün kime karşı nasıl kullanıldığıdır.
Bugün CHP’li belediyeler büyük ölçüde bu sınavın merkezinde.
Bu nedenle “yolsuzluk varsa neden soruşturulmasın?” sorusu doğru ama eksik.
Elbette soruşturulsun.
Fakat aynı cümleye şu soru da eklenmeli:
Soruşturmalar neden bu ölçüde tutuklamaya dönüşüyor?
Neden bazı dosyalarda aylarca, hatta yüzlerce gün tutukluluk sürüyor?
Neden belediye başkanlarının yanında onlarca belediye çalışanı aynı dosyanın içinde cezaevine gönderiliyor?
Neden bazı başkanlar tahliye edildikten sonra bile görevlerine dönemiyor?
Neden bir belediyeye kayyum atandığında, sandığın verdiği yetki ile merkezi idarenin müdahalesi arasındaki anayasal sınır bu kadar kolay aşılabiliyor?
Bunlar yalnızca muhalefetin soruları değildir.
Bunlar bir hukuk devletinin kendi kendisine sorması gereken sorulardır.
Şehirlerin Hafızası
Bir gün bu davalar bitecek.
Mahkemeler kararlarını verecek.
Bazıları beraat edecek.
Bazıları mahkûm olacak.
Bazıları tahliye edilecek.
Bazıları belki yıllar sonra görevlerine dönecek.
Fakat şehirlerin hafızasında başka bir şey kalacak.
Bir başkanın cezaevinde geçirdiği günler.
Bir belediye çalışanının sabah işe giderken gözaltına alınması.
Bir belediye binasının polis şeritleriyle çevrilmesi.
Bir meclis salonunda başkanvekili seçimi yapılması.
Bir kaymakamın belediye başkanlığı koltuğuna oturması.
Bir annenin çocuğuna “baban ne zaman gelecek?” sorusuna cevap verememesi.
Ve sandıkta verilen oyun, adliye koridorlarında karşılaştığı devlet gücüyle hesaplaşması.
Belki de bu yüzden mesele yalnızca 29 belediye başkanının cezaevinde olması değildir.
Mesele, bir ülkede seçilmişlerin ne kadar kolay tutuklanabildiği kadar, seçmenin iradesinin tutukluluk süresince nasıl temsil edildiğidir.
Çünkü belediye başkanları hapsedilebilir.
Belediye çalışanları hapsedilebilir.
Meclisler görevden alınabilir.
Kayyum atanabilir.
Ama sandıkta kullanılan oy fiziksel olarak cezaevine konulamaz.
O oy, toplumun hafızasında yaşamaya devam eder.
Ve hukuk devletinin gerçek sınavı tam burada başlar:
Devlet, seçmenin iradesinden daha büyük olabilir mi?
Eğer cevap “hayır” ise, yapılması gereken şey çok açıktır:
Suç varsa soruştur.
Delil varsa yargıla.
Suç sabitse cezalandır.
Ama hüküm kurulmadan önce insanı cezalandırma.
Çünkü adalet, yalnızca suçluyu bulmak değildir.
Adalet, suçsuz olma ihtimalini de koruyabilmektir.
Ve bir ülkede adaletin değeri, en güçlülerin değil, en savunmasızların özgürlüğüyle ölçülür.
Bugün belediye başkanlarının cezaevinde olması bu nedenle yalnızca onların hikâyesi değildir.
Türkiye’nin hukukla, demokrasiyle ve kendi sandığıyla kurduğu ilişkinin hikâyesidir.
14 Ağustos 2026 İtibarıyla Tutukluluk Haritası
Aşağıdaki liste, 14 Ağustos 2026 itibarıyla güncel haber kayıtları karşılaştırılarak hazırlanmıştır. Tutukluluk süreleri takvim günü üzerinden yaklaşık olarak hesaplanmıştır; suçlamalar kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmemektedir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul ilçeleri
- Ekrem İmamoğlu – İstanbul Büyükşehir: 23 Mart 2025; 509 gün. Suçlamalar arasında suç örgütü kurma, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma, kamu kurumlarının zararına dolandırıcılık ve malvarlığı değerlerini aklama bulunuyor.
