back to top
Ana Sayfa Haberler Gazetecilere Özgürlük Kıskacı: Gözaltı, Tutuklama, Ev Hapsi

Gazetecilere Özgürlük Kıskacı: Gözaltı, Tutuklama, Ev Hapsi

11–18 Ekim 2026 haftasında Türkiye’de gazeteciler gözaltı, ev hapsi, yurt dışına çıkış yasağı, imza yükümlülüğü ve devam eden tutukluluk kararlarıyla karşı karşıya kaldı. İstanbul’da sermaye piyasasına ilişkin bir soruşturma kapsamında gazetecilerin haberleri ve açıklamaları adli işlemlere konu edilirken, ev hapsindeki Murat Ağırel yeniden gözaltına alındı; Bahadır Özgür ise gözaltında tutulduktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın önceki hafta verilen tutukluluk kararları devam ederken, İsmail Saymaz hakkındaki ev hapsi kararı da gündemde kaldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası 12 Ekim’de 17 gazeteci ve medya çalışanının cezaevinde bulunduğunu açıkladı. Diğer basın özgürlüğü izleme kuruluşlarının daha geniş listeleri ise cezaevindeki gazetecilerin sayısı ve kimlikleri konusunda ortak, eksiksiz bir kayıt bulunmadığını gösterdi. Haftanın gelişmeleri, gazetecilerin yalnızca cezaevine konulmasını değil, cezaevi dışında uygulanan adli tedbirlerin haber yapma ve kamuoyuna bilgi ulaştırma olanakları üzerindeki sonuçlarını da gündeme taşıdı.

Türkiye’de 11–18 Ekim haftası, gazetecilerin karşı karşıya kaldığı adli işlemlerin birbirinden farklı biçimlerde devam ettiği bir dönem oldu. Bir gazeteci evinde elektronik kelepçeyle tutulurken yeniden gözaltına alındı, bir diğeri haberle bağlantılı sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek emniyete götürüldü. Bazı gazeteciler yurt dışına çıkış yasağı ve karakola imza verme yükümlülüğüyle serbest bırakılırken, geçmiş haftalarda tutuklanan gazeteciler cezaevlerinde kalmayı sürdürdü. Gazetecilerin mesleki faaliyetleriyle bağlantılı soruşturmalarla karşı karşıya kalması, yalnızca özgürlüğü kısıtlanan kişilerin durumunu değil, bu kişilerin araştırdıkları olayların kamuoyuna nasıl ulaşacağını da ilgilendiriyor. Bir habere ilişkin belgelerin toplanması, farklı tarafların görüşlerinin alınması ve kamuoyuna açıklanmamış bilgilerin araştırılması, gazeteciliğin olağan çalışma süreçleri arasında yer alırken, bu faaliyetlerle ilgili başlatılan soruşturmalar haber üretiminin koşullarını da değiştirebiliyor.

Haftanın gelişmelerini değerlendirirken gözaltı, tutuklama, ev hapsi, yurt dışı yasağı ve ifade çağrısının aynı hukuki sonuçları doğurmadığını ayırmak gerekiyor. Gözaltı soruşturma aşamasındaki geçici özgürlük kısıtlamasını, tutuklama mahkeme kararıyla uygulanan ceza muhakemesi tedbirini, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı ise kişinin hareket özgürlüğünü farklı ölçülerde sınırlayan adli kontrol uygulamalarını ifade ediyor. Hükümlü olarak cezaevinde bulunanların durumu da yargılaması devam ettiği için tutuklu bulunanlardan ayrı değerlendirilmeli. Bu ayrımlar, basın özgürlüğüne ilişkin gelişmelerin hem hukuki niteliğinin hem de gazetecilerin çalışma yaşamına etkilerinin doğru anlaşılması bakımından önem taşıyor.

Ev Hapsindeki Gazetecinin Yeniden Gözaltına Alınması

Haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri 16 Ekim sabahı İstanbul’da yaşandı. Gazeteci Murat Ağırel, ev hapsinde bulunduğu sırada evine gelen polisler tarafından gözaltına alındı. Evinde arama yapılan Ağırel, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gazetecinin daha önce hakkında ev hapsi kararı verilen sermaye piyasası soruşturmasından ayrı bir dosya kapsamında gözaltına alındığı bildirildi. Yeni soruşturmada Sarıgül ailesine ilişkin iddialar ele alınırken, Aylin Kotil ve Ömer Sarıgül de gözaltına alındı; Emir Sarıgül hakkında gözaltı kararı verildiği açıklandı. Ağırel’in gazetecilik çalışmalarıyla bağlantılı olduğu belirtilen iddiaları araştırdığı sırada soruşturmanın şüphelileri arasında yer alması, olayın basın özgürlüğü açısından tartışılmasına neden oldu.

