back to top
Ana Sayfa Haberler İBB Davasında Tutukluluk Cezaya Dönüşüyor Tartışması: 46 Kişi Hâlâ Cezaevinde

İBB Davasında Tutukluluk Cezaya Dönüşüyor Tartışması: 46 Kişi Hâlâ Cezaevinde

İBB davasında 17 Ekim’de yedi sanık hakkında tahliye kararı verilmesine rağmen, aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 46 kişinin tutukluluğu devam ediyor. Büyük bölümü bir yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan sanıkların avukatları, tutukluluk incelemelerine getirilen sınırlamaları ve tahliye taleplerinin reddedilmesini eleştiriyor. Bazı sanıkların olası mahkûmiyetlerinde alabilecekleri cezayla şimdiden cezaevinde geçirdikleri süre arasındaki fark da tartışmanın merkezinde. Hukukçular, kesinleşmiş hüküm bulunmadan sürdürülen tutukluluğun fiilen cezaya dönüşmesi tehlikesine dikkat çekiyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında açılan davada yargılama devam ederken, tutukluluk süreleri ile savunma hakkına ilişkin tartışmalar giderek büyüyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Silivri’de gördüğü 436 sanıklı davada, 17 Ekim’de yapılan 101’inci duruşmanın ardından yedi kişi hakkında tahliye kararı verildi. Ancak Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık, Murat Ongun, Necati Özkan ve avukat Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu 46 kişinin tutukluluğunun devamına hükmedildi. Bir yılı aşkın süredir özgürlüklerinden yoksun bırakılan sanıkların durumu, yargılamanın ne zaman sonuçlanacağından önce, tutukluluğun hangi hukuki gerekçelerle sürdürüldüğü sorusunu öne çıkardı.

17 Ekim’de açıklanan ara kararla Tolga Kılıç, Fatih Temür, Melih Geçek, Aytekin Karaaslan, Adem Başer, Nilgün Cendek ve Ümit Polat hakkında tahliye kararı verildi. Bununla birlikte Melih Geçek’in başka bir dosyada tutuklama kararı bulunması nedeniyle fiilen cezaevinden ayrılamayacağı bildirildi. Böylece mahkemenin aynı dosyadaki tutuklu sayısını 46’ya düşüren kararı, hakkında başka tutuklama kararı bulunan sanık bakımından özgürlüğe kavuşma sonucunu doğurmadı. Mahkeme bazı tutuksuz sanıkların ev hapsi, imza yükümlülüğü ve yurt dışına çıkış yasağı gibi adli kontrol tedbirlerini de kaldırdı. Dava 2 Kasım’a ertelendi.

Savcılık, ara karar öncesinde yalnızca Ümit Polat ve Nilgün Cendek’in tahliyesini, diğer sanıkların tutukluluklarının devamını istemişti. Mahkeme beş kişi daha hakkında tahliye kararı verirken, kalan sanıklar yönünden tutukluluğun sürdürülmesine hükmetti. Davanın başlangıcında yüzü aşkın kişinin tutuklu bulunması ve yargılama sürecinde bu sayının aşamalı olarak azalması, tahliye kararlarının hangi ölçütlere göre verildiği ve aynı önlemin diğer sanıklar açısından neden gerekli görülmeye devam edildiği sorularını da gündemde tutuyor.

Bir Yılı Aşan Tutukluluk, Sınırlanan Savunma Hakkı

İBB davasında tutukluluğun değerlendirilme biçimi, yalnızca son ara kararla başlayan bir tartışma değil. Yargılama boyunca sanıkların ve avukatların tahliye taleplerini sunabilmeleri için ayrılan süre, söz taleplerinin reddedilmesi ve bazı incelemelerin dosya üzerinden yapılması, savunma makamının itirazlarına neden oldu. İstanbul Barosu’nun duruşma gözlemlerine dayanan raporlarında, avukatlara her sanık için sınırlı süre verilmesi, duruşmaların çok uzun saatlere yayılması ve sanıklarla müdafileri arasındaki iletişimin güçleşmesi gibi uygulamalar adil yargılanma hakkı bakımından eleştirildi.