- Rıza Akpolat – Beşiktaş: 17 Ocak 2025; 574 gün. Rüşvet ve suç örgütü üyeliği.
- Alaattin Köseler – Beykoz: 4 Mart 2025; yaklaşık 528 gün. İhaleye fesat ve suç örgütü üyeliği.
- Mehmet Murat Çalık – Beylikdüzü: 23 Mart 2025; 509 gün. İrtikap ve suç örgütü üyeliği.
- Resul Emrah Şahan – Şişli: 23 Mart 2025; 509 gün. Terör örgütüne yardım iddiası.
- Hasan Akgün – Büyükçekmece: Haziran 2025; yaklaşık 437 gün. Rüşvet ve irtikap.
- Hakan Bahçetepe – Gaziosmanpaşa: Haziran 2025; yaklaşık 437 gün. Rüşvet.
- Hasan Mutlu – Bayrampaşa: 16 Eylül 2025; 332 gün. Rüşvet, ihale ve zimmet iddiaları.
- Özgür Kabadayı – Şile: Temmuz 2025; yaklaşık 396 gün. Örgüt üyeliği ve rüşvet.
- Onursal Adıgüzel – Ataşehir: 22 Nisan 2026; 114 gün. Rüşvet.
- Bora Balcıoğlu – Silivri: 10 Haziran 2026; 65 gün. Örgüt kurma/yönetme, rüşvet ve suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama.
- Ali Ercan Akpolat – Adalar: 19/23 Haziran 2026; yaklaşık 56 gün. Rüşvet ve örgüt suçlamaları.
- Sinem Dedetaş – Üsküdar: 31 Temmuz 2026; 14 gün. Rüşvet, irtikap ve suç örgütü kurma/yönetme.
Bu isimlerin güncel tutukluluk durumları ve suçlama başlıkları çeşitli güncel derlemelerle karşılaştırıldı.
Büyükşehir ve il belediyeleri
- Muhittin Böcek – Antalya Büyükşehir: 5 Temmuz 2025; 405 gün. Rüşvet ve suç örgütü kurma.
- Tanju Özcan – Bolu: 2 Mart 2026; 165 gün. İrtikap, nitelikli dolandırıcılık ve cinsel saldırı suçlamaları.
- Özkan Yalım – Uşak: 30 Mart 2026; 137 gün. Örgüt, rüşvet, irtikap ve ihaleye fesat.
- Mustafa Bozbey – Bursa Büyükşehir: 4 Nisan 2026; 132 gün. Örgüt kurma/yönetme ve rüşvet.
- Fatma Kaplan Hürriyet – İzmit: Temmuz 2026; yaklaşık 22 gün. Örgüt kurma, ihaleye fesat ve rüşvet.
- Erdal Beşikçioğlu – Etimesgut: 3 Ağustos 2026; 11 gün. Örgüt, zimmet, rüşvet, irtikap ve ihale suçlamaları.
Bu gruptaki güncel durumlar 2026 tarihli haber ve yargı kayıtlarıyla çaprazlandı.
Diğer ilçe belediyeleri
- Oya Tekin – Seyhan: yaklaşık 440 gün; görevi kötüye kullanma ve irtikap.
- Niyazi Nefi Kara – Manavgat: yaklaşık 402 gün; mali usulsüzlük.
- Ömer Günel – Kuşadası: 151 gün; rüşvet ve irtikap.
- Yılmaz Tozan – Eşme: 115 gün; irtikap ve örgüt.
- Fikret Albayrak – Akçakoca: 83 gün; irtikap.
- Mustafa Günay – Güzelbahçe: 80 gün; örgüt, rüşvet, görevi kötüye kullanma ve imar mevzuatına ilişkin suçlamalar.
- Görkem Duman – Buca: 69 gün; örgüt, rüşvet ve zimmet.