Ağırel’in gözaltına alınmasından önceki süreç 8–10 Ekim tarihlerinde başlamıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sermaye piyasasındaki işlemlerle ilgili açıklamaları nedeniyle Murat Ağırel ve İsmail Saymaz’ı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırmıştı. Gazeteciler 9 Ekim’de savcılığa ifade verdikten sonra karakola imza verme ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılmıştı. Başsavcılığın itirazını değerlendiren hâkimlik ise 10 Ekim’de iki gazeteci hakkındaki tedbiri ev hapsine çevirmişti. Böylece yeni haftaya girildiğinde her iki gazetecinin de konutlarını terk etmeleri mahkeme kararıyla sınırlandırılmış bulunuyordu.

16 Ekim’deki yeni gözaltı işlemi, Ağırel’in zaten adli kontrol altında olduğu bir dönemde gerçekleşti. Gazeteci Timur Soykan, Ağırel’in Sarıgül ailesine ilişkin iddiaları araştırdığını, taraflarla görüştüğünü ve elindeki belgeleri yeterli bulmadığı için haberini yayımlamayı beklettiğini anlattı. Bu açıklamalar, haberin hazırlanması sırasında gerçekleştirilen araştırma faaliyetleriyle soruşturmanın konusu arasındaki ilişkinin incelenmesini gerektiren yeni bir tartışma yarattı. Gazetecinin bir iddiayı araştırmak amacıyla kişilerle görüşmesi ile iddia edilen bir suça katılması hukuken birbirinden farklı durumlar olduğundan, dosyadaki somut delillerin ve isnat edilen fiillerin açıklığa kavuşturulması önem taşıyor.

İsmail Saymaz ise aynı dönemde hakkında verilmiş ev hapsi kararıyla gündemde kaldı. Saymaz ve Ağırel hakkında 9 Ekim’de uygulanan imza ve yurt dışına çıkış yasağının, ertesi gün savcılık itirazıyla ev hapsine dönüştürülmesi, adli kontrol tedbirlerinin gazetecilerin mesleki hareketliliğini nasıl etkilediğini gösterdi. Haber kaynağına gitmek, olay yerinde araştırma yapmak, belge incelemek veya yüz yüze görüşme gerçekleştirmek gazetecilik faaliyetinin parçasıyken, konutu terk etmeme yükümlülüğü bu faaliyetleri doğrudan sınırlayabiliyor. Ev hapsinin hukuken bir tutuklama kararı olmaması, gazetecinin fiilî çalışma koşulları üzerindeki etkisini ortadan kaldırmıyor.

Bahadır Özgür: Gözaltı, Yurt Dışı Yasağı ve İmza Yükümlülüğü

Halk TV’de görev yapan gazeteci Bahadır Özgür, 15 Ekim’de İstanbul’da gözaltına alındı. Hakkındaki işlem, sermaye piyasasına ilişkin yürütülen soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği iddiasına dayandırıldı. Özgür’ün sosyal medya hesabından 11 Ekim tarihli bir soruşturma belgesini paylaştığı ileri sürüldü. Emniyete götürülen gazeteci geceyi gözaltında geçirdi ve 16 Ekim’de adliyeye sevk edildi. Hâkimlik, Özgür’ün yurt dışına çıkış yasağı ve karakola imza verme yükümlülüğüyle serbest bırakılmasına karar verdi.

Özgür’ün yaklaşık 163 bin takipçisi bulunan sosyal medya hesabı hakkında da erişim engeli kararı verildi. Böylece gazeteci hakkındaki işlem yalnızca gözaltı ve adli kontrol tedbirleriyle sınırlı kalmadı; haberlerini ve değerlendirmelerini kamuoyuna ulaştırdığı dijital yayın alanı da yargısal müdahalenin konusu oldu. Soruşturma belgelerinin gizliliğinin korunmasıyla kamu yararı taşıyan bilgilerin yayımlanması arasındaki hukuki sınır, bu dosyada değerlendirilmesi gereken temel başlıklardan biri olarak ortaya çıktı. Gizlilik kararının hangi belgeyi kapsadığı, yayımlanan bilginin niteliği ve gazetecinin eyleminin kanunda tanımlanan suçun unsurlarını oluşturup oluşturmadığı, yargılamanın somut olgular üzerinden belirlemesi gereken konular arasında bulunuyor.

