Péter Magyar, Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarının ardından Macaristan’da hızlı bir kurumsal dönüşüm başlatırken, eski iktidarın kadrolarını tasfiye etmek için anayasa değişikliklerini ve merkeziyetçi karar alma yöntemlerini kullanması, “Orbán rejimini sona erdirme” iddiasıyla “Orbán’ın yöntemlerini yeniden üretme” riski arasındaki gerilimi büyütüyor.
Değişim Vaadiyle Gelen Hızlı Tasfiye
Magyar, iktidarının ilk 100 gününde devlet mekanizmasını hızla yeniden yapılandırmaya yöneldi. Seçim kampanyasında Orbán döneminin yolsuzluk, kayırmacılık ve otoriter yönetim anlayışını hedef alan Magyar, göreve geldikten sonra sembolik adımlarla da “yeni başlangıç” mesajı verdi. Başkent Budapeşte’de Orbán döneminde protestocuları hükümet merkezinden uzak tutmak amacıyla kurulan bariyerleri kaldırması ve Karmeliter Manastırı’nı ziyaretçilere ücretsiz açması, bu değişim iddiasının en görünür örnekleri arasında yer aldı.
Ancak hükümetin hızının, demokratik kurumsallaşma tartışmasını da beraberinde getirdiği görülüyor. Magyar, yürütmenin yanı sıra yargı ve kamu medyasındaki üst düzey kadroları değiştirmeye girişirken, bazı kritik atamaları doğrudan sosyal medya üzerinden veto etti. Kamu yayıncısı M1’in haber direktörlüğü için önerilen Gábor Hajdú ile sunucu Miklós Borsa’nın görevlendirmelerine Facebook üzerinden karşı çıkmasının ardından iki atama geri çekildi.
Sorunun özü burada ortaya çıkıyor: Orbán döneminin siyasal ve medya kontrolünü kırmak ile yeni iktidarın medya üzerindeki kontrolünü kurmak arasında demokratik açıdan kritik bir fark bulunuyor. Magyar’ın yönetiminde kamu yayıncılığının propaganda aygıtından çıkarılması olumlu bir dönüşüm olarak değerlendirilirken, personel kararlarının liderin doğrudan müdahalesine açık hale gelmesi, eski sistemden kopuşun sınırlarını tartışmalı hale getiriyor.
Kamu Medyasında Kontrol Tartışması
Magyar hükümeti, Orbán döneminde hükümet propagandasının parçası olmakla eleştirilen medya yapısını değiştirmek için önemli adımlar attı. Kamu yayıncısı M1’de günlerce yayımlanan bir mesajla geçmişte “yalan haber” üretildiğinin kabul edilmesi, yeni iktidarın medya alanındaki kopuş iddiasının sembolü haline geldi. Medya mevzuatının AB standartlarına uyarlanmasının ardından çeşitli yayın kuruluşlarının üst yönetimlerinde değişikliklere gidildi.
Ancak Macar medya uzmanı Ágnes Urbán’a göre asıl belirleyici mesele, eski kadroların değiştirilmesinden çok yeni kadroların hangi mesleki ve etik standartlarla çalışacağı. Kamu yayıncılığının hükümete değil yurttaşlara ve izleyiciye karşı sorumlu olması gerektiğini belirten Urbán, yeni atamaların medya üzerindeki siyasi gerilimi yeniden üretmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Bu nedenle Magyar’ın sosyal medya üzerinden personel kararlarına müdahalesi, yalnızca bir iletişim tercihi değil, iktidarın devlet medyasına yaklaşımının göstergesi olarak okunuyor. Orbán’ın propaganda mekanizmasını ortadan kaldırmak isteyen bir yönetimin, aynı mekanizmanın personel kontrolünü elinde tutması, demokratik dönüşüm iddiasının en kırılgan noktalarından birini oluşturuyor.
Anayasa Gücüyle “Orbán’ın Adamları” Tasfiyesi
Magyar hükümetinin daha tartışmalı hamlesi ise üst düzey devlet kurumlarındaki isimlerin görevden alınmasını sağlayan anayasal düzenlemeler oldu. Magyar, göreve geldikten sonra Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok, Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt ve Yüksek Mahkeme Başkanı András Varga’yı Orbán’ın “kuklaları” olarak nitelendirdi ve istifaya çağırdı. İstifalar gerçekleşmeyince hükümet, bu isimlerin görevden uzaklaştırılmasını sağlayacak anayasa değişikliklerine yöneldi.
Tisza Partisi’nin seçimlerde parlamentonun üçte ikisini elde etmesi, bu dönüşüm için gerekli anayasal çoğunluğu sağladı. Bu çoğunluk bir yandan Orbán döneminde anayasa ve nitelikli çoğunluk gerektiren yasalar üzerinden kurulan güç mimarisini değiştirme fırsatı yarattı; diğer yandan aynı araçların yeni iktidar tarafından kişiye özgü tasfiyeler için kullanılmasına ilişkin kaygıları artırdı. Amnesty International ve diğer sivil toplum kuruluşları, kişiye göre şekillendirilen anayasa değişikliklerinin hukuk devleti açısından sınırları aşabileceği uyarısında bulundu.
Buradaki temel demokratik ölçüt, kimin görevden alındığından çok hangi yöntemin kalıcılaştırıldığı sorusunda yatıyor. Eğer iktidar değişikliği, bağımsız kurumların yeniden güçlendirilmesi yerine her yeni çoğunluğun devlet kurumlarını kendi siyasi ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirmesine dönüşürse, Orbán döneminin temel yönetim mantığı ortadan kalkmış olmayacak; yalnızca iktidarın sahibi değişmiş olacak.
AB’den Destek, Hukuk Devletinden Uyarı
Magyar yönetiminin tüm adımları aynı ölçüde eleştiriyle karşılanmıyor. Tisza’nın üçte iki çoğunluğuyla gerçekleştirilen bazı reformlar, yürütme gücünün iki dönemle sınırlandırılması, nitelikli çoğunluk gerektiren yasaların kapsamının daraltılması ve Anayasa Mahkemesi ile yolsuzlukla mücadele kurumlarının yetkilerinin güçlendirilmesi gibi sonuçlar doğurdu. Avrupa Komisyonu da son hukuk devleti raporunda bu adımları olumlu değerlendirdi.
Brüksel’in yaklaşımı ekonomik alanda da karşılık buldu. Orbán dönemindeki yolsuzluk ve hukuk devleti sorunları nedeniyle dondurulan milyarlarca avroluk AB fonunun bir bölümü, reformların uygulanmasının denetlenmesi şartıyla kademeli olarak serbest bırakıldı. Ancak Avrupa Komisyonu’nun Budapest’e yönelik denetimi sürüyor.
Bu durum Magyar yönetiminin çelişkili tablosunu ortaya koyuyor: Bir tarafta kurumsal frenleri güçlendiren reformlar, diğer tarafta siyasi çoğunluğun personel ve kurumlar üzerinde yoğunlaşan müdahalesi. Dolayısıyla Macaristan’daki değişimin gerçek niteliğini belirleyecek olan, yalnızca Orbán döneminden kalan isimlerin değiştirilmesi değil, bu isimlerin yerine bağımsız kurumların yerleştirilip yerleştirilemeyeceği olacak.
Orbán’dan Kopuşun Sınırları
Magyar hükümeti dış politika ve ekonomi başlıklarında da Orbán döneminden tam bir kopuş gerçekleştirmiş değil. Magyar, Rus gazına bağımlılığın en az 2035’e kadar sürmesini savunuyor; Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşını işgal olarak tanımlasa da Ukrayna’nın AB’ye hızlandırılmış üyeliğine karşı çıkıyor. Göç konusunda da AB’nin dayanışma temelli sistemine mesafeli duruyor.
Orbán döneminde yabancı şirketlere getirilen özel vergilerin sürdürülmesi de Brüksel’le yeni hükümet arasındaki anlaşmazlık başlıklarından biri. SPAR ve Heidelberg Cement gibi yabancı şirketlerin ağır mali yüklerden şikâyet ettiği, Avrupa Komisyonu’nun ise uygulamayı Avrupa hukukuna aykırı olduğu gerekçesiyle yargıya taşıdığı aktarılıyor. Magyar buna rağmen vergilerin mevcut bütçe döneminde korunmasını savunuyor.
Ekonomik tablo ise yeni hükümetin hareket alanını daraltıyor. 2026’nın ilk çeyreğinde kamu bütçesinde 2.090 milyar forintlik rekor açık oluştuğu ve bunun ekonomik üretimin yüzde 9’una denk geldiği aktarılıyor. Kamu borcunun GSYH’ye oranı da yüzde 74,6 seviyesinde bulunuyor.
Sağlıkta Reform Sözü Henüz Gerçeğe Dönüşmedi
Macaristan’ın yeni yönetiminin sınandığı bir diğer alan sağlık sistemi. Uzun yıllar boyunca yetersiz finansmanla karşı karşıya kalan kamu sağlık sisteminde hastaneler, personel ve modern tedavi imkanları açısından ciddi sorunlar bulunuyor. Düşük ücretler ve kötü çalışma koşulları sağlık çalışanlarını özel sektöre veya yurtdışına yönlendirirken, ekonomik imkânı sınırlı hastalar uzun bekleme süreleriyle karşı karşıya kalıyor.
Macar Tabipler Birliği Başkanı Péter Álmos, yeni dönemde sağlık çalışanlarının izlenmesine yönelik yüz tanıma kameralarının kaldırılması, sağlık personelinin sorunları kamuoyuna açıklayabilmesi ve bazı verilerin yayımlanmaya başlaması gibi olumlu gelişmelere dikkat çekiyor. Ancak Álmos, bunların gerçek bir sistem değişimi için yeterli olmadığını ve Tabipler Birliği’nin yetkilerinin yeniden güçlendirilmesiyle sağlık sistemine vaat edilen ek kaynakların hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Bu açıdan Magyar hükümeti için asıl sınav, yalnızca eski iktidarın kadrolarını değiştirmek değil, devlet kapasitesini yurttaşların günlük yaşamına dokunan alanlarda yeniden inşa etmek olacak. Devlet medyası, yargı, sağlık ve ekonomi alanlarında kalıcı kurallar oluşturulmadan yapılacak kadro değişiklikleri, iktidar değişimini rejim değişikliğine dönüştürmeye yetmeyebilir.
Eski Sistemin İçinden Çıkan Yeni Rakip
Magyar’ın siyasi geçmişi de dönüşüm iddiasını değerlendirmeyi zorlaştıran önemli bir unsur. Orbán’a rakip olmadan önce Fidesz elitinin içinde yer alan Magyar, devlet ekonomik yapısında görev yaptı; devlet öğrenci kredi kurumunun yöneticiliğini üstlendi ve devletin etkili olduğu Magyar Bankholding gibi şirketlerde görev aldı. 2023’e kadar eski Adalet Bakanı Judit Varga ile evliydi; Varga halen Fidesz üyesi.
Magyar, Orbán’dan kopuşunu sistemdeki yaygın yolsuzluğa karşı çıkmasıyla açıklıyor. Ancak eleştirmenleri, kopuşun arkasında Fidesz içindeki güç ve makam mücadelesinin de bulunabileceğini öne sürüyor. Bu iddialar kanıtlanmış gerçekler olarak değil, Magyar’ın siyasi geçmişine yönelik tartışmalar olarak değerlendirilmeli.
Macaristan’daki dönüşümün henüz ilk 100 gününde olması nedeniyle kesin bir hükme varmak için erken. Ancak mevcut tablo önemli bir uyarı içeriyor: Bir otoriter sistemi değiştirmek, yalnızca eski iktidarın kadrolarını tasfiye etmekle değil, o sistemi mümkün kılan iktidar yoğunlaşmasını ortadan kaldırmakla mümkün.
Magyar’ın önündeki gerçek sınav da burada başlıyor. Eğer Orbán’ın merkeziyetçi devlet yapısını dağıtıp bağımsız kurumları güçlendirirse Macaristan’da gerçek bir demokratik yeniden yapılanmanın önü açılabilir. Buna karşılık, eski iktidarın kadrolarını yalnızca yeni iktidarın kadrolarıyla değiştiren ve anayasal çoğunluğu siyasi tasfiye aracına dönüştüren bir model ortaya çıkarsa, değişen yalnızca aktörler olur; iktidarın devlet üzerindeki hakimiyet mantığı ise yaşamaya devam eder.
- TB / ntv.de










