back to top
Ana Sayfa Haberler Konkordatoda Alarm: Şirketlerin Borç Krizi Zincirleme Yayılıyor

Konkordatoda Alarm: Şirketlerin Borç Krizi Zincirleme Yayılıyor

Türkiye’de şirketlerin borçlarını çevirmekte zorlandığını gösteren konkordato kararları 2026’nın ilk yedi ayında 3 bin 529’a ulaşırken, mahkemeler 171 şirket hakkında iflas kararı verdi; tablo, yüksek finansman maliyetleri ve zayıflayan iç talep altında reel sektörün yalnızca şirketleri değil, çalışanları, tedarikçileri ve alt yüklenicileri de içine alan bir borç sarmalına sürüklendiğini gösteriyor.

Yedi Ayda 3 Bin 529 Karar

2026’nın ilk yedi ayına ilişkin konkordato verileri, Türkiye’de şirketlerin finansman ve borç çevirme sorunlarının yeni bir eşiğe geldiğine işaret ediyor. Söz konusu dönemde mahkemeler tarafından 1.167 geçici mühlet, 918 kesin mühlet, 1.146 ret, 171 iflas ve 127 tasdik kararı olmak üzere toplam 3 bin 529 karar verildi.

Burada kritik nokta, 3 bin 529 rakamının doğrudan “3 bin 529 şirket konkordato ilan etti” anlamına gelmemesi. Bu toplam, konkordato süreçlerinde mahkemeler tarafından verilen farklı nitelikteki kararları kapsıyor. Dolayısıyla ekonomik tablonun daha sağlıklı okunabilmesi için başvuru, mühlet, ret, tasdik ve iflas verilerinin birbirinden ayrılması gerekiyor.

Buna rağmen toplam karar sayısındaki yükseliş, şirketlerin borçlarını yeniden yapılandırmak için yargısal korumaya başvurduğu dönemin giderek genişlediğini gösteriyor. Karşılaştırma açısından, 2024 yılının tamamında toplam konkordato kararı 3 bin 497 düzeyindeydi. 2026’nın yalnızca ilk yedi ayında bu seviyenin aşılması, artışın boyutunu ortaya koyuyor.

Asıl Alarm İflas Ve Retlerde

Tablonun daha kritik tarafı yalnızca konkordato süreçlerinin artması değil, bu süreçlerin ne kadarının sürdürülebilir bir yeniden yapılandırmaya dönüşebildiği. 2026’nın ilk yedi ayında 1.146 konkordato talebinin reddedilmesi, toplam kararların yaklaşık üçte birinin başvurunun olumlu sonuçlanmadığını gösteriyor.

Aynı dönemde 171 iflas kararı verilmesi de dikkat çekici. Karşılaştırmalı verilerde 2024’ün ilk yedi ayında 55 olan iflas kararının 2025’in aynı döneminde 126’ya, 2026’nın ilk yedi ayında ise 171’e yükseldiği görülüyor. Böylece iki yıl içinde aynı dönem için verilen iflas kararlarında belirgin bir artış yaşanmış durumda.

Bu tablo, konkordatonun her şirket açısından bir “kurtuluş mekanizması” olmadığını da ortaya koyuyor. Mahkemelerin verdiği ret ve iflas kararları, borçların yapılandırılması için başvurulan hukuki korumanın her dosyada işletmenin sürdürülebilirliğiyle sonuçlanmadığını gösteriyor.

Borç Krizi Şirketle Sınırlı Kalmıyor

Konkordatonun ekonomik etkisi, mahkeme dosyasındaki şirketin sınırlarını çoktan aşıyor. Bir ana firmanın tedarikçilerine, taşeronlarına veya hizmet aldığı işletmelere ödeme yapamaması, özellikle işletme sermayesi sınırlı KOBİ’lerde yeni bir nakit açığı yaratabiliyor.

Bu nedenle zincirin bir halkasındaki ödeme sorunu, kısa sürede başka bir işletmenin borç ödeme kapasitesini etkileyebiliyor. Tedarikçi tahsilat yapamıyor, çalışan ücretleri ve vergi ödemeleri baskı altına giriyor, bankacılık borçları çevrilemez hale geliyor ve sonuçta ikinci bir işletme de konkordato yoluna başvurmak zorunda kalabiliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2025’te yayımladığı değerlendirmelerde de konkordato talep eden firmaların toplam ekonomi içindeki payının sınırlı olduğu, ancak bu şirketlerin ticari ilişkiler üzerinden yarattığı etkilerin ayrıca izlenmesi gerektiği ortaya konulmuştu. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın TOBB, UYAP, TCMB, GİB ve Türkiye Bankalar Birliği verilerini bir araya getiren çalışmasında, Ocak 2024-Ağustos 2025 döneminde konkordato talep eden firmaların toplam firma sayısı içindeki payının yüzde 1’in altında olduğu belirtilmişti.

İnşaat Ve Tekstil Borç Baskısında

Konkordato dosyalarının sektörel dağılımında özellikle inşaat, tekstil, imalat ve sanayi öne çıkıyor. Bu durum tesadüf değil. Uzun vadeli finansman ihtiyacının yüksek olduğu inşaatta yüksek faiz ve maliyet baskısı, tekstil ve imalatta ise iç talepteki zayıflama, ihracat pazarlarındaki rekabet ve işletme sermayesi ihtiyacı şirketlerin nakit akışını zorluyor.

2026 verilerinde inşaatla bağlantılı şirketlerin yanı sıra tekstil, giyim, metal ürünleri, mobilya, plastik, makine, alüminyum ve ambalaj sektörlerinde de çok sayıda konkordato dosyası bulunuyor. Gıda, tarım, lojistik, akaryakıt, otelcilik ve enerji gibi sektörlerdeki dosyalar ise sorunun yalnızca sanayi üretimiyle sınırlı olmadığını gösteriyor.