Bahadır Özgür’ün serbest bırakılmasından kısa süre önce ve sonra yaşanan gelişmeler, aynı soruşturmayla bağlantılı gazetecilerin farklı adli tedbirlere tabi tutulduğunu gösterdi. Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklu bulunurken, İsmail Saymaz ev hapsi altında tutuluyor, Özgür yurt dışı yasağı ve imza yükümlülüğüyle serbest bırakılıyordu. Murat Ağırel ise ev hapsindeyken ayrı bir soruşturma kapsamında yeniden gözaltına alınmıştı. Gazeteciler hakkında kullanılan hukuki araçların çeşitliliği, basın özgürlüğüne ilişkin tartışmanın yalnızca tutuklu gazeteci sayısıyla sınırlı değerlendirilemeyeceğini ortaya koydu.

Önceki Haftanın Tutuklamaları, Bu Haftanın Cezaevi Tablosu

Sermaye piyasası soruşturması kapsamında 9 Ekim’de tutuklanan gazeteci Şaban Sevinç ile Sözcü gazetesi editörü Mustafa Balcı, 11–18 Ekim haftasına cezaevinde girdi. Her iki gazeteci hakkında halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlaması yöneltilmişti. Tutuklama kararları 11 Ekim’den önce verilmiş olduğundan bu işlemleri haftanın yeni tutuklamaları arasında göstermek doğru değil. Bununla birlikte kararların devam eden sonuçları ve basın meslek örgütlerinin tepkileri, haftanın basın özgürlüğü gündeminin önemli bir bölümünü oluşturdu.

Gazetecilere yöneltilen suçlamalar, sermaye piyasalarında yaşanan ve çok sayıda yatırımcıyı etkileyen bir soruşturmayla ilgili haberler ve açıklamalar üzerinden gündeme geldi. Ekonomik faaliyetleri ilgilendiren bir olayın haberleştirilmesi, kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından önem taşırken, haberin doğruluğu ve gazetecinin cezai sorumluluğu hukuken ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken konular. Gazetecilerin araştırdıkları ekonomik ilişkilerle ilgili cezai soruşturmaya tabi tutulmaları, basın meslek örgütlerinin haber alma hakkına ilişkin kaygılarını artırdı.

Cezaevindeki Gazeteciler: İki Ayrı Listede Farklı Sayılar

Türkiye Gazeteciler Sendikası, 12 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı açıklamada 17 gazeteci ve medya çalışanının cezaevinde bulunduğunu bildirdi. Sendikanın gazetecilik faaliyetleri nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını belirttiği kişiler, farklı yayın kuruluşlarında çalışan muhabirlerden yazı işleri müdürlerine, köşe yazarlarından bağımsız gazetecilere kadar uzanıyor. Bazılarının tutukluluğu son aylarda başlarken, bazıları yıllardır cezaevinde bulunuyor. Bu durum, gazetecilerin özgürlüklerinden mahrum bırakılmasının yalnızca son haftalarda gerçekleştirilen operasyonlarla sınırlı olmadığını gösteriyor.

12 Ekim tarihli sendika listesinde şu 17 isim yer aldı:

  1. Ali Tarakçı: Serbest gazeteci.
  2. Ali Ünal: Zaman gazetesi yazarı.
  3. Erdal Süsem: Eylül Sanat Edebiyat Dergisi editörü.
  4. Erol Zavar: Odak Dergisi sahibi ve yazı işleri müdürü.
  5. Fatih Ergin: Nefes gazetesi gazetecisi.
  6. Hatice Duman: Atılım gazetesi sahibi ve yazı işleri müdürü.
  7. Hasan Güraksu: Burdur Gür Haber sahibi ve imtiyaz sahibi.
  8. İrem Delice: Aydın Denge gazetesi muhabiri.
  9. Mehmet Baransu: Taraf gazetesi yazarı.
  10. Merdan Yanardağ: TELE1 Genel Yayın Yönetmeni.
  11. Mustafa Balcı: Sözcü gazetesi editörü.
  12. Mustafa Gök: Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara temsilcisi.
  13. Nadiye Gürbüz: Etkin Haber Ajansı gazetecisi.
  14. Sami Tunca: Mücadele Birliği Dergisi yazı işleri müdürü.
  15. Selahattin Günday: Gazeteci ve muhabir.
  16. Şaban Sevinç: Gazeteci.
  17. Tuğba Tekerek: Serbest gazeteci ve muhabir.

