İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dünyanın giderek daha fazla güçlünün hukukunun geçerli olduğu bir düzene sürüklendiğini belirterek, savaşlarda öldürülen sivillerden açlıktan kemikleri görünen çocuklara ve enkaza dönüşen hastanelere kadar uzanan ağır tabloyu “bencillik, cehalet ve acımasızlık” üzerinden eleştirdi: “Güçlü ülkeler başkalarına zarar verme ve kuralları çiğneme hakkına sahip değildir.”
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, 23 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda yaptığı konuşmada, yalnızca belirli savaşları veya belirli hükümetleri hedef alan bir diplomatik mesaj vermekle kalmadı; son yıllarda uluslararası hukuku, çok taraflı kurumları ve ortak kuralları aşındıran siyasal anlayışa karşı kapsamlı bir eleştiri yöneltti.
Sánchez, BM kürsüsüne “birçok kişinin yok etmeye çalıştığı şeyleri savunmak” amacıyla çıktığını söyledi. Ona göre 81 yıl önce kurulan Birleşmiş Milletler’in dayandığı barış, sürdürülebilirlik ve eşit fırsat ilkeleri bugün yalnızca sorgulanmıyor, aynı zamanda bazı siyasi aktörler ve hükümetler tarafından sistematik biçimde hedef alınıyor.
Sánchez’in Üç Kelimeyle Tanımladığı Yeni Siyasal İklim
İspanya Başbakanı konuşmasının merkezine üç kavram yerleştirdi: bencillik, cehalet ve acımasızlık.
Sánchez’e göre ilk sorun, dünyanın “sıfır toplamlı bir oyun” olarak görülmesi. Yani bir ülkenin kazanmasının mutlaka başka bir ülkenin kaybetmesini gerektirdiği anlayışı.
İkinci sorun, bilimsel kanıtların reddedilmesi ve güçlü devletlerin başkalarına ihtiyaç duymadan, hatta başkalarını sömürerek gelişebileceği düşüncesi. Üçüncü ve Sánchez’in “en kötüsü” olarak nitelendirdiği sorun ise insan hayatının değersizleştirilmesi.
Bu noktada konuşmanın en çarpıcı bölümlerinden birinde açlıktan kemikleri görünen çocuklardan ve enkaza dönüştürülmüş hastanelerden söz etti. Sánchez, insanlığın artık bu görüntüler karşısında bile tepki vermeyen bir acımasızlığa sürüklendiği uyarısında bulundu.
“Maskelerini Çıkardılar Ve İktidarı Ele Geçirdiler”
Sánchez, son sekiz yılda bu anlayışı temsil ettiğini söylediği siyasi güçlerin büyüdüğünü ve birçok yerde iktidara geldiğini belirtti.
Bu güçlerin iktidara geldikten sonra uluslararası hukuka aykırı savaşlar yürüttüğünü, sivillerin öldürülmesini sıradanlaştırdığını, yoksulluk ve hastalıkla mücadele eden insanlara yönelik yardımları kestiğini ve çevreyi sınırsız bir kaynak gibi gördüğünü söyledi.
İspanyol devlet televizyonu RTVE, Sánchez’in isim vermeden yaptığı bu eleştirilerin başta ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yönelik örtülü bir mesaj olarak değerlendirildiğini aktardı.
Ancak Sánchez’in konuşmasının kapsamı yalnızca bu üç liderle sınırlı değildi. Asıl hedef, güçlü devletlerin uluslararası kuralları kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yorumlayabileceği düşüncesiydi.
Güçlü Olmak Hukukun Üzerinde Olma Hakkı Vermiyor
Sánchez’in konuşmasının siyasi ağırlığı da burada ortaya çıktı.
Uluslararası sistemin temel problemi yalnızca savaşların yaşanması değil; savaşları başlatan veya sürdüren güçlü aktörlerin, kendilerini aynı kuralların dışında görmeye başlaması.
Sánchez’e göre önce kurallar sorgulanıyor. Ardından kurallar ihlal ediliyor. Daha sonra bu ihlaller nedeniyle hesap sorabilecek kurumların kaynakları ve yetkileri azaltılıyor. Son aşamada ise uluslararası kuruluşlar etkisiz olmakla suçlanıyor ve ortadan kaldırılmaları gerektiği savunuluyor.
Sánchez bu süreci tesadüfi gelişmeler bütünü olarak değil, “planlı ve koordineli bir yıkım girişimi” olarak tanımladı.
Bu yaklaşım, özellikle Birleşmiş Milletler’in son yıllarda yaşadığı meşruiyet krizinin merkezindeki tartışmaya işaret ediyor: Kurallar herkes için aynı değilse, uluslararası hukuk ne kadar hukuk olarak kalabilir?
Gazze’den Ukrayna’ya Uzanan Bir Hukuk Krizi
Sánchez’in sözleri, özellikle Gazze’de yaşanan savaşın yarattığı uluslararası hukuk tartışmaları açısından dikkat çekti.
