back to top
Ana Sayfa Haberler Kararsız Seçmenin Yeni Parti Eşiği: “Bu Kez Kandırılmıyorum” Güvencesi Nerede?

Kararsız Seçmenin Yeni Parti Eşiği: “Bu Kez Kandırılmıyorum” Güvencesi Nerede?

Siyaset bilimci Seda Demiralp, bir hafta içinde yayımlanan üç kamuoyu araştırmasındaki belirgin oy farklarının yalnızca metodolojik farklılıklardan kaynaklanmadığına dikkat çekerek, Yeni Parti ile kararsız ve geçişken seçmen arasındaki ilişkinin siyasi tablonun temel belirleyicilerinden biri haline geldiğini savundu. Demiralp’e göre Çerçeve Yasa tartışmaları, bu seçmende yalnızca siyasi tercih değil, “kandırılma korkusu” ve siyasal aktörlere duyulan güven sorununu da yeniden büyütüyor.

Anketlerdeki Oynaklığın Ardında Kararsız Seçmen Var

Seda Demiralp, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, bir hafta içinde yayımlanan üç farklı kamuoyu araştırmasının Yeni Parti açısından iki haneli puan farkları ortaya koyduğuna dikkat çekti. Demiralp’e göre bu farklılığı yalnızca araştırma şirketlerinin metodolojileriyle açıklamak yeterli değil. Kararsız seçmenin hangi partiye dağıtıldığı ve Yeni Parti ile kararsızlar arasındaki geçişkenlik, sonuçlardaki büyük oynaklığın önemli nedenlerinden biri.

Demiralp, Emotics araştırmasında kararsız ve geçişken seçmenlerle yapılan çalışmada öne çıkan duygulardan birinin “kandırılma korkusu” olduğunu hatırlattı. Ona göre bugün bu duygu, farklı siyasal kanallar üzerinden yeniden tetikleniyor. Dolayısıyla kararsız seçmenin davranışındaki değişkenlik yalnızca “ölçüm hatası” olarak görülmemeli; seçmenin henüz karar vermemiş olmasının ardındaki güvensizlik de siyasi bir veri olarak okunmalı.

Bu yaklaşım, Türkiye’de kamuoyu araştırmalarının yalnızca “hangi parti yüzde kaç oy alıyor?” sorusuna indirgenmemesi gerektiğini de gösteriyor. Özellikle yeni siyasi oluşumların yükseliş veya gerileyişinde, kararsız seçmenin hangi korkular, beklentiler ve güvensizliklerle hareket ettiği, oy oranları kadar belirleyici hale geliyor.

“Çerçeve Yasa” Kararsız Seçmenin Güven Testine Dönüştü

Demiralp’e göre Çerçeve Yasa tartışmalarının muhalif eğilimli kararsız seçmen üzerindeki etkisi özellikle dikkat çekici. Bu seçmen grubunda süreç, bir yandan 2010’daki “yetmez ama evet” tartışmalarının yarattığı siyasi hafızayı yeniden canlandırırken, diğer yandan 2023 seçimleri ve sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu merkezinde yaşanan siyasal gelişmelerin oluşturduğu “ele geçirilme” ve “teslimiyet” korkularını harekete geçiriyor.

Buradaki kritik mesele, seçmenin yalnızca yasanın içeriğini tartışması değil. Seçmen aynı zamanda siyasal aktörlerin attığı adımların nereye gittiğini anlamaya çalışıyor. Çünkü geçmişte verilen bazı siyasi sözlerin veya desteklerin beklenmedik sonuçlar doğurduğu düşüncesi, bugün yeni bir siyasi süreç karşısında daha yüksek bir kuşku üretebiliyor.

Bu nedenle Çerçeve Yasa tartışması, teknik bir yasa tartışmasının ötesine geçerek bir güven ve siyasal yön meselesine dönüşüyor. Kararsız seçmen açısından temel soru, “Bu düzenleme bugün ne getiriyor?” kadar, “Bu düzenleme yarın Türkiye’yi nereye götürecek?” sorusu haline geliyor.

“Bunca İmkânsız Mümkünken Demokratikleşme Neden Mümkün Değil?”

Demiralp’in değerlendirmesinin en kritik noktası ise tam burada ortaya çıkıyor. Türkiye siyasi tarihi açısından son derece zor ve kapsamlı değişikliklerin tartışıldığı bir süreçte, milletvekillerinin aylar boyunca çalıştığı ve siyasal açıdan daha önce “imkânsız” kabul edilen bazı adımların mümkün hale geldiği bir ortamda, sıradan vatandaşın hak ve özgürlüklerini genişletecek somut bir düzenlemenin neden ortaya çıkmadığı soruluyor.

Bu soru, yalnızca muhalif seçmenin değil, demokratikleşme beklentisi taşıyan geniş bir toplum kesiminin önündeki temel soru olabilir.

Çünkü bir siyasal süreç “ilk adım” olarak tanımlanıyorsa, o ilk adımın yalnızca devletin güvenlik veya siyasal hedefleri bakımından değil, vatandaşın günlük yaşamında da bir demokratikleşme işareti vermesi beklenir.

İfade özgürlüğü, adil yargılanma, siyasi temsil, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü, seçilmişlerin görevlerini güvence altında sürdürebilmesi veya siyasal iktidarın keyfi uygulamalarının sınırlandırılması gibi alanlarda herhangi bir somut ilerleme görülmüyorsa, seçmenin şu soruyu sorması kaçınılmaz hale geliyor:

“Bu süreç kimin özgürlüğünü artırıyor?”

Kararsız Seçmenin Asıl Sorusu Oy Değil, Güven

Türkiye’de siyasi araştırmalar çoğu zaman kararsız seçmeni, hangi partiye ne kadar oy kaydıracağı üzerinden değerlendiriyor. Oysa Demiralp’in işaret ettiği tablo, bu kitlenin yalnızca “oy deposu” olmadığını gösteriyor.

Kararsız seçmen aynı zamanda siyasi güvenin ölçüldüğü alan haline geliyor.

Bir seçmen herhangi bir partiye oy vermemeyi yalnızca ideolojik uzaklık nedeniyle tercih etmeyebilir. Geçmişte yaşadığı siyasi hayal kırıklıkları, verilen sözlerin tutulmaması, siyasi aktörlerin kısa sürede pozisyon değiştirmesi veya desteklediği bir siyasi projenin farklı bir sonuç üretmesi de seçmeni kararsızlığa itebilir.

Bu nedenle Yeni Parti açısından da temel mesele yalnızca mevcut partilerden seçmen transfer etmek olmayabilir. Daha önemli soru, “Yeni bir siyasal aktör olarak siz neden eskilerden farklısınız?” sorusuna ikna edici bir cevap verebilmek.

Çünkü yeni bir partiye yönelen seçmen, yalnızca yeni bir isim aramıyor olabilir. Aynı zamanda geçmişte yaşadığı siyasi hayal kırıklıklarının tekrarlanmayacağına dair güvence arıyor.

Seçmenin Aradığı Güvence Söz Değil, Mekanizma

Demiralp’in değerlendirmesinin işaret ettiği temel sonuç şu: Kararsız seçmen artık yalnızca siyasi aktörlerin ne söylediğine değil, kendilerini güvence altına alacak mekanizmaların bulunup bulunmadığına bakıyor.

“Bu kez farklı olacak” demek yeterli olmayabilir.

Asıl mesele, farklılığın hangi hukuki ve siyasi güvencelerle garanti edileceğidir.

Çerçeve Yasa gerçekten bir başlangıçsa, bu başlangıcın demokratikleşme yönünde ilerleyeceğini gösterecek somut adımların da ortaya konulması gerekiyor. Aksi halde süreç, yalnızca siyasal aktörler arasındaki yeni bir mutabakat olarak algılanabilir ve toplumun geniş kesimlerinde yeni bir hayal kırıklığı yaratabilir.

Kararsız seçmenin bugünkü temel sorusu bu nedenle “Kime oy vereyim?” değil; “Kime güvenebilirim ve bu kez neden kandırılmayacağıma inanmalıyım?” sorusudur.

Siyasetin geleceğini belirleyecek kritik eşik de tam burada oluşuyor. Çünkü seçmen yalnızca yeni bir siyasi seçenek istemiyor; siyasi iradesinin bir kez daha kendi rızası dışında kullanılmayacağına dair güvence arıyor.


Kaynak: Seda Demiralp’in sosyal medya hesabında yayımladığı değerlendirme; değerlendirmede atıf yapılan Emotics araştırması ve kamuoyunda son dönemde yayımlanan farklı seçim araştırmalarına ilişkin yorumlar.