Gazetecilerin yargı süreçlerini izleyen başka kuruluşların kayıtlarında ise daha fazla isim bulunuyor. Expression Interrupted tarafından yayımlanan cezaevindeki gazeteciler listesinde, sendikanın açıklamasında bulunmayan gazeteciler de yer alıyor. Bu kayıtlar arasında eski TRT muhabiri Hasan Taşar, Samanyolu Yayın Grubu yöneticisi Hidayet Karaca, Samanyolu Haber Radyo yayın yönetmeni Osman Çalık, TRT çalışanı Özden Kınık, Cihan Haber Ajansı eski Antalya büro editörü Recai Morkoç, huryol.com imtiyaz sahibi Kadir Koç, gazeteci Ali Aslan Kılıç, yazar Ergün Poyraz ve gazeteci Derya Okatan bulunuyor.

14 Ekim’de yayımlanan bir başka cezaevi listesinde ise Bolu Gündem gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykan da yer aldı. Buna karşılık bazı listelerde bulunan isimler diğerlerinde bulunmadı. Meslek örgütlerinin gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevinde tutulma ölçütleri, kayıtların güncellenme tarihleri ve kişilerin hukuki durumlarındaki değişiklikler, bu farklılığın nedenleri arasında değerlendirilmeli. Bu nedenle tek bir kuruluşun açıkladığı sayıdan hareketle Türkiye’de cezaevindeki bütün gazetecilerin kesin toplamını belirlemek mümkün değil.

Farklı kayıtlarda yer alan bu isimlerin tamamının 18 Ekim itibarıyla hâlâ cezaevinde bulunduğu da ayrıca doğrulanmayı gerektiriyor. Bununla birlikte listeler arasındaki farklılık, gazetecilere ilişkin tutukluluk ve hükümlülük bilgilerinin güncel, ortak ve kamuoyu tarafından denetlenebilir bir kayıt üzerinden izlenmesi ihtiyacını ortaya koyuyor. Gazetecilerin kimliklerinin, dosyalarındaki suçlamaların, tutukluluk tarihlerinin ve hukuki durumlarının açık biçimde kaydedilmesi, basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerin güvenilirliği açısından önem taşıyor.

Yargılanan Gazeteciler ve Devam Eden Dosyalar

Hafta boyunca yalnızca yeni gözaltılar ve cezaevindeki gazetecilerin durumu gündemde değildi. Gazeteciler hakkında daha önce açılmış davaların duruşmaları da devam etti. Basın özgürlüğü dava takvimine göre 13 Ekim’de Gökhan Yavuzel’in dosyası Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gündemindeydi. Aynı gün Zafer Aknar, Aslan Özdemir, Cebrail Okçu ve diğer sanıkların bulunduğu dosyada İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi için duruşma tarihi kayıtlıydı.

15 Ekim’de Atılım gazetesi sahibi ve yazı işleri müdürü Hatice Duman’ın dosyası İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Umut Taştan ve 50 diğer sanığın dosyası ise İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesi’nin duruşma takviminde yer aldı. Aynı gün Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gazeteci Yıldız Tar’ın şikâyetçi olarak yer aldığı bir dosya da takvimde bulunuyordu. Bu bilgiler duruşma kayıtlarını gösteriyor; duruşmaların sonucunda yeni bir tutuklama, tahliye veya mahkûmiyet kararı verildiği anlamına gelmiyor.

Gazetecilerin aynı anda farklı yargı dosyalarıyla karşı karşıya bulunması, mesleki faaliyetlerin sürdürülebilmesi açısından ayrıca önem taşıyor. Soruşturma için ifade vermek, duruşmalara katılmak, avukatlarla görüşmek ve adli kontrol yükümlülüklerini yerine getirmek, gazetecilerin çalışma zamanını ve hareket olanaklarını etkiliyor. Bu işlemlerin hukuka uygunluğu her dosyanın koşullarına göre değerlendirilmeli; ancak yargısal süreçlerin uzunluğu ve gazetecilerin mesleklerini sürdürme koşulları da basın özgürlüğünün fiilî görünümünün parçası olarak izlenmeli.