- Mustafa Turgut – Silifke: 53 gün; rüşvet, örgüt ve ihale suçlamaları.
- İsmail Yetişkin – Seferihisar: 46 gün; örgüt, rüşvet, irtikap ve kamu zararına ilişkin suçlamalar.
- Hüseyin Can Güner – Çankaya: 30 gün; örgüt, rüşvet ve ihaleye fesat.
- İlkay Çiçek – Menderes: 7 gün; örgüt, rüşvet, irtikap, sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve imar kirliliği.
Bu isimlerin tutuklama tarihleri ve suçlama başlıkları güncel derlemelerde yer alıyor.
Önemli veri notu: Mustafa Sarıgül’ün bazı güncel listelerde “tutuklu” gösterilmesine karşın BirGün ve ANKA kaynaklı kayıtlar, Sarıgül’ün 22 Kasım 2024’te gözaltına alındığını, daha sonra tutuklanmadığını; hakkında hapis cezası verildiğini ve görevden uzaklaştırıldığını bildiriyor. Bu nedenle yukarıdaki 29 kişilik güncel tutuklu listesine Sarıgül dahil edilmemiştir.
Belediye Çalışanlarının Görünmeyen Listesi
Bu hikâyenin yalnızca başkanlardan ibaret olmadığını özellikle vurgulamak gerekiyor.
İBB dosyasında 414 sanık ve 59 tutuklu bulunması, belediye yönetimlerinin soruşturma dosyalarının ne kadar genişlediğini gösteriyor. İBB’de farklı kademelerde çalışan belediye ve iştirak personeli de tutuklu sanıklar arasında yer alıyor.
Bayrampaşa’da Hasan Mutlu ile birlikte 25 kişi daha tutuklandı.
Üsküdar’da Dedetaş’ın tutuklanmasından önce 16 kişi tutuklanmıştı; bunlar arasında başkan yardımcısı ve belediye iştirak yöneticisi de bulunuyordu.
Etimesgut’ta ise 55 kişilik gözaltı grubunun 42’si belediye görevlisiydi ve sonuçta Beşikçioğlu dahil 40 kişi tutuklandı.
Silifke’de başkanla birlikte belediye başkan yardımcıları, özel kalem müdürü, ayniyat müdürü ve diğer belediye yöneticileri de tutuklananlar arasında yer aldı.
Aziz İhsan Aktaş dosyasında da belediye başkanlarıyla birlikte belediye çalışanları ve kamu görevlilerinin yer aldığı geniş bir yargılama yürütülüyor; 2026 başındaki duruşmalarda dosyanın 200 sanıklı olduğu ve önemli sayıda tutuklu bulunduğu kayda geçti.
Dolayısıyla karşımızdaki tabloyu yalnızca “tutuklu belediye başkanları” başlığıyla sınırlamak, hikâyenin önemli bir bölümünü görünmez kılıyor.
Asıl tablo, tutuklu başkanlar + tutuklu başkan yardımcıları + belediye bürokratları + iştirak yöneticileri + belediye çalışanları + iş insanları şeklinde genişleyen bir yargı ağıdır.
Ve bu ağın merkezinde artık tek tek kişilerden daha büyük bir soru duruyor:
Türkiye’de yerel yönetimlerin siyasi ve idari özerkliği hangi noktada sona eriyor?
- NHY / Bianet, BirGün, Diken, ANKA Haber Ajansı, Anadolu Ajansı, Euronews, T24, Medyascope, DHA
- Belediye Başkanları Cezaevinde, Şehirler Beklemede: Sandığın Gölgesinde Bir Tutukluluk Rejimi - 14 Ağustos 2026
- Süleymancılar: Bir Cemaatten Daha Fazlası: Eğitimden Sermayeye, Siyasetten Devlete Uzanan Kapalı Ağ - 14 Ağustos 2026
- Voltaire Silivri’de Olsaydı: Fanatizmin Mahkemesinden Mizahın Tutuklandığı Ülkeye - 14 Ağustos 2026