İspanya hükümeti son dönemde Gazze konusunda İsrail’e yönelik silah ambargosu ve çeşitli lojistik kısıtlamalar uygularken, Sánchez daha önce de Gazze’deki gelişmeleri uluslararası hukuk ve insani hukuk açısından ağır biçimde eleştirmişti.
BM kürsüsünde ise tartışmayı daha geniş bir çerçeveye taşıdı. Ukrayna, Gazze ve diğer çatışma bölgelerindeki sivillerin durumunu, uluslararası kuralların seçici uygulanması sorunuyla ilişkilendirdi.
Buradaki temel mesele yalnızca hangi ülkenin haklı olduğu tartışması değil. Sánchez’in konuşmasının merkezindeki soru daha temel: Bir devlet güçlü olduğu için uluslararası hukukun sınırlarını aşabiliyorsa, aynı hukuk sistemi daha zayıf devletler için nasıl uygulanacak?
BM’yi Yıkmak Yerine Yeniden Kurmak
Sánchez yalnızca eleştirmedi; Birleşmiş Milletler’in yeniden yapılandırılması gerektiğini de savundu.
İspanya Başbakanı, Güvenlik Konseyi’nin daha adil bölgesel temsile kavuşması gerektiğini ve daimi üyelerin veto yetkisinin kaldırılması gerektiğini savunuyor. Bu öneri, BM’nin karar alma mekanizmasının bugünün dünyasını yeterince temsil etmediği yönündeki uzun süredir devam eden tartışmanın bir parçası.
Ancak Sánchez’in yaklaşımındaki temel fark, BM’nin sorunlu olduğunu kabul etmekle birlikte çözümü çok taraflı sistemin terk edilmesinde değil, reforme edilmesinde araması.
Çünkü onun açısından Birleşmiş Milletler kusursuz bir kurum olmayabilir; fakat uluslararası hukukun ve ortak hareket etme fikrinin tamamen ortadan kalkması, özellikle küçük ve orta ölçekli ülkeleri daha savunmasız hale getirebilir.
Sánchez’in İspanya’sı Ve “Seyirci Kalmamak” Mesajı
Sánchez konuşmasında İspanya’nın son yıllardaki dış politika tercihlerini de savundu. Madrid’in Ukrayna, Lübnan ve İran’daki savaşlara karşı çıktığını, Rusya’ya yönelik yaptırımları desteklediğini, İsrail’e silah ambargosu uyguladığını ve İspanya topraklarının uluslararası hukuka aykırı askeri operasyonlarda kullanılmasına izin vermediğini belirtti.
Bu nedenle konuşma yalnızca teorik bir demokrasi ve hukuk çağrısı değildi. Sánchez, “kurallara dayalı uluslararası düzen” savunusunun İspanya’nın dış politika kararlarına da yansıdığını göstermek istedi.
İspanya hükümeti, çok taraflılığı ve BM sistemini savunmanın, yalnızca diplomatik kürsülerde yapılan açıklamalardan ibaret olmaması gerektiğini savunuyor.
Sekiz Yılın Ardından Sánchez’in Asıl Sorusu
Sánchez, BM Genel Kurulu’na ilk kez 2018’de hitap ettiğini hatırlatarak geçen sekiz yılda dünyayı daha iyi bir noktada görmediğini söyledi.
Ancak konuşmasının sonunda karamsarlığa teslim olmadı.
Doğa, barış ve medeni haklar için milyonlarca insanın sokaklara çıktığını, insanların savaşlara ve adaletsizliklere karşı seslerini yükselttiğini ve insanlığın hâlâ dayanışma kapasitesine sahip olduğunu vurguladı.
Sánchez’in mesajının belki de en önemli tarafı burada.
Dünyanın güçlülerinin uluslararası hukuku çiğnemesini kader olarak kabul etmek yerine, hukukun yeniden siyasetin üzerine çıkarılması gerektiğini savunuyor.
Bu yaklaşım, özellikle savaşların, göçün, iklim krizinin ve ekonomik eşitsizliğin aynı anda büyüdüğü bir dönemde yalnızca Avrupa’nın değil, bütün dünyanın önündeki temel tartışmalardan birine işaret ediyor.
Çünkü uluslararası hukuk yalnızca güçsüzlerin uyması gereken kurallara dönüşürse, ortada artık hukuk değil, gücün hukuk kılığına sokulmuş hali kalır.
Sánchez’in BM kürsüsünden verdiği mesaj tam da bu noktada anlam kazanıyor:
Bir devletin ordusu, ekonomisi veya siyasi gücü ne kadar büyük olursa olsun, insan hayatının ve uluslararası hukukun üzerinde değildir.
Ve dünyanın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey belki de yeni bir güçlü lider değil; güçlünün de hesap vermek zorunda olduğu bir düzen.












