CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin ceza davasında dinlenen etkin pişmanlıktan yararlanan tanık Adem Soytekin, “delege iradesinin gaspına” ilişkin herhangi bir görgüye ya da bilgiye sahip olmadığını açıkça beyan etti. “Mutlak butlan” kararına dayanak oluşturduğu ileri sürülen iddiaların mahkeme huzurunda somut delille desteklenememesine rağmen davanın 16 Eylül’e ertelenmesi, yargı sürecinin hukuki gereklilikten çok siyasi takvimin parçası haline getirildiği yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla açılan davanın son duruşması, dosyanın hukuki temelini oluşturan iddialarla mahkeme salonunda ortaya çıkan tablo arasındaki çelişkiyi daha görünür hale getirdi. Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, kamuoyunda İBB soruşturmasının etkin pişmanlıktan yararlanan ismi olarak bilinen Adem Soytekin’in ifadeleri, delege iradesinin para, konut veya başka bir menfaat karşılığında yönlendirildiğine ilişkin doğrudan bir bilgi ya da tanıklığının bulunmadığını ortaya koydu.
Buna rağmen mahkemenin davayı yeni incelemeler gerekçesiyle 16 Eylül’e ertelemesi, yalnızca ceza yargılamasının değil, aynı zamanda CHP kurultayına ilişkin hukuki ve siyasi tartışmaların da aylar boyunca gündemde tutulacağı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.
Tanık İfadesi İddiaları Doğrulamadı
Duruşmada SEGBİS aracılığıyla dinlenen Adem Soytekin, KİPTAŞ üzerinden bazı isimlere konut satışı yapıldığı yönünde iddialarda bulundu. Ancak mahkeme başkanının, bu satışların delegelerin iradesini etkileme amacı taşıyıp taşımadığı sorusuna verdiği yanıt dikkat çekti.
Soytekin, “Bize amacı söylenmedi. Dairelerin verilmesi karşılığında delegelerin iradesinin etkilenmesine ilişkin bilgim yok. İrade gaspı konusunda bir görgü tanıklığım yok” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu’nun avukatlarının soruları üzerine de, “Bunları satın, kurultay için söz verdik” şeklinde herhangi bir konuşmaya tanık olmadığını söyleyen Soytekin, yalnızca CHP’li ve İBB’de görev yapmış bazı kişilere konut verilmesinin konuşulduğunu ileri sürdü.
Bu beyanlar, kurultay sonucunun hukuka aykırı biçimde değiştirildiği iddiasını doğrudan doğrulayan somut bir anlatım içermemesi bakımından duruşmanın en dikkat çekici bölümü oldu.
Savunma: Somut Delil Yerine Varsayımlar Var
Sanıklardan BELTUR Yönetim Kurulu Başkanı Özgen Nama da hakkındaki “delegelere para dolu çanta taşıdığı” iddialarını reddederek, otel ve MOBESE kamera kayıtlarının incelenmesi halinde yanında herhangi bir çanta bulunmadığının görüleceğini söyledi.
Sanık avukatları ise dosyadaki tanık anlatımlarının büyük ölçüde duyuma dayandığını, seçim sonucunu değiştirecek nitelikte maddi delilin dosyada bulunmadığını savundu.
İmamoğlu’nun avukatı Çağlar Çağlayan da Soytekin’in etkin pişmanlık sürecinde birden fazla ifade verdiğini hatırlatarak, ileri sürülen konut listelerinin ve iddia edilen dağıtımların bugüne kadar hiçbir somut belgeyle ortaya konulamadığını belirtti. Savunma, KİPTAŞ kayıtlarının mahkeme tarafından incelenmesini talep etti.
Butlan Kararı İle Ceza Dosyası Arasındaki Gerilim Büyüyor
Duruşmanın sonunda mahkeme, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararının gerekçesinin dosyaya getirtilmesine ve eksik görülen hususların tamamlanmasına karar vererek davayı 16 Eylül’e erteledi.
Ancak ortaya çıkan tablo, hukuki tartışmayı daha da derinleştirdi. Çünkü hukuk çevrelerinde uzun süredir tartışılan temel mesele, kurultayın iptaline dayanak yapılan “delege iradesinin sakatlandığı” iddiasının ceza yargılamasında somut delillerle ortaya konulup konulamadığı sorusu olmaya devam ediyor.
Son duruşmada dinlenen tanığın, delege iradesinin etkilenmesine ilişkin doğrudan bilgi sahibi olmadığını beyan etmesi, bu iddianın ispatı bakımından önemli bir boşluğa işaret etti. Buna karşın davanın yeni ertelemelerle devam etmesi ise, yargılamanın yalnızca hukuki sonuç üretmekten öte siyasi tartışmaları canlı tutan bir sürece dönüşüp dönüşmediği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Ceza yargılamalarının temel ilkelerinden biri olan makul sürede yargılanma ve maddi gerçeğin somut delillerle ortaya konulması ilkesi bakımından değerlendirildiğinde, davanın mevcut seyri, kamuoyunda hem yargısal öngörülebilirlik hem de hukuki güvenlik açısından yeni tartışmalara zemin hazırlıyor.