Halk TV’ye Kayyım, Gazetecilere Erişim Engelleri

14 Ekim’de Halk TV’nin merkezine gerçekleştirilen operasyon, haftanın medya alanındaki en önemli gelişmelerinden biri oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanalın yönetim kurulu başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve kara para aklama iddialarıyla soruşturma yürütüldüğü açıklandı. Operasyon kapsamında 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, bunlardan 11’inin gözaltına alındığı bildirildi. Kanala kayyım atanırken yayın akışı durduruldu.

Bu operasyon kapsamında gözaltına alınan 11 kişinin tamamının gazeteci olduğu doğrulanmadığından, söz konusu kişiler gazeteci gözaltılarının sayısına eklenemez. Ancak bir yayın kuruluşunun yönetiminin yargısal müdahaleyle değiştirilmesi, yalnızca şirketin mülkiyet ve yönetim yapısını değil, çalışan gazetecilerin iş güvencesini, editoryal kararları ve yayınların devamlılığını da ilgilendiriyor. Soruşturmaya konu edilen mali suçlamaların bağımsız yargılama yoluyla incelenmesi ile yayın kuruluşunun haber faaliyetlerinin korunması, birlikte değerlendirilmesi gereken iki ayrı hukuki sorumluluk alanı oluşturuyor.

Hafta içinde sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleri de uluslararası basın özgürlüğü kuruluşlarının gündemindeydi. Yirmiden fazla insan hakları örgütü, Türkiye’de gazetecilerin, akademisyenlerin, bağımsız yayın organlarının ve sivil toplum kuruluşlarının hesaplarına yönelik erişim engeli kararlarına karşı dijital platformlara çağrıda bulundu. Yaklaşık 1.200 hesabın engellenmesine ilişkin kararların ifade özgürlüğüne etkileri tartışılırken, daha önce T24 haber sitesine getirilen erişim engeli de gündemdeki yerini korudu.

Bir gazetecinin sosyal medya hesabının kapatılması ya da erişiminin sınırlandırılması, yalnızca kişisel iletişimini etkilemiyor. Özellikle bağımsız çalışan gazeteciler için dijital hesaplar haberlerin yayımlandığı, okurlara ulaşıldığı ve haber kaynaklarıyla iletişim kurulduğu başlıca alanlar arasında bulunuyor. Yayın kuruluşlarına yönelik müdahalelerle bireysel gazetecilerin hesaplarına getirilen sınırlamalar birlikte değerlendirildiğinde, haber üretimi ve dağıtımının farklı aşamalarında yargısal ve idari kararların etkili olabildiği görülüyor.

Gazetecilerin Hukuki Durumları: 11–18 Ekim 2026

Hafta içinde yeni işlem yapılan veya haklarındaki önceki kararları devam eden gazeteciler açısından doğrulanabilen durum şu şekilde oluştu:

Gazeteci İşlem veya mevcut hukuki durum
Murat Ağırel 10 Ekim’de ev hapsi kararı; 16 Ekim’de ayrı bir soruşturmada yeniden gözaltı. Sonraki serbest bırakılma veya tutuklama kararı bu taramada kesinleştirilemedi.
Bahadır Özgür 15 Ekim’de gözaltı; 16 Ekim’de yurt dışı çıkış yasağı ve karakola imza yükümlülüğüyle serbest bırakılma.
İsmail Saymaz 10 Ekim’de verilen ev hapsi kararı haftaya taşındı. Yeni bir gözaltı veya tutuklama işlemi doğrulanmadı.
Şaban Sevinç 9 Ekim’de verilen tutuklama kararıyla cezaevinde.
Mustafa Balcı 9 Ekim’de verilen tutuklama kararıyla cezaevinde.

Bu tabloda 11 Ekim’den önce gerçekleşen adli işlemler, yeni haftanın olayları olarak değil, hafta boyunca devam eden hukuki durumlar olarak gösterildi. Ayrıca gözaltı sonrası serbest bırakıldığı doğrulanamayan bir gazetecinin cezaevine gönderildiği sonucuna varılmadı. Gazeteci olmayan kişilere yönelik gözaltı işlemleri de gazeteci sayısına dahil edilmedi.