5 Ekim’de görülen 92’nci duruşmada bu gerilim açık bir protestoya dönüştü. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun söz talebinin reddedilmesi üzerine avukatlarla mahkeme heyeti arasında tartışma yaşandı. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu üyesi Kemal Aytaç’ın salondan çıkarılması yönünde talimat verilmesinin ardından avukatlar mahkeme heyetini alkışlarla protesto ederek duruşma salonunu terk etti. Aynı duruşmada İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın başka bir cezaevine nakledilmesi de meslektaşları tarafından protesto edildi.

Tutukluluk incelemelerinde söz hakkının sınırlandırılmasına ilişkin daha önceki itirazlarda da aynı hukuki sorun gündeme getirilmişti. Avukat Hüseyin Ersöz, sanıkların ve müdafilerinin tahliye taleplerini sözlü olarak açıklama olanaklarının kısıtlanmasının hukuki dinlenilme hakkıyla bağdaşmadığını savunmuştu. Mahkeme yönetimi ise duruşma düzenini sağlama, savunmaları planlama ve bazı tutukluluk incelemelerini dosya üzerinden gerçekleştirme yetkilerine dayanıyor. Tartışmanın temelinde, bu usul yetkilerinin savunmanın etkili biçimde kullanılmasını ne ölçüde sınırlayabileceği bulunuyor.

Çok sayıda sanığın yargılandığı bir davada duruşmaların planlanması kuşkusuz özel bir düzenleme gerektiriyor. Ancak avukatların itirazı, yargılamanın uzunluğunun ve sanık sayısının kişi özgürlüğüne ilişkin taleplerin gereği gibi değerlendirilmemesine gerekçe oluşturamayacağı noktasında yoğunlaşıyor. Bir tutukluluk incelemesinin belirli aralıklarla yapılması, tek başına etkin bir hukuki denetimin gerçekleştiğini göstermiyor. Her sanığın kişisel durumunun, isnat edilen suçun, delillerin ve tutuklamanın sürdürülmesini gerektiren koşulların ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.

Henüz Hüküm Yok, Ancak Geçen Süre Geri Verilemiyor

Davadaki hukuki tartışmanın en önemli yönlerinden biri, bazı sanıkların tutuklu geçirdikleri sürenin, mahkûm olmaları hâlinde alabilecekleri cezalarla karşılaştırılması. Savunma avukatları, özellikle daha düşük ceza gerektiren suçlamalar yönünden bir yılı aşan tutukluluğun ölçülülük ilkesine aykırı sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Eylül ayında da ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen suçlamalar nedeniyle tutuklu bulunan 21 sanığın durumu ve bir yıllık tutukluluk süresinin aşılması iddiaları gündeme gelmişti.

Burada hukuken önemli bir ayrım bulunuyor. Bir sanığın cezaevinde geçirdiği sürenin olası hapis cezasına eşit olması, kendiliğinden tahliye edilmesini sağlayan genel bir kural değil. Tutukluluk süresi, kanuni üst sınırlar, suçlamanın niteliği, somut tutuklama nedenleri ve adli kontrol tedbirlerinin yeterliliği birlikte değerlendirilmek zorunda. Üstelik tutuklulukta geçirilen süre, mahkûmiyet hâlinde infaz hesabında dikkate alınıyor. Ancak avukatların dikkat çektiği sorun, bu hesaplamanın ötesine geçiyor: Henüz suçluluğu kesinleşmemiş bir kişinin uzun süre özgürlüğünden yoksun bırakılması, sonunda beraat etmesi hâlinde geri alınamayacak sonuçlar doğuruyor.

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tutuklama, suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüpheyi gösteren somut delillerin yanı sıra kanunda belirtilen tutuklama nedenlerini ve ölçülülük koşulunu gerektiriyor. Kaçma tehlikesi, delillerin karartılması olasılığı ve adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağı, her sanığın durumu bakımından ayrı ayrı ele alınması gereken hususlar arasında bulunuyor. Tutuklama bir ceza değil, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini amaçlayan geçici bir koruma tedbiri olduğundan, devamına ilişkin kararların da güncel ve somut gerekçelere dayanması gerekiyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kişi özgürlüğüne ilişkin hükümleri de makul sürede yargılanma veya yargılama süresince serbest bırakılma güvencesini içeriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik yaklaşımında, başlangıçtaki suç şüphesinin varlığı uzun süreli tutukluluğun tek başına yeterli gerekçesi sayılmıyor. Tutukluluk uzadıkça devamını haklı kılan nedenlerin somutlaştırılması ve yargı makamlarının davayı gereken özenle yürütmesi önem kazanıyor.

Bu ilkeler, İBB davasındaki her tutuklunun hukuki durumunun aynı olduğu anlamına gelmiyor. Sanıklar farklı suçlamalarla yargılanıyor, haklarında farklı deliller ve tutuklama gerekçeleri ileri sürülüyor. Ancak tam da bu farklılık nedeniyle tutukluluğun devamının yalnızca dosyanın genel büyüklüğü veya suçlamaların ağırlığı üzerinden değil, kişiye özgü koşullarla gerekçelendirilmesi gerekiyor.

Uluslararası Kuruluşların Eleştirileri ve Yargılamanın Geleceği

İBB davasının yürütülme biçimi, uluslararası insan hakları kuruluşlarının da gündeminde bulunuyor. Human Rights Watch, mart ayında yaptığı açıklamada avukatların, gazetecilerin ve kamuoyunun duruşmaları izleme olanaklarına getirilen sınırlamaları eleştirmiş, yargılamanın açıklığı ve savunma hakkı konusunda güvence sağlanmasını istemişti. Uluslararası basında ise Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve siyasi rekabet tartışmalarıyla birlikte ele alınıyor.

Savcılık, davada örgütlü suç faaliyetleri, yolsuzluk ve çeşitli mali suçlamalar bulunduğunu ileri sürüyor. Sanıklar ve avukatları ise çok sayıda iddianın somut delillerle desteklenmediğini savunuyor. Bu suçlamaların doğruluğuna ilişkin kararı mahkeme verecek. Ancak dava henüz sonuçlanmadan sürdürülen tutuklulukların hukuka uygunluğu, suçlamaların esasına ilişkin hükümden ayrı bir değerlendirme gerektiriyor. Bir sanığın suçlu olup olmadığı sorusuyla yargılama boyunca cezaevinde kalmasının zorunlu olup olmadığı sorusu aynı değil.

17 Ekim’de Ekrem İmamoğlu’nun dört gün süren savunmasını tamamlamasının ardından açıklanan ara karar, dosyadaki bazı sanıkların özgürlüğüne kavuşmasının önünü açtı. Buna karşılık 46 kişi hakkındaki tutukluluk kararlarının devam etmesi, avukatların uzun süredir dile getirdiği itirazları ortadan kaldırmadı. Bir sonraki duruşmanın 2 Kasım’a ertelenmesiyle, cezaevindeki sanıklar bakımından yargılama süresine yeni günler eklendi. Bu süre, kimi sanıklar için neredeyse on dokuz aya yaklaşan bir tutukluluk döneminin devamı anlamına geliyor.

İBB davasında tartışılan mesele yalnızca kaç kişinin tahliye edildiği ya da kaç kişinin cezaevinde kaldığı değil. Yargılamanın ne kadar sürdüğü, sanıkların savunmalarını hangi koşullarda yapabildiği, tutukluluğun devamı kararlarının nasıl gerekçelendirildiği ve özgürlüğü daha az sınırlayan tedbirlerin neden yeterli görülmediği, adil yargılanmanın birbirinden ayrılamayan parçalarını oluşturuyor. Yargının suçlamaları araştırma ve hükme bağlama yetkisi kadar, henüz suçluluğu kanıtlanmamış kişilerin özgürlüğünü koruma yükümlülüğü de bulunuyor.

Davanın sonunda beraat edecek bir kişi açısından cezaevinde geçirilen ayların geri verilmesi mümkün olmayacak. Mahkûmiyet kararı verilenler açısından bile tutukluluğun gerekli ve ölçülü olup olmadığı ayrı bir hukuki sorun olarak kalacak. Bu nedenle Silivri’de devam eden yargılamanın önündeki soru yalnızca sanıkların hangi suçlardan ceza alacağı değil: Henüz hüküm kurulmamış bir davada, tutukluluk cezanın yerine geçmeye başladığında masumiyet karinesi ve kişi özgürlüğü nasıl korunacak?


  • NHA / Anadolu Ajansı, ANKA Haber Ajansı, Cumhuriyet, Evrensel, bianet, T24, Sözcü, Diken, Medyascope, Açık Silivri, İstanbul Barosu, Türkiye Barolar Birliği, Deutsche Welle Türkçe, Human Rights Watch, Reuters, Turkish Minute.