İBB davasının 104’üncü gününde, iddianamenin dayanakları arasında bulunan gizli tanık ifadeleri ile mahkeme huzurunda verilen yanıtlar arasındaki farklılıklar öne çıktı. Para alışverişi, rüşvet ve usulsüzlük iddialarını anlatan iki gizli tanık, bazı olayları doğrudan görmediklerini, bilgilerinin duyumlara ve kendi çıkarımlarına dayandığını söyledi. Savunma avukatları somut belge ve doğrudan tanıklık bulunmadığına dikkat çekerken tanıkların sorgulanma yöntemi de tartışma konusu oldu.
- NHA – İSTANBUL | 4 Kasım 2026
Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 436 sanığın yargılandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının 104’üncü duruşmasında, soruşturma aşamasında alınan gizli tanık ifadeleri ile mahkeme huzurunda verilen yanıtlar arasındaki farklılıklar gündeme geldi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde görülen duruşmada, “Gürgen” ve “Zeytin” kod adlı gizli tanıkların anlatımları, suçlamaların hangi somut bilgilere dayandığı sorusunu öne çıkardı.
Davanın üçüncü celsesinin üçüncü gününde dinlenen iki gizli tanık, sesleri değiştirilerek ve görüntüleri gizlenerek Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden duruşmaya katıldı. Savunma avukatları, tanıkların doğrudan bilgi sahibi olup olmadıklarını, iddialarını destekleyen belgeler bulunup bulunmadığını ve savcılık ifadelerinde yer alan ayrıntılara nasıl ulaştıklarını sorguladı. Tanıkların bazı sorulara verdikleri yanıtlar, soruşturma aşamasında kesin bilgiler gibi aktarılan anlatımların önemli bölümlerinin doğrudan gözleme dayanmadığını ortaya koydu.
Gizli Tanık Gürgen: Para Alışverişini Görmedim
Ağaç AŞ üzerinden para toplandığı ve rüşvet karşılığında dokuz araç temin edildiği yönündeki iddiaları soruşturma dosyasına giren “Gürgen” kod adlı gizli tanık, mahkeme huzurunda para alışverişine doğrudan tanıklık etmediğini söyledi.
Mahkeme başkanının para alışverişini görüp görmediğini sorması üzerine Gürgen, “Gördüğüm bir şey yok ama konuşulanlar böyledir” yanıtını verdi. İddialarının kaynağı sorulduğunda bunların piyasada konuşulan bilgiler olduğunu belirtti. Kendisine özel olarak anlatılmış bir olay bulunmadığını, bazı ayrıntıları ise aradan geçen süre nedeniyle hatırlayamadığını ifade etti.
Tutuklu Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’ın avukatı Kaptan Yılmaz, tanığa savcılığa herhangi bir belge, kayıt veya somut bilgi sunup sunmadığını sordu. Gürgen, iddialarını destekleyen belge sunmadığını söyledi. Sukas’ın kendisinden herhangi bir menfaat talep edip etmediği sorusuna ise hatırlamadığı yanıtını verdi.
Tanığın savcılık ifadesinde belirli şirketlere ilişkin ayrıntılı ticari bilgiler ve parasal tutarlar bulunması da sorgulandı. Mengiroğlu firmasıyla ilgili bilgilere nasıl ulaştığı sorulduğunda açıklama yapamayacağını belirten Gürgen, mahkeme başkanının rakamların kaynağını sorması üzerine “Bir yerden vakıf oldum” dedi.
Bu yanıtlar, savcılık ifadesindeki ayrıntılı suçlamalarla tanığın mahkeme huzurunda açıklayabildiği bilgi kaynakları arasındaki farkı görünür kıldı. Tanığın belirli para hareketlerinden söz etmesi, bunları doğrudan gördüğü veya ilgili mali kayıtlara sahip olduğu anlamına gelmiyor. İddiaların doğruluğunun belirlenmesi, tanık anlatımının dışında kalan kayıtların ve işlemlerin de incelenmesini gerektiriyor.
Zeytin’in İfadelerinde Duyum Ve Çıkarım
Duruşmada dinlenen “Zeytin” kod adlı gizli tanığın açıklamaları da benzer soruları gündeme getirdi. Savcılık aşamasında bazı belediye yöneticileri ve çalışanları hakkında suçlamalarda bulunan Zeytin, mahkeme huzurunda iddialarının bir bölümünün doğrudan bilgiye dayanmadığını söyledi.
Tanık, bazı olayları başkalarından duyduğunu, bazı kişiler ve işlemler arasında ise kendi değerlendirmesiyle bağlantı kurduğunu anlattı. Sorular karşısında kullandığı “Duydum” ve “Tahmin ettim, arada bağ kurdum” ifadeleri, savcılık anlatımındaki bazı sonuçların doğrudan tanıklık yerine çıkarımlara dayandığını gösterdi.