Basın Özgürlüğünün Ölçüsü Yalnızca Cezaevi Sayısı Değil

Türkiye’de gazetecilerin karşı karşıya kaldığı hukuki süreçler, bir haftalık gözaltı ve tutuklama sayısının ötesinde değerlendirilmesi gereken bir tablo oluşturuyor. Eylül ayına ilişkin 11 Ekim’de yayımlanan basın özgürlüğü raporunda gazetecilerin en az 50 kez hâkim karşısına çıktığı, yaklaşık 1.350 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiği belirtildi. Bu veriler ekim ayının ikinci haftasına ait olmamakla birlikte, haftanın gelişmelerinin öncesindeki yargısal ve idari ortamı göstermesi bakımından önem taşıyor.

12 Ekim’de uluslararası basın özgürlüğü kuruluşları da Türkiye’de gazetecilere yönelik tutuklama ve ev hapsi kararlarına ilişkin kaygılarını açıkladı. Özellikle haber ve yorumlar nedeniyle yöneltilen halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamalarının gazetecilik üzerindeki etkilerine dikkat çekildi. Gazetecilerin yayımladıkları haberlerin doğruluğu ve hukuki sorumlulukları elbette denetime açık bulunuyor. Ancak haberin konusu olan kamu yararının, gazetecinin kullandığı araştırma yöntemlerinin ve yöneltilen suçlamanın somut unsurlarının ayrı ayrı incelenmesi, bu denetimin hukuki sınırları açısından belirleyici önem taşıyor.

11–18 Ekim haftası, Türkiye’de gazetecilerin çalışma koşullarının yalnızca yayın kuruluşlarının ekonomik yapıları, editoryal tercihleri ve haber kaynaklarına erişimleri tarafından belirlenmediğini; gözaltı, tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin de mesleklerinin uygulanışını etkilediğini gösterdi. Bazı gazeteciler cezaevinde, bazıları evlerinde, bazıları imza yükümlülüğü ve yurt dışına çıkış yasağı altında bulunurken, haklarında herhangi bir adli tedbir bulunmayan gazeteciler de haber sitelerine ve dijital hesaplara yönelik müdahalelerin yaşandığı bir ortamda çalışmayı sürdürdü. Bu koşulların kamuoyuna etkisi, yalnızca gazetecilerin kişisel özgürlükleriyle sınırlı değil; toplumun ekonomik faaliyetler, kamu yönetimi, yargı süreçleri ve siyasi gelişmeler hakkında hangi bilgilere ulaşabildiğiyle de doğrudan bağlantılı.

Bir gazetecinin cezaevine konulması görünür ve kaydedilebilir bir olaydır. Buna karşılık yayımlanmayan bir haberin, kurulamadığı için gerçekleşmeyen bir görüşmenin veya işini kaybetme ya da soruşturmaya uğrama kaygısıyla sürdürülemeyen bir araştırmanın kaydı çoğu zaman tutulmaz. Bu nedenle basın özgürlüğünün gerçek durumunu değerlendirirken yalnızca kaç gazetecinin tutuklandığını değil, gazetecilerin hangi koşullarda haber yapabildiğini de sorgulamak gerekiyor. Haftanın geride bıraktığı soru da bu noktada beliriyor: Gazetecilerin haber yapma olanakları daraldığında, kamuoyunun öğrenme hakkı hangi güvencelerle korunacak?


  • NHA / Türkiye Gazeteciler Sendikası, Expression Interrupted, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Anadolu Ajansı, Demirören Haber Ajansı, Deutsche Welle Türkçe, Euronews Türkçe, Associated Press, Financial Times, Medyascope, bianet, Cumhuriyet, Sözcü, Halk TV, TRT Haber, Habertürk, Ekonomim, Dünya, Biz Haberiz.

Editoryal kayıt: Bu çalışma 18 Ekim 2026 itibarıyla ulaşılabilen yayınlar ve basın özgürlüğü izleme listelerine dayanıyor. Cezaevindeki gazetecilere ilişkin sendikanın 17 kişilik listesi tam olarak aktarılmış, başka kuruluşların kayıtlarında yer alan ek isimler ayrıca belirtilmiştir. Farklı listelerin aynı tarihteki hukuki durumları bütünüyle örtüşmediği için Türkiye genelindeki kesin toplam ve bütün adli işlemlerin eksiksiz listesi olarak sunulmamıştır. Özellikle Murat Ağırel’in 16 Ekim gözaltısı sonrasındaki nihai adli durumu açık kaynaklarla kesinleştirilememiştir.