Özellikle inşaat sektöründeki bir firmanın ödeme güçlüğü, yalnızca müteahhidi değil; demir-çelik üreticisinden hazır beton şirketine, taşeron işçiden nakliye firmasına kadar geniş bir ekonomik ağı etkileyebiliyor. Bu nedenle konkordato sayısındaki artış, reel ekonomideki nakit akışı zincirinin ne kadar kırılgan hale geldiğine ilişkin önemli bir gösterge niteliğinde.

İstanbul İlk Sırada

Konkordato dosyalarının coğrafi dağılımı da Türkiye ekonomisinin üretim ve ticaret merkezleriyle örtüşüyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli ve Bursa başta olmak üzere sanayi ve ticaret faaliyetlerinin yoğunlaştığı kentlerde dosya sayıları yüksek seyrediyor.

İstanbul’un açık ara önde olması, Türkiye’de şirketlerin borç ve finansman sorunlarının aynı zamanda ekonomik yoğunlaşmanın bulunduğu merkezlerde biriktiğini gösteriyor. Ankara, İzmir, Kocaeli ve Bursa’yı Tekirdağ, Antalya, Denizli, Konya, Balıkesir, Mersin, Gaziantep ve Adana gibi üretim ve ticaret merkezleri izliyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca birkaç büyükşehirde faaliyet gösteren şirketlerin finansal sıkıntısı değil. Üretim zincirlerinin farklı kentlere dağılması nedeniyle bir şirketin konkordatosu, başka bir şehirdeki tedarikçinin bilançosuna ve çalışanların gelirine kadar uzanabiliyor.

Devlet De Sistemi Yeniden Sıkılaştırıyor

Konkordato dosyalarındaki artışın yanı sıra sistemin kötüye kullanılabileceğine ilişkin tartışmalar da 2026’da devletin gündemine girdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Mayıs ayında konkordato sürecinin kötüye kullanıldığını belirterek yeni bir düzenleme yapılacağını açıkladı.

Ardından Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkındaki Yönetmelik değiştirildi ve düzenleme 13 Mayıs 2026’da yürürlüğe girdi. Adalet Bakanlığı, değişiklikle konkordato başvurularında sunulan rapor ve belgelerin daha etkin denetlenmesini, sistemin şeffaflaştırılmasını ve kötü niyetli başvuruların önüne geçilmesini amaçladığını açıkladı.

Bu düzenleme, Ankara’nın da sorunu yalnızca “şirketlerin borçlarını yapılandırması” olarak görmediğini ortaya koyuyor. Bir tarafta gerçekten borçlarını çeviremeyen ve üretimini korumaya çalışan işletmeler, diğer tarafta konkordato mekanizmasının alacaklılardan korunmak amacıyla kötüye kullanılma ihtimali bulunuyor. Bu iki durumun birbirinden ayrılması, sistemin güvenilirliği açısından kritik.

Konkordato Ekonominin Röntgeni

Konkordato rakamları tek başına Türkiye ekonomisinin tamamının fotoğrafı değil. Zira Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın daha önceki analizinde de konkordato talep eden firmaların toplam firma sayısı içindeki payının yüzde 1’in altında kaldığı görülüyor.

Ancak bu oran, sorunun önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü konkordato, genellikle şirketin finansal sıkıntısının yargıya taşınacak kadar ağırlaştığı noktada ortaya çıkıyor. Bu nedenle sayı, ekonomideki bütün şirketleri değil, borç ödeme kapasitesi ciddi biçimde bozulan kesimi gösteriyor.

Üstelik konkordato ile iflas arasındaki ilişki, ekonomik sıkışmanın derinleştiği dönemlerde daha anlamlı hale geliyor. Bir şirketin konkordato talebi reddedildiğinde veya süreç iflasla sonuçlandığında, ortaya yalnızca şirket sahibinin bilançosunu ilgilendiren bir sonuç çıkmıyor; çalışanların ücretleri, tedarikçilerin alacakları, bankaların kredileri ve kamu alacakları da aynı dosyanın parçası haline geliyor.

Sorun Faizden Fazlası

Türkiye’de şirketlerin karşı karşıya olduğu tabloyu yalnızca “konkordato patladı” şeklinde okumak da eksik, yalnızca “sayılar ekonominin küçük bir bölümünü ilgilendiriyor” diyerek küçümsemek de yanlış.

Asıl mesele, yüksek finansman maliyeti, işletme sermayesi ihtiyacı, tahsilat sorunları, iç talep ve üretim koşullarının aynı anda şirketlerin nakit akışını sıkıştırması. Konkordato, bu baskının mahkeme dosyasına dönüşmüş hali.

Bu nedenle 2026’nın ilk yedi ayında verilen 3 bin 529 karar, ekonominin tamamının çöktüğünü kanıtlamıyor; ancak reel sektörün belirli kesimlerinde borç ödeme kapasitesinin ciddi biçimde aşındığını açıkça gösteriyor. Hele iflas kararlarının aynı dönemde 171’e ulaşması ve konkordato taleplerinin önemli bölümünün reddedilmesi, sorunun yalnızca geçici bir nakit sıkışıklığından ibaret olmayabileceğine işaret ediyor.

Türkiye ekonomisinin önündeki temel soru artık yalnızca “kaç şirket konkordato ilan etti?” değil. Asıl soru, bu şirketlerin neden borçlarını çeviremediği ve bir şirketin ödeme güçlüğünün neden tedarikçiden işçiye, bankadan taşerona kadar bütün üretim zincirinde yeni bir borç dalgası yaratabildiği.


  • NHY / Adalet Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, İlan.gov.tr / Basın İlan Kurumu