back to top
Ana Sayfa Haberler Madencinin İsyanı Altıncı Gününde: Bakanlık Önünde Çıplak Bedenlerle Hak Arayışı

Madencinin İsyanı Altıncı Gününde: Bakanlık Önünde Çıplak Bedenlerle Hak Arayışı

Elazığ Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işçilerinin ücret ve çalışma haklarının ödenmesi talebiyle başlattığı eylem altıncı gününe girerken, 24 saatlik gözaltıların ardından yeniden Bakanlık önüne çıkan madenciler, üstlerini çıkararak beş saatlik oturma eylemi gerçekleştirdi; Bağımsız Maden-İş ise “işçilerin değil, Türkiye işçi sınıfının eylemi” diyerek sendikal haklara yönelik baskıya tepki gösterdi.

Gözaltılar Sonrası Bakanlık Önünde Direniş

Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Elazığ Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işletmelerinde çalışan işçilerin haklarını alabilmek amacıyla Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde başlattığı eylem, altıncı gününde de sürdü. İşçilerin Bakanlık önünde gerçekleştirdiği eylem, yalnızca ücret ve çalışma koşullarına ilişkin taleplerin değil, Türkiye’de maden işçilerinin örgütlenme ve toplu mücadele imkanlarının da tartışıldığı daha geniş bir emek meselesine dönüştü.

24 saat gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakılan işçiler, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde yeniden bir araya geldi. Beş saat boyunca üstleri çıplak şekilde oturma eylemi gerçekleştiren madenciler, baretlerini yere vurarak “Bakanlık halka hesap verecek”, “Holdinglere el pençe, madenciye işkence”, “Alparslan Bayraktar peşimizi bırak” ve “Hak, hukuk, adalet” sloganlarını attı.

Eylemin biçimi, madencilerin çalışma koşullarına ilişkin sembolik bir protestonun ötesine geçti. Baretlerin yere vurulması ve işçilerin üstlerini çıkarması, maden emekçilerinin geçim, güvenlik ve çalışma hakkı taleplerinin kamu otoritesi tarafından duyulmadığı yönündeki tepkilerinin görünür bir ifadesine dönüştü.

“İşçi Hakkını Aradığı İçin Her Gün Gözaltına Alınamaz”

Eylemin ardından açıklama yapan Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır, gözaltı uygulamalarını ve sendikal mücadele üzerindeki baskıyı sert sözlerle eleştirdi. Çakır, işçilerin ve sendika yöneticilerinin hak aradıkları için sürekli gözaltına alınmasının “yasal, hukuki ve adil” olmadığını savunarak, bunun işçi sınıfını ve sendikaları sindirmeye yönelik bir uygulama olduğunu söyledi.

Çakır’ın açıklamasının en dikkat çekici bölümü ise patronlara yönelik oldu. İşçilerin her gün gözaltına alınabildiğini ancak işverenlerin benzer biçimde hukuki süreçlerle karşılaşmadığını belirten Çakır, “Alınacaksa insanlar gözaltına bir kere de patronu gözaltına alın” diyerek, kamu otoritesinin işçi-işveren uyuşmazlıklarında nasıl bir taraf olarak konumlandığı sorusunu gündeme taşıdı.

Bu çıkış, maden işçilerinin mücadelesini yalnızca işletme düzeyindeki alacak ve çalışma koşulları sorunundan çıkarıp, devletin emek-sermaye ilişkilerindeki rolüne ilişkin daha geniş bir tartışmanın içine taşıyor. Sendikanın ortaya koyduğu tabloya göre mesele, işçilerin taleplerinin karşılanıp karşılanmamasından ibaret değil; hak arama eylemlerinin kolluk ve yargı mekanizmalarıyla karşılaşması, sendikal örgütlenmenin fiilen hangi sınırlar içerisinde sürdürülebileceği sorusunu da büyütüyor.

Başaran Aksu Adli Kontrol Şartıyla Serbest

Eylemler sırasında gözaltına alınan Bağımsız Maden-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu da savcılık işlemlerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Aksu’nun serbest kalmasının ardından sendika, eylemin sürdürüleceğini açıkladı.

Genel Başkan Gökay Çakır, işçilerin yaşadığı yorgunluk nedeniyle eylemin o gün için daha rutin biçimde sürdürüleceğini belirtirken, pazartesi günü milletvekilleri ve Türkiye’deki tüm sendikalardan mücadeleye destek istedi. Çakır, “Bu saatten sonra buradaki 150 işçinin eylemi değil, Türkiye işçi sınıfının eylemidir” sözleriyle eylemin kapsamını genişletme çağrısı yaptı.

İşçilerin Bakanlık önündeki eylemin ardından kaldıkları misafirhaneye dönmesiyle günün protestosu sona erdi. Ancak taleplerin karşılanıp karşılanmayacağı ve işveren ile kamu otoritelerinin sürece nasıl yanıt vereceği belirsizliğini koruyor.

Maden İşçisinin Sorusu: Hak Aramak Neden Suç Gibi Muamele Görüyor?

Madencilerin altıncı güne ulaşan eylemi, Türkiye’de çalışma hayatının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getiriyor: İşçinin yasal haklarını talep etmesi ile kamu düzenine yönelik tehdit olarak görülmesi arasındaki sınır nerede başlıyor?

Özellikle ağır ve tehlikeli çalışma koşullarının bulunduğu madencilik sektöründe ücret, iş güvenliği, örgütlenme ve sendikal haklar birbirinden bağımsız sorunlar değil. İşçinin ekonomik hakkını savunabilmesi, aynı zamanda örgütlenebilmesine ve herhangi bir baskı altında kalmadan sendikal faaliyet yürütebilmesine bağlı. Bu nedenle madencilerin Bakanlık önündeki eylemi, yalnızca bir işletmedeki alacak anlaşmazlığı olarak okunamayacak kadar geniş bir emek ve demokrasi tartışmasına işaret ediyor.

Bağımsız Maden-İş’in açıklamalarının merkezindeki itiraz da burada düğümleniyor: Hak arayan işçiye uygulanan hukuki ve idari baskının, işverenin sorumluluğuyla aynı kararlılık düzeyinde işletilip işletilmediği. Eğer kamu otoritesi çalışma barışını sağlamakla yükümlüyse, bu barışın yalnızca işçilerin eylemlerini sonlandırmasıyla değil, işçilerin haklarının güvence altına alınmasıyla kurulması gerekiyor.

Madencilerin altıncı gününde ortaya çıkan tablo, bu nedenle yalnızca bir sendika eyleminin seyri değil; Türkiye’de emekçilerin hak arama kapasitesi, sendikal özgürlükler ve devletin işçi-işveren ilişkilerindeki konumuna ilişkin daha büyük bir sınav niteliği taşıyor.