Zeytin’in suçlamalarda bulunduğu bazı kişileri doğrudan tanımadığını belirtmesi de savunma avukatlarının itirazlarına neden oldu. Ramazan Gülten ve Gürkan Akgün’ün avukatları, tanığın doğrudan görgüye ve somut belgeye dayanmadan suçlayıcı beyanda bulunduğunu savunarak Türk Ceza Kanunu’nun iftira suçunu düzenleyen 267. maddesi kapsamında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.
Bu talep, tanığın iftira suçunu işlediğinin mahkeme tarafından belirlendiği anlamına gelmiyor. Ancak savunmanın itirazı, tanığın olaylara ilişkin bilgisi ile bu bilgilerden çıkardığı sonuçların birbirinden ayrılması gerektiği üzerinde yoğunlaştı.
İki gizli tanığın ifadelerinde ortaklaşan sorun, soruşturma aşamasında anlatılan olayların mahkeme huzurunda aynı kesinlikle açıklanamaması oldu. Para alışverişi, rüşvet ve usulsüzlük gibi suçlamalar bakımından tanığın bir olayı doğrudan görmesi, başkasından duyması veya kendi değerlendirmesiyle sonuca ulaşması farklı kanıt değerleri taşıyor. Duruşmada ortaya çıkan bu ayrımlar, iddianamedeki ilgili suçlamaların hangi bağımsız delillerle desteklendiği sorusunu gündeme taşıdı.
Gizli Tanıklık Yöntemine Savunmadan İtiraz
Duruşmanın başlangıcında İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, gizli tanıkların dinlenme yöntemine itiraz etti. Pekin, tanıkların kimliklerinin gizlenmesini gerektiren somut tehlikenin ortaya konulmadığını savunarak normal usulde dinlenmelerini talep etti.
Mahkeme başkanı ise uygulamanın tanıkların kendilerini rahat hissetmelerini sağlamak amacıyla sürdürüldüğünü belirtti ve mevcut yöntemle devam edilmesine karar verdi.
Tutuklu İSTTELKOM Genel Müdürü Melih Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu da “İlke” kod adlı gizli tanığın gizli tanık olmak istemediğini belirttiğini hatırlatarak bu statünün sürdürülmesine itiraz etti. Mahkeme başkanı, tanığın kimliğinin açıklanmasını istemesi durumunda bunun değerlendirileceğini ifade etti.
Gizli tanıklık, ceza yargılamasında belirli koşullarda başvurulabilen bir yöntem. Ancak tanığın güvenliğinin korunmasıyla sanıkların aleyhlerindeki iddiaları sorgulayabilmesi arasında hukuki bir denge kurulması gerekiyor. Özellikle doğrudan gözleme dayanmayan anlatımlar söz konusu olduğunda, savunmanın bilgi kaynağını araştırabilmesi ve tanığın beyanlarının güvenilirliğini sınayabilmesi önem kazanıyor.
Duruşmada avukatların yönelttiği sorular, gizli tanıkların kimliklerinden çok, suçlamalara ilişkin bilgileri nereden edindikleri üzerinde yoğunlaştı. Tanıkların bazı ayrıntıları hatırlamadıklarını söylemeleri, bazı soruları yanıtsız bırakmaları ve belge sunmadıklarını açıklamaları, savunmanın bu konudaki itirazlarını artırdı.
Tanık Savcılığa Nasıl Gitti?
Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde dinlenen Furkan Yalçınkaya’nın ifadesi, soruşturma aşamasında tanıkların savcılığa nasıl yönlendirildiği konusunu gündeme getirdi.
Yalçınkaya, Ahmet Çiçek ile üç-dört yıl önce tanıştığını, Çiçek’in yaşadığı hukuki sorunlar nedeniyle kendi adına şirket kuramadığını ve bu nedenle kendisinden şirket kurmasını istediğini anlattı. Teklifi kabul ettiğini belirten Yalçınkaya, Çiçek’in tutuklanmasının ardından yaşanan sorunlardan haberdar olduğunu söyledi.
Tanığın savcılığa gitme sürecine ilişkin açıklamaları üzerine tutuklu sanık Murat Ongun’un avukatı Rahşan Sertkaya sorular yöneltti. Yalçınkaya, kendisini Ahmet Çiçek’in avukatlarının aradığını ve savcılığın kendisini dinlemek istediğinin iletildiğini belirtti. Savcılıktan doğrudan bir davet alıp almadığı sorusuna ise almadığı yanıtını verdi.
Bu anlatım, tanığın ifadesinin kendiliğinden mi yoksa başka kişiler aracılığıyla yapılan bir yönlendirme sonucunda mı alındığına ilişkin soruları gündeme taşıdı. Bununla birlikte bir tanığın avukat aracılığıyla savcılığa çağrılması, tek başına ifadesinin gerçeğe aykırı olduğunu veya hukuka aykırı biçimde alındığını göstermiyor. İfadenin güvenilirliği, tanığın bilgisi ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor.
Avukatın Mikrofonu Kapatıldı
Günün son bölümünde Kültür AŞ’nin eski avukatı Selman Narman’ın tanıklığı sırasında savunma avukatı Ali Rıza Dizdar ile tanık arasında tartışma yaşandı.
Serdal Taşkın’ın avukatı Dizdar’ın soruları sırasında taraflar arasında sözlü gerilim oluştu. Narman, avukatın kendisine yönelik üslubuna itiraz ederek soruları yanıtlamayacağını söyledi. Mahkeme başkanı, tartışmanın ardından avukatın mikrofonunu kapattı ve tanığın dinlenmesini sonlandırdı.
Bu gelişme, duruşmada savunmanın soru sorma hakkının kullanılma biçimini yeniden tartışmaya açtı. Tanıkların korunması ve duruşma düzeninin sağlanması mahkemenin sorumlulukları arasında bulunurken savunmanın aleyhe anlatımları sorgulayabilmesi de adil yargılanmanın temel güvencelerinden biri.
Mahkeme başkanı, gün içinde yeterince soru alındığını belirterek saat 17.18 dolaylarında duruşmayı sona erdirdi. Yargılamanın 5 Kasım’da devam etmesi kararlaştırıldı.
Savcılık İfadeleri İle Mahkeme Anlatımları Arasındaki Mesafe
İBB davasının 104’üncü gününde ortaya çıkan gelişmeler, iddianamenin dayanakları arasında bulunan tanık anlatımlarının mahkeme huzurunda sınanmasının önemini gösterdi. Gürgen ve Zeytin’in savcılık aşamasındaki suçlayıcı beyanları ile duruşmada açıkladıkları bilgi kaynakları arasındaki farklılıklar, özellikle para hareketleri ve kişiler arasındaki ilişkiler konusunda somut kanıtların belirleyiciliğini gündeme getirdi.
Tanıkların bazı iddialarını duyumlara dayandırması, suçlamaların bütünüyle geçersiz olduğu anlamına gelmiyor. Ancak bu anlatımların hangi kayıtlarla doğrulandığı, tanıkların doğrudan bilgileriyle çıkarımlarının nasıl ayrıldığı ve sanıkların bireysel sorumluluklarının hangi deliller üzerinden kurulduğu, mahkemenin açıklığa kavuşturması gereken konular arasında bulunuyor.
Yargılamada tutuklu bulunan sanıkların durumu da bu tartışmanın önemini artırıyor. Tutukluluk, mahkûmiyet anlamına gelmeyen geçici bir koruma tedbiri olmasına karşın kişilerin özgürlüğünü doğrudan sınırlıyor. Bu nedenle tutukluluğun devamı değerlendirilirken suç şüphesinin somut dayanakları ve yasal koşulların varlığı ayrıca incelenmek zorunda.
4 Kasım duruşmasında herhangi bir nihai hüküm verilmedi. Tanık ifadelerindeki farklılıkların delil değerini ve sanıkların hukuki durumunu nasıl etkileyeceği, yargılamanın sonraki aşamalarında belirlenecek.
Bununla birlikte duruşmada ortaya çıkan tablo, yalnızca tanıkların önceki sözlerini hatırlayıp hatırlamadığıyla sınırlı değil. Soruşturma aşamasında ayrıntılı biçimde anlatılan suçlamaların mahkeme huzurunda hangi bilgi kaynaklarıyla açıklanabildiği, bu kaynakların denetlenebilir olup olmadığı ve savunmanın bunları ne ölçüde sorgulayabildiği soruları öne çıkıyor.
Davanın 104’üncü gününden geriye kalan temel mesele de burada düğümleniyor: İnsanların özgürlüğünü ve kamu yönetimindeki sorumluluklarını doğrudan etkileyen ağır suçlamalarda, duyumlarla kurulan anlatımların somut delillerle desteklenip desteklenmediği nasıl belirlenecek ve mahkeme bu ayrımı kararlarına hangi gerekçelerle yansıtacak?
- NHA / AçıkSilivri Bağımsız İzleme Platformu, Medyascope – Furkan Karabay, Cumhuriyet – Engin Deniz İpek, ANKA Haber Ajansı, T24, Independent Türkçe, Gazete Oksijen, Gazete Pencere, Karar, Demirören Haber Ajansı.
- İBB Davasında Gizli Tanıkların İfadeleri Sorgulandı - 4 Kasım 2026
- İBB Davasında Tanık İfadeleri Tartışılıyor - 3 Kasım 2026
- Moda Devlerinin Ucuz İş Gücü Bangladeş’te Ayakta - 1 Kasım 2026













