Ankara’da günlerdir ücret ve tazminatlarını almak için mücadele eden madencilerin eylemi, yalnızca ödenmeyen ücretlerin değil, çok daha hayati bir sorunun da tartışılmasını zorunlu kılıyor: İşçisinin aylarca maaşını ve tazminatını ödemekte zorlanan bir maden şirketi, aynı dönemde milyonlarca liralık maliyet gerektiren iş sağlığı ve güvenliği yatırımlarını eksiksiz yapabiliyor mu? Eğer işçinin alın terinin karşılığını ödemek için kaynak yoksa, yerin yüzlerce metre altında işçinin hayatını koruyacak kaynak gerçekten var mı?
Ankara’da günlerdir devam eden madenci eylemi, Türkiye’de çalışma hayatının kronikleşmiş bir sorununu yeniden görünür hale getirdi. Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işletmelerinde çalışan işçiler, ücret, tazminat ve diğer alacaklarının ödenmesi için Ankara’ya geldi. İşçilerin daha önce verilen ödeme sözlerinin tutulmadığını belirttiği eylemler sırasında polis müdahalesi ve gözaltılar yaşandı. Bugün ise holding sahibi Sabahattin Yıldız, işçilerin alacaklarının ödeneceğini açıkladı.
Fakat burada gazeteciliğin sorması gereken soru, “Maaşlar ne zaman ödenecek?” sorusuyla bitmiyor.
Asıl soru şu: Bir maden şirketi işçisinin ücretini aylarca ödeyemiyorsa, o madenin güvenli işletilmesi için gereken parayı nereden buluyor?
Maaş Yoksa Güvenlik Bütçesi Nerede?
Maden işletmeciliğinde iş güvenliği, üretimin yanında duran bir “ekstra harcama” değildir. Havalandırma, tahkimat, gaz ve toz ölçümleri, yangın güvenliği, acil durum sistemleri, kişisel koruyucu donanımlar, bakım ve periyodik kontroller, eğitim, kurtarma altyapısı ve deneyimli teknik personel; yeraltı madenciliğinin doğrudan yaşam güvenliğiyle ilgili temel unsurlarıdır.
Bunların önemli bir bölümü sürekli maliyet yaratır.
Dolayısıyla bir şirket “kredi bulamadık”, “öz kaynaklarımız yetmedi”, “gayrimenkul satıyoruz” diyorsa, bu açıklamanın yalnızca işçi alacakları bakımından değil, maden güvenliği bakımından da sorgulanması gerekir.
Çünkü şirketin finansman sıkıntısı yalnızca muhasebe bilançosunda duran bir rakam değildir. Finansman sıkıntısı üretim girdilerini, bakım-onarım harcamalarını, ekipman yenilemesini, teknik personel istihdamını ve iş güvenliği yatırımlarını da etkileyebilir.
Tam da bu nedenle kamuoyunun şu sorulara yanıt istemesi gerekir:
Şirketin iş sağlığı ve güvenliği bütçesi ne durumda?
Son bir yılda güvenlik ekipmanlarına ne kadar yatırım yapıldı?
Bakımı ve yenilenmesi gereken ekipmanların tamamının bakımı zamanında yapıldı mı?
Yeraltı ölçüm ve izleme sistemleri düzenli çalışıyor mu?
İş güvenliği için ayrılan kaynaklarda herhangi bir kısıntıya gidildi mi?
Bunlar yalnızca sendikaların değil, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın da cevaplaması gereken sorular.
Çünkü Madende “Tasarruf”un Bedeli Hayattır
Bir fabrikada üretim hattındaki bir makinenin bakımının ertelenmesi mali kayıp yaratabilir. Bir madende ise bazı güvenlik harcamalarının ertelenmesi insan hayatıyla ölçülebilecek sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle maden işletmelerinde finansal sorun yaşandığı iddia edildiğinde devletin bakması gereken ilk şeylerden biri, şirketin iş güvenliği yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği olmalıdır.
Üstelik burada elimizde yalnızca bugünkü eylemlerden ibaret bir tablo da yok. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Nisan 2026’da Doruk Madencilik hakkında 2023 ve 2025 denetimlerinde toplu iş sözleşmesinden doğan alacakların ve ücretlerin düzenli ödenmemesi nedeniyle toplamda milyonlarca liralık idari para cezaları uygulandığını, 2026 incelemelerinde de işçilere ait ücret alacaklarının bir bölümünün ödenmediğinin tespit edildiğini açıklamıştı.
Bu geçmiş, bugün sorulması gereken soruyu daha da ağırlaştırıyor.
Bir şirketin işçi ücretlerini düzenli ödemediği resmi denetimlerle de ortaya konulmuşsa, aynı şirketin maden işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından mali yükümlülüklerini nasıl yerine getirdiği ayrıca denetlenmiş midir?
Eğer denetlenmişse sonuçları nerede?
Hangi eksiklikler tespit edildi?
Hangi yaptırımlar uygulandı?
Eksiklikler giderildi mi?
Ve en önemlisi:
Şirketin mali yapısı bozulurken iş güvenliği yatırımları bundan etkilenmedi mi?
İşçinin Alacağı “Nakit Akışı”, Güvenliği “Maliyet” Mi?
Türkiye’de işçi ücretlerinin şirketlerin “nakit akışı” sorununa bağlanması giderek olağanlaştırılıyor.
Patron kredi bulamadığını söylüyor.
Gayrimenkul satıyor.
Finansman arıyor.
Ödeme takvimi açıklıyor.
İşçi ise aylarca bekliyor.
Fakat işçi açısından hayatın finansal takvimi yok.
Kira beklemiyor.
Elektrik faturası beklemiyor.
Çocuğun okul masrafı beklemiyor.
Pazar alışverişi beklemiyor.
Ve maden ocağında çalışan işçinin hayatı hiç beklemiyor.
İşçinin ücretini ödemek “nakit bulununca yapılacak bir ödeme” gibi değerlendirilemez. Aynı şekilde iş güvenliği de şirketin kâr ettiği dönemlerde yapılacak, zarar ettiği dönemlerde ertelenebilecek bir yatırım değildir.
İşçi ücretinin ertelenmesi nasıl kabul edilemezse, iş güvenliğinin de ertelenmesi kabul edilemez.
Burada devletin görevi yalnızca işçiler eyleme çıktığında devreye girmek olmamalıdır. Şirketlerin ödeme güçlüğü yaşadığı dönemlerde, üretimin devam edip etmediği kadar, iş güvenliği standartlarının aynı düzeyde korunup korunmadığı da proaktif biçimde denetlenmelidir.
Madenin Kârı Özel, Riski Neden Kamusal?
Meselenin bir başka boyutu ise madencilik faaliyetlerinin kamu kaynaklarıyla ilişkisi.
Türkiye’de madenler, şirketlerin kendi mülkü olan sıradan ticari varlıklar değildir. Yeraltındaki kaynaklar kamu adına işletilir; şirketler ruhsat ve çeşitli hukuki mekanizmalar üzerinden bu kaynakları üretime açar.
Dolayısıyla kamu, bir şirkete maden işletme imkânı veriyorsa yalnızca “ne kadar üretim yapıyorsun?” diye sormamalıdır.
Kaç işçi çalıştırıyorsun?
Ücretlerini zamanında ödüyor musun?
Tazminat yükümlülüklerini yerine getiriyor musun?
İş güvenliği için ne kadar harcıyorsun?
Teknik personel yeterli mi?
Denetimlerde ortaya çıkan eksiklikleri gideriyor musun?
Üretim baskısı güvenlik standartlarının önüne geçiyor mu?
Bu soruların tamamı kamu yararının parçasıdır.
Çünkü maden şirketi zarar ettiğinde işçi ücretini ödeyemiyorsa, bunun sonucu yalnızca şirket bilançosunda kalmaz. İşçi yoksullaşır, aile borçlanır, kamu sosyal maliyet üstlenir.
Bir iş kazası meydana geldiğinde ise sonuç çok daha ağırdır.
Şirketin maliyet hesabı, işçinin hayatının maliyetine dönüşür.
Önce Ücret, Sonra Güvenlik Değil; İkisi De İşçinin Hakkı
Bugün holding yönetimi işçilerin alacaklarının ödeneceğini söylüyor. Bu sözün tutulması elbette önemlidir. Ancak daha önce de ödeme taahhütlerinin verildiği ve bunların yerine getirilmediği işçiler tarafından ifade edildi; dolayısıyla artık kamuoyunun ihtiyacı yeni bir söz değil, hesaplara yansıyan gerçek ödemedir.
Ama mesele burada da bitmemeli.
Bu süreç, şirketin maden işletmelerindeki iş güvenliği koşullarının bağımsız ve kapsamlı biçimde incelenmesi için bir fırsata dönüştürülmelidir.
Çünkü işçinin aylığını ödeyemeyen bir şirketin, “iş güvenliği yatırımlarımız eksiksiz” demesi tek başına yeterli değildir.
Belge gerekir. Denetim gerekir. Rapor gerekir. Şeffaflık gerekir.
Ve kamuoyunun bilmesi gereken en basit şey şudur:
Madene giren işçi, yalnızca emeğini değil, hayatını da ortaya koyuyor.
O halde şirketin ilk yükümlülüğü, işçinin ücretini zamanında ödemek; ikinci değil, aynı anda yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülük ise işçinin sağ salim evine dönebilmesini sağlamaktır.
Asıl Denetim Madenci Ankara’ya Geldiğinde Başlamamalı
Türkiye’de işçi hakları açısından en büyük sorunlardan biri, devletin çoğu zaman sorun görünür hale geldikten sonra harekete geçmesidir.
Madenci Ankara’ya gelir.
Günlerce eylem yapar.
Açlık grevine başlar.
Gözaltına alınır.
Holding binasına girer.
Patronla karşı karşıya gelir.
Sonra ödeme sözü verilir.
Oysa olması gereken bunun tam tersidir.
İşçi Ankara’ya gelmeden önce devlet denetlemelidir.
İşçinin maaşı ödenmeden önce müdahale edilmelidir.
Tazminat birikmeden önce sistem kurulmalıdır.
Maden güvenliği için ayrılan kaynak üretim başlamadan ve üretim devam ederken denetlenmelidir.
Ve şirketin mali yapısı bozulduğunda ilk alarm, işçinin maaş hesabından değil, madenin güvenlik hesabından da okunmalıdır.
Çünkü bir ülkede madencinin hakkını almak için Ankara’ya gelmesi gerekiyorsa, yalnızca şirket yönetiminde değil, denetim sisteminde de ciddi bir sorun var demektir.
Bugün sorulması gereken soru bu nedenle yalnızca “Madencinin parasını ne zaman ödeyeceksiniz?” değildir.
Daha ağır ve daha yaşamsal soru şudur:
İşçisinin emeğinin karşılığını ödeyemeyen bir maden şirketi, işçisinin hayatını korumak için gereken parayı gerçekten ayırabiliyor mu?
Bu sorunun cevabı belgeleriyle ortaya konulmadığı sürece, madenlerde “güvenli çalışma” söylemi yalnızca bir temenniden ibaret kalır.
Ve madencilikte bunun bedelini bazen bir bordro değil, bir hayat öder.
- Madencinin Maaşını Ödeyemeyen Şirket Madeni Güvenli Tutabiliyor mu? - 13 Ağustos 2026
- Bir Yasanın Kaderi Onu Yapan İktidardan Daha Büyük Olabilir mi? - 12 Ağustos 2026
- Şile Dosyasında 13 Aylık Bekleyiş Bitti, Adil Yargılama Sınavı Başladı - 11 Ağustos 2